BlogKÖŞE YAZILARIProf. Dr. Oğuz Makal

Prag’ın Tate Modern’ini Ararken

Oğuz Makal yazdı...

Prag’ın Tate Modern’ini ararken… – Oğuz Makal yazdı…

Prag, müzeler, sanat galerileri, sergiler ve tabii ki Kafka, Nâzım Hikmet ile keşfedilmesi gerekir. Nisan soğuğuna karşın Avrupa’nın sanat, yerel kültür ve Astronomik Saat Kulesi, ünlü mimar Frank Gehry’nin de imzası bulunan Dans Eden Ev, ayrıca gurme kentlerinden biri olarak yaptığı ünün karşılığını benim de içinde olduğum ziyaretçi akınıyla alıyor. Kaldı ki kentin tümü UNESCO ‘dünya tarih mirası’ konumunda, koruma altında.

Prag için bir yanda zamana direnen eşsiz mimarisi, vefa duygusuyla yapılmış yontuları, diğer yanda post-endüstriyel tasarım alanları, bunlardan birinde birden karşınıza çıkan David Černý’nin  Kampa Adası’ndaki dev yüzsüz bebek heykelleri gibi örnekler için birkaç gün yeterli olacak mıydı, deneyerek öğrenecektim. Ama kanımca beni en etkileyen Gulliver Airship (Gulliver Zeplini) heykelini de görme olanağı bulduğum çağdaş sanatın toplumsal ve politik boyutuna odaklanan önemli merkezlerden biri olan DOX Centre for Contemporary Art oldu.

Prag’ın Tate Moderninde

Eski bir fabrikadan birçok sanatı buluşturan katmanlı bu kültür platformu ya da bu bağımsız ve yenilikçi yapı  2008’de özel girişimle kurulmuş. Ve burası için “Prag’ın Tate Modern’i” gibi tanımlamalar da yapılmış.

Ahşap ve çelikten yapılmış dev Gulliver Zeplini’nin tasarımcısı Martin Rajniš Prag merkezli, deneysel, doğayla uyumlu tasarıma odaklanan mimarlık stüdyosu Huť Architektury Martin Rajniš’in de  kurucusu. Kim bilir, beki tasarım dili ve yenilikçiliği nedeniyle Huť architektury Martin Rajniš mimarlık fakültelerimizde öğreniliyordur.

Gulliver Zeplini’ne gelince, DOX Centre for Contemporary Art’ın en ikonik ve özgün yapılarından biri. Şöyle denilmiş: “Sadece görsel olarak ilginç bir heykel değil; mimari, edebiyat ve düşünceyi birleştiren kavramsal bir proje.”

Uzunca bir merdiven yardımıyla içine girilen Zeplin’in salonunda okuma etkinlikleri, tartışmalar, performanslar yapılıyor. Adını Gulliver’den alması (Gulliver’s Travels) boşuna değil, yüksekte duran, ahşap ve çelik kombinasyonu, yaklaşık 40+ metre uzunluktaki Zeplin bir keşif, farklı dünyalarla karşılaşma, düşünce platformu.

Programı sürekli değişen ve hem yıldız sanatçıları hem de deneysel işleri, sinema, edebiyat, fotoğraf ve yeni medya sanatlarını yan yana getiren DOX Centre for Contemporary Art “uluslararası dolaşımda” önemli bir yer. Bizden Bedri Baykam‘ın üç dört yapıtını sergide görmem bu nedenle şaşırtıcı değildi. Rus Fütürist şair ve sanatçı  Vladimir Mayakovsky’nin Sovyet Devrimi döneminde yaptığı propaganda afişleriyle karşılaşmak ayrı bir sürpriz oldu. DOX programı sürekli değişiyor ve hem yıldız sanatçıları (David Lynch, Amerikalı fotoğrafçı Joel-Peter Witkin, Orhan Pamuk gibi- konuk yazar ve sanatçı olarak; ayrıca Veba Geceleri kitabının Çekçe baskısı da tanıtılmış- hem de sergilediği deneysel işleri, küresel krizler, savaşlar ve göç dalgaları ya da Post-sosyalist Avrupa’da kimlik, gelecek tahayyülü ve kırılmalar üzerine küratöryel yaklaşımları yan yana getiriyor. Dahası, eksik kalanlar için konuşmak, neredeyse sınır tanımayan bir bildiri içerik formatı içinde ancak olabilir…

Nâzım Hikmet’li Prag’lı Yıllar

Tabii ki, sürgün yıllarında 1956 – 58 yıllarında kaldığı kent Prag’ta Nâzım Hikmet’in izlerini de aradım. İçinizden geçen “Café Slavia ve Üç Leylek Lokantası’na (Çekçe adı Hotel U Tří Čápů) mutlaka gitmişsindir” sözlerini duyar gibiyim.

Şiirinde “Belki prag’da üç leylek lokantası yok/ben uyduruyorum” diyor ama, çok değişse de bu adı taşıyan bir lokanta -otel- ile karşılaşma olanağı var. Şiirin dizelerinde adı geçen Sonya Danyolova’da “kim?” diye merak ettiklerim arasındaydı. (ah bacım, vah sonya danyolova/hiçbir şey unutulmuyor ölüler kadar çabuk). Benim gibi meraklılar yaptıkları araştırma sonucu Sonya’nın kimliği belgelenmiş tarihsel bir kişi olmadığı görüşüne varmışlar…

İlginç olan Nâzım Hikmet Vltava Nehri kıyısındaki Kavárna Slavia-Slavia Kafe’nin tam karşısındaki Ulusal Tiyatro binasını da izleyerek sadece şiirlerini kaleme almadı; Enayi, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?, İnek ve İstasyon gibi oyunları Çekçeye çevrilerek dönemin Çekoslovakya’sında Nâzım Hikmet oradayken, öncesi ve sonrasında en önemli tiyatrolarda uzun yıllar sergilendi, oyunlarının sahnelendiğini de gördü, Enayi’nin gala gecesine katıldı.

Ayrıca belirtmeli, “İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?” oyunu, Sovyetler Birliği’nde yazılmış ve kısa süre sahnelenebilmişti… Stalin ve politikasına eleştirel gönderme yaptığı açık ve cesur bu oyun, birkaç gösteriden sonra yasaklanmıştı. Çekya’da cesaretle sahneye konması, Nâzım için sevindirici olmuştu. (Bu konuda benim kitabıma bakınız: Beyazperde ve Sahnede Nâzım Hikmet.)

Duvarda Sanatın Temsilcileri

Café Slavia’nın duvarında birçok sanatçı, şair, ressamın ve tabii ki Nâzım Nikmet’in de fotoğrafı yer alıyor, ama duvarda fotoğrafıyla karşılaşacağınız Marina Tsvetaeva doğrusu size kim olduğunu sordurtuyor. Ben de sordum.

Moskova doğumlu bu şair kadın, Rus devrimi sonrası Uzun yıllar Prag’da sürgünde yaşadı, trajik yaşamına bir son vermek için 1939’da Sovyetler Birliği’ne geri döndü ama eşi tutuklandı ve idam edildi, kızı çalışma kampına gönderildi, acı ve umutsuzluk içinde 1941’de intihar etti.

Evet, Nâzım Nikmet’in şiirindeki gibi gerçekten “Prag şehri yaldızlı bir duman”…Yaldızlı bu kentte bulacaklarınız öylesine çok ki, pusulanız tarih ya da çağdaş sanat ise içinde kaybolmaya değer…

Oğuz Makal

Slavya Kahvesinde Şair Dostum Tavfer’le Yarenlik

Slavya kahvesinde dostum Tavfer’le
Viltava suyuna karşı oturup
Tatlı tatlı yarenliği severim.
Hele sabahları hele baharda.
Hele sabahları hele baharda
Konuşurken dalar dalar gideriz,
Bir yitirir, bir buluruz birbirimizi
Hele sabahları hele baharda
Prag şehri yaldızlı bir dumandır
Ve kızıl kocaman bir elma gibi
Nezval geçer taze çıkmış kabrinden.
Paramparça yüreciği de elinde
Ve Orhan Veli ile karşılaşırlar
Urumelihisarı’ndan gelir o
Ve telli kavağa benzer Orhan’ım
Yüreciği delik deşik onun da.
Biz de aynı loncadanız biliriz Tavfer
Zanaatların en kanlısı şairlik
Sırların sırrını öğrenmek için
Yüreğini yiyeceksin, yedireceksin.
Prag şehri yaldızlı bir dumandır.
Viltava suyunun köpüklerine
Martı kuşlarıyla gelir İstanbul.
Lejyonerler köprüsüne gidelim Tavfer,
Martı kuşlarına ekmek verelim.

Nâzım Hikmet
26 Nisan 1958, Prag

Dijital Bağımlılık Beynin Ödül Sistemini Hedef Alıyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu