KÖŞE YAZILARI

Âşık Veysel’in Ardından – İbrahim Ortaş yazdı…

Son yüz yılda Anadolu toprağında yaşamış hemen herkesin (özelliklede yetişkin bireylerin) kulakları Âşık Veysel’in sazı ve ağzından çıkan o tartılarak çıkan türkü sözleri ile tanışmıştır. TRT’nin TRT olduğu yıllarda sabahları Veysel babanın sözlerini anlamasam da müziği kulağıma hoş gelirdi. Belki de hep saz sesi duyduğumuz için hoşuma giderdi saz çalış tarzı. Çok sonraları yaşam yolculuğunda kendi yaşamını ve içinde yaşadığı dünyayı anlatmaya çalışan bir filozof yazar olduğunu fark ettim. Fark ettiğimde de Veysel baba artık doğanın yaşam bileşkesi olan toprak ile buluşmuş ve toprağının üzerinde onun ifadesi ile çiçekler açmış, arılar bal yapıyor, koyunla süt veriyordu. Mesleğim olan toprak bilimini anladıkça Veysel babanın büyüklüğünü ve sazının tellerinin gücünü daha iyi anlamaya başladım.

Âşık Veysel’in anlatımları ile o kadar etkili bir ozan ki saz ve söz bütünlüğü ile hepimizi düşündürttü. O sade ve naif anlatımı yanında vurucu ve dokundurucu ifadeleri ile bir o kadar da derin düşündürücü ve yaralayıcı etkiler yaptı zihinlerimizde.

Har bir anlatımın bir hikâyesi vardı tabii. Veysel babayı ozan yapan kendisini terk edip giden ilk eşi Esmaya verdiği yaşam dersidir. Kendisini terk eden Esma’ya olan sevgisini ve kırgınlığını “Bir vefasız zalim yâre bağlandım, Tarih üç yüz otuz beşte evlendim. Sekiz sene bir arada eğlendim, Zalim kâfir yetim koydu kuzumu.” diyerek başalar saz çalmaya.

Toplumcu bakış açısı ile anladığı dünyayı ve insanı doğa gerçeği üzerinden çalarak söyledi.

Hepimizin bildiği ölümsüz eserlerinden;

Uzun ince bir yıldayım,
Dostlar beni hatırlasın,
Güzelliğin on para etmez,
Kahpe felek,
Kara toprak,
Küçük Dünyam
Benim sadık yârim kara toprak gibi başucu söylemleri ile yaşamı ve ölüm bilincini hepimize aşıladı.

Halen sevilen ve sözleri değişik şekillerde yorumlanabilmektedir.

Aslı önemsediği şiiri ve türküleri ile fiziki olarak görmeyen, ancak gönül gözü ile sazının teller ile anlattığı “Sen bir ceylan olsan” şiirindeki “vursam yaralasam söz ile seni” sözleri kavgayı değil anlatımla hemde etkili anlatımla insanı içten vuran-yaralayan bir tarz.

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni

“Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa” sözü ile “İnsanı Kâmili” tanımlayan güçlü bir yetişkin bir bireyi ve ne aradığını bilen bir ifade. As olanın şekil değil öz olduğunu felsefi ve psikoloji bilimi dili ile anlatıyor duygularını. Sözleri ile yaşamı bütünlüklü anlamış bir ermiş olarak saz ile toplumun zihnine düşüncelerini kazdırmıştır.

Yaşamını anlattığı “Uzun ince bir yoldayım” şiirinde hepimizin yaşadığı yaşam yolcuğunda bilmeden gece gündüz gece yaşadığımız her tülü halleri açıklamaları filozofça açıklamış.

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm ayni zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Âşık Veysel ölmeden önce şöyle söylediği belirtilir; “Ben öldükten sonra mezarıma taş koymayın. Mezarımda beton hiçbir şey olmasın. Sadece toprağa gömün beni. Üstümde biten otları inekler, koyunlar yesin; Et olsun, süt olsun. Mezarımda açan çiçekleri arılar emsin, bal olsun. Toprak olayım, benim toprağım da milletime hizmet etsin”.

Genelde bu dünyayı ve öbür dünyayı analiz etmiş ve yaşamı bütünlüklü anlamış insanların ölüm olgusunu çözdükleri için ölümden korkmadıkları görülüyor.

Ölümü olgunlukla karışlamakta ve toprağa karışmaktan ve börtü böceğe yem olmaktan korkmamaktadırlar. Bu bilinç bir üst bilinci ve bütünlüklü bir kavrayışı ifade ediyor.

Benim yârim kara toprak şirindeki bir dörtlüğünde belirttiği;

Bütün kusurumu ey yâr toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yârim kara topraktır

Toprağın kendisini beklediğini ve kusurlarını (kendi tabiri ile sırlarını) sakladığını biliyor.

Aynı şiirinde, yaşamın ve gıdaların topraktan geldiğini belirtiyor. Toprakta yetişen bitkiler değil diyalektik açılımla koyunun da, kuzunun da suyun da, sütün de topraktan geldiğini belirtiyor.

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

1973 yılında ölmeden önce Ankara’dan Sivas Sivrialan Köyü‘ne gidip orada ölmek istediğini belirtirken “Ben artık, kendi kaderine terkedilmiş bir insanım. Bir bina eskiyince çöküntü başlar. İnsanlar dünyada arkasından anılmalı bir iz bırakmalı.” diyerek 07.01.1973 Yeni Ortam Gazetesinde yayınlanan şu dörtlükler ile yaşamdan anladıklarını anlatır.

Ne bir aydın olup ileri gördüm
Ne bir Mecnun olup Leyla’yı sordum
Gezdim dere tepe niceler gibi
Bulutlu karanlık geceler gibi

Veysel ne ararsan kendinde ara
Tükenmez varlıklar vermiş kullara
Çalışıp da yaklaşanlar o yere
Geçirdim günümü gaflet içinde

Her bir kelimesi ve dörtlüğü ayrı ayrı bir anlamlı ve düşündürtücü. Sözleri beynimizin altına giren ve düşünce dünyamızı genişleterek bizleri bilinçlendirdi ve ruhen içimizi mutlu etti. Ne mutlu ki böyle dünyayı gönül gözü ile anlamış ozanlarımız ve evrensel değerlerimiz olmuş.

Dün ölüm yıldönümüydü.(21 Mart 1973) Sargıyla rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Katarakt Hastalığı Her Yaşta Görülebiliyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu