‘Bertolt Brecht’siz ‘Olmak Ya Da Olmamak’

‘Bertolt Brecht’siz ‘Olmak Ya Da Olmamak’ – Oğuz Makal yazdı…
14 Ağustos oyun yazarı, ozan Bertolt Brecht‘in 70. ölüm yıldönümü. Epik tiyatronun da kuramcısı, yapıtlarıyla adaletsizliğe, savaşa, yasaklara karşı duran bu düşünce mimarını saygıyla anıyoruz.
“Sanki bu dünyada bir Brecht estetiği, tiyatrosu, ondan yararlanan Losey, Jean Luc Godard, Angelopoulos gibi yönetmenler yokmuş ve sanki bu dünyanın sanatı sadece Aristotolesci olmaya mahkummuş gibi…” girişini önceki yıllardaki bir yazımda yapmış, onun yaşam ve dünya üzerine düşünmemizi sağlamasından, “çağdaş dünyada epik tiyatronun pusulasıyla, film yapım geleneğinin kendisini yenileyebileceği yolları” bulmamıza yardımcı oluşundan söz etmiştim. Tabii, bu yazıya kaleme aldığım yıllarda Jean-Luc Godard, Theo Angelopoulos da yaşıyordu. Angelopoulos “Modern Yunan Üçlemesi” birinci bölümü olan Ağlayan Çayır sonrası, ikincisi olan Zamanın Tozunu yapmamıştı, üçüncü bölüm acı veren ölümüyle bitiremeyeceği Öteki Deniz belki sadece projeydi. (Not: Bu konularda Ange Yayını Sinema Tarih-Tarih Sinema-Sinemada Tarihin Görüntüsü kitabımda ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.)
Bertolt Brecht, 1920’lerden başlayarak 1956’daki erken ölümüne dek, temel olarak binlerce yıldır egemen olan Aristotolesci sanat anlayışına, “katharsis”e (izleyicinin ruhsal arınması), yaşamın taklidi/illüzyon niteliğine (mimesis) karşı görüş ve estetik kuramını oluştururken geleneksel tiyatroya olduğu gibi geleneksel sinemaya ve kültür/ sanattaki “gerçekçi geleneğe” yönelik eleştiriler yöneltti. Aradan geçen yıllarda bazı sanat etkinlikleri, örneğin Bertolt Brecht’in Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile birlikte yazdığı “Üç Kuruşluk Opera” adlı oyunda yer alan “Denn wovon lebt der Mensch?” adlı şarkının Türkçe çevirisi “İnsan Neyle Yaşar?” başlığıyla Uluslararası İstanbul Bienali gerçekleşti.
“İnsan Neyle Yaşar?” sorusunun yanıtı bugün de aynı yerde duruyor: Elbet ne ekmeksiz/ne iş olmadan, ekmeği, işi, sanat ve kültürü üreten, paylaştıran adaletli, eşitlikçi, özgür bir düzen olmadan insan yaşayamaz ya da “yaşadım” diyemez. Zaten “Üç Kuruşluk Opera” adlı oyun, o evredeki kapitalist ideolojinin birçok bileşenine ışık tutuyor, kötülükleri gözlerimizin önüne seriyordu. Bienal yaklaşık seksen yıl sonra bu sorunun yanıtını ararken, Bertolt Brecht’le de bizi tanıştırdı-özellikle 1980’lerden sonra siyasetten uzak tutulan genç kuşağın ilgisini çekmeye çalıştı. Bienalde en ilgimi çeken, bir sınıftaki gibi sıralar konmuş Tütün Deposu’ndaki özel bölümde daha ilk başta büyükçe yazılmış Bertolt Brecht’in şu şiirinin izleyiciyi karşılamasıydı:
Onların değil de sizin bu sıralarda oturmanız için
Aynı sizin gibilerin yararlandığını unutmayın
Ve şimdi kapamayın gözlerinizi, dönmeyin sırtınızı
Öğrenmeyi öğrenin ve ne için öğrendiğinizi
Brecht’in Marksizm ile bütünleşen ve yaşadığımız döneme de ışık tutan eleştirel görüşlerinin anahtarı bu dizeler, son 26 yılda birçok şeyin ters gittiğinin göstergesi olan toplumsalda, siyasette, kültür hayatında günümüzde de öğrenmeyi ne denli öğrendik ve niçin öğrendik/öğrenemedik sorusunu kendimize sormamızı sağlıyordu.
Brecht, trajedi/trajik-olanın eleştirisiyle olanaklı olacağını gösterir. Ona göre -ve W. Benjamin’e- “tarih geçmişteki gibi büyük kararlarla, dramatik davranışlarla değil; önemsiz gibi görünen, tek tek kalmış gibi görünen kararlarla, davranışlarla değiştirilebilecektir günümüzde”. (1)
Platon tragedyayı sona erdirmişti, Brecht, Platon’nun yapıtlarından yola çıkarak epik tiyatro düşüncesini oluşturduğunda, sadece sanatçıya siyasal bir rol kazandırmakla kalmadı, “sanatçıyı toplumdan dışlanmış biri olma durumundan kurtardı”.Jean-Luc Godard, Angelopoulos örnekleriydi…Doğru içeriğinin yaslandığı anlatım tekniğini bulan sanatın temel görevi, sanatçıyı olduğu kadar toplum hayatını da özgürleştirmeye yardımcı olması, hayatın olguları arasındaki görülemeyen siyasal bağlantıları ortaya çıkarmasıdır. (2)
Ancak belirtmeli ki, sanatsal görüntüde, tümüyle karşı olduğu kavramın Katharsis olduğu çok açık olmasına karşın, Einfuhlung (duygu temeli üzerinde yaşantı birliği) başta olmak üzere geleneksel tiyatronun taşıdığı estetik değer/kavramlara tümüyle karşı çıkmamış, “üretkenliği eğlencenin temel kaynağı kılan bir tiyatronun, onu aynı zamanda kendine konu yapmasını” onaylamıştır. (3) Kaldı ki, Brecht’in estetik kuramı, temelinde yabancılaştırma içermekle birlikte, epizotik anlatım, gestus, tarihselleştirme, anlatımcı yapı, göstermeci oyunculuk gibi sıralanabilecek temel özellikleriyle diyalektik bir bütünlük oluşturur. O izleyiciden “toplumdaki ve tarihteki rolünü anlamak için, sanat yapıtını bir araç olarak kullanması”nı bekler.

Brecht, tiyatroya yönelik düşüncesini sinema için de kabul eder: “Sinema, Aristocu olmayan bir dram sanatının (yani bir özdeşleşme görüngüsüne, ‘mimesis’e, öykünmeye dayanmayan dram sanatının) ilkelerini olduğu gibi kabul edebilir”. Ama, oyuna ve oyuncunun önceliğine fazla dikkat eden ve film öyküsünün yepyeni bir biçimde yazılması gerektiğini, endüstri özelliğini gözardı etmeden… 1930’lu yıllarda film yapmak kolay değildi. O günlerde Brecht’in onayladığı Brecht’çi bir tek film vardır, o da 1931’de gerçekleştirilen Kuhle Wampe…Yine de Brecht’in sinemadaki başarısı sınırlı kabul edilse de, ölümünden sonraki etkilerinin tiyatroda olduğundan daha büyük olduğu tanık olunur. “Etkinliğinin azımsanmayacak bir bölümünü sinematografik yaratmaya ya da en azından sinemayı ilgilendiren tasarıların işlenmesine adamış”(4) Nazilerin yenilişi sonrası, Demokratik Almanya’ya dönüşü yıllarında, 1955 yılında çekilen, Cavalcanti gibi çizgi dışı bir usta sinemacının Bay Puntilla ile Uşağı Matti uyarlamasını da beğenmeyecektir. Wolfgang Staudte tarafından başlanan (1956) Cesaret Ana ve Çocukları filmi çalışması Brecht’in ölümü nedeniyle duracak, beş yıl sonra tamamlanacaktır. Brecht ülkemize 1961 yılında Ankara’da Carrar Ana’nın Silahları, Ankara Deneme Sahnesi yapımıyla girecektir. Her yıl olmasa da zaman zaman Sezuan’ın İyi İnsanı, Üç Kuruşluk Opera, Bay Puntila ile Uşağı Matti oynandı…uzun yıllar sanat dünyamızda Brecht yoktur, taki 1971 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu Arturo Ui’yi sahneleyinceye dek. Bir yıl sonra sahnelenen Hitler Rejiminin Korku Sefaleti birkaç gösterimden sonra yasaklandı. AST yılmadı. Brecht’in Gorki’den oyunlaştırdığı Ana’yı oynadı, ama bu oyun da Ankara Valiliği tarafından yasaklandı.. Nihayet, Ergin Orbey’in Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü oluşuyla, 1979 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Yücel Erten’in yönettiği Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı (Der aufhaltsame Aufstieg des Arturo Ui) oynanabildi.
Giderek bir yandan geçim, gelecek derdi, adalet ve özgürlük arayışıyla boğuşurken, diğer yandan siyasi ve jeopolitik kırılmaların, despotizmin arasında sıkışmış durumdaki insanlarımızın gerçeği (gerçeğin gerçek nedenlerini) anlaması ve bulması için, B.Brecht düşünce ve estetiğinden ne denli yararlanıyoruz? Merak ettim, Ankara’da Brect ile ilgili oyun çalışmaları sürdürülmekteymiş, örneğin Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi gibi…İstanbul’da Ocak ayında Atlas Tiyatro Bertolt Brecht’in kült eseri Sezuan’ın İyi İnsanı’nı, genç-bağımsız bir ekip Bertolt Brecht’in Kuraldışı ve Kural (Die Ausnahme und die Regel) sahnelemiş. Ankara-Sanat Mamak’ta ODTÜ MD Oyuncuları da geçtiğimiz Mayıs ayında “Brecht Soruşturması” oyununu izleyiciye sunmuş. Yine Mayıs ayında bu kez İzmir’de İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) oyuncuları Brecht’in “Sivri Kafalılar” ve “Yuvarlak Kafalılar” oyununu sergilemiş. Haziran’da Arucad Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nin yıl sonu prodüksiyonu Bertolt Brecht ve Kurt Weill’in eserlerinden esinlenen “İnsan Neyle Yaşar?” olmuş. Tiyatro için Metin Boran söylemişti: “Bugün köhnemiş dünyamızda tiyatro sanatının hayata, tabiata, insana, topluma iktidar odaklarına, ahlaka ve erdeme dair söyleyecek söz arayanlara, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına kafa yoran, düşünen, sorgulayan, eleştiren, soru soran, yaşadığı bireysel ve toplumsal olumsuzları değiştirme gücü arayan seyirciye Brecht oyunları yeniden tekrar kılavuz olabilir. Bu sebeple toplumcu bir tiyatro için tiyatrolarda sahnelerde yeniden Brecht diyoruz. Evet, ama Brecht oyunları neredeyse yok gibi…”
Neyse ki, Nesin Sanat Köyü’nde (Şirince) sinema alanında geleneksel olarak devam eden ve doktora danışmanlığını yaptığım sevgiyle andığım Ertan Yılmaz adına düzenlenen Sinema Yaz Kampında Barış Yıldırım tarafından “Bertolt Brecht und Epik-Dramatik Tiyatro oder Bilim Çağının Tiyatrosu” dersinin verildiği haberine rastlamam, ayrıca Mardin’de Mêrdin Brecht Sahne’nin varlığını öğrenmem sevindirici oldu. Ve yazar, tiyatro yönetmeni, oyuncu Emine Sevgi Özdamar, Almanya’da Augsburg Şehri’nin 2026 Bertolt Brecht Ödülü’ne layık görüldü Bu haber de çok sevindirici.
Son yıl yayınlanan Çağdaşımız Brecht / Epik-Diyalektik Tiyatronun Güncelliği ve Tarihselliği (Erkal Umut) önemli bir araştırma…Neyse ki şiir, oyun, inceleme gibi alanlarda kitapçı raflarında Brecht yayınlarını görebiliyoruz. Filme gelince… Siz söyleyin…
Brecht’ten dönüştürdüğüm bir sözle bitiriyorum: “Gerçekler -hepsi olmasa da- kötü olmayabilir. Onları düzeltmemek -cesaret ve adanmışlık yoksa- kötü sayılmayabilir. Kötü olan, gerçekleri gizlemektir.”
Oğuz Makal

————-
- Ünsal Oskay, Kahraman ve Tragedya açısından Lukacs, Brecht ve Benjamin, Yazko Çeviri, Mart Nisan 1984, sayı 18, s. 96,
2. Ünsal Oskay, a. g, y., S.101
3. Bertolt Brecht, Sanat Üzerine Yazılar, Cem Yayınevi, çev: Kamuran Şipal, 1987, İstanbul, s. 17
4. Marcel Martin, ‘Arkadaşlar Mülkiyet İlişkilerinden Sözedelim’, Bertolt Brecht, Sinema Yazıları, Görsel Yayınlar, 1977, İstanbul, s.142

Uzun Süreli Ülseratif Kolitte Kolon Kanseri Riski Artıyor mu?





























































Sevgili Oğuz hocam, Brecht Usta’nın ölüm yıldönümünü hatırlamanız ve biz fanilere de hatırlatmanız takdire şayan bir iş. Yazınız her zamanki gibi bilgi dolu. Çevrenize ışık saçmaya devam ediyorsunuz. Işığınız hiç sönmesin 🙏🏼