
İyi ki Yaşadın Kemal Aratan… – Barış Mengütay yazdı.
1980’li yıllar. Çizmeye çok meraklıyım. O yıllarda dünyanın üçüncü büyük mizah dergisi ülkemizde yayımlanıyor: GIRGIR. Her perşembe günü sabırsızlıkla gazete bayisine gidiyorum. Bir Cumhuriyet, bir GIRGIR. Anneme Cumhuriyet gazetesi, bana GIRGIR. Daha yolda başlamış oluyorum GIRGIR’ı okumaya. Eve gelip iyice gömülüyorum. Son harfine kadar okuyorum derginin tamamını.
Bir gün, GIRGIR’da çok farklı bir stile sahip bir çizer görüyorum: Kemal Aratan. Oğuz Aral ekolünün etkilediği Ergün Gündüz, Gürcan Gürsel, İlban Ertem çizgisi dergide baskın. Ama Kemal Aratan’da bambaşka bir şey var. Fırçayı, tarama ucunu kullanışından anatomiyi yorumlayışına, hareket konusuna bambaşka bir yaklaşım geliştirmesine kadar her şeyi farklı.
İfadeyi tamamlama konusunda çok ihmal edilen duruş, el ve ayak çiziminde tam bir usta. Ben onun kadar iyi el ve ayak çizen birini görmedim.
O zamanlar ben de büyük bir hevesle karikatüre yöneldim. Kıt olanaklarla mahallenin kırtasiyesinden tarama ucu ve mürekkep aldım. Başladım önce kurşun kalemle çizip sonra silgiyle belirsizleştirerek üstünden tarama ucuyla geçmeye. Olağanüstü bir keyif… Gittikçe tarzım oturmaya başladı ama Kemal Aratan gibi çizmeye çalışmaktan kendimi alamıyorum. Elimde değil. Zaten Kemal Aratan, GIRGIR’a girdikten sonra başka çizerlerde de onun çizgisinden esinlenmeler görmeye başladık. Benim durumum gayet normal yani.
Yıllar içinde Aratan’ın tarzı olgunlaştı, evrildi. 90’lar civarında GIRGIR’dan ayrılıp Limon‘u kuran ekipte yer aldı. Derginin yükü önemli ölçüde onun sırtındaydı. Ama lakabı Katır Bilek‘ti. Kıvrak bileğiyle deli gibi çiziyordu. Limon ve ardılı Leman’da onun çizgisinden esinlenen birçok çizer vardı.

O yıllarda Vah Vahap Vah adlı bir çizgi öykü başlattı. En akılda kalan işlerinden biridir. Daha sonra İhtiyatsız Adam adlı bir çizgi öykü yaptı. Stilinin zirvelerinden biriydi.

Aradan yıllar geçti. Üniversiteye başladım. Artık eskisi kadar çizmiyordum ama dergileri takip etmeye, karikatür albümleri almaya devam ediyordum. Bir gün, bir sahafta Aratan’ın İhtiyatsız Adam albümünü gördüm. Hiç düşünmeden elim albüme gitti ve aldım. Bembeyaz, kaliteli kâğıda tertemiz basılmıştı. Eve gidene kadar otobüste her sayfasına tek tek baktım. Resmen büyülenmiş gibiydim. İçimde karşı konulmaz bir çizme isteği belirdi. Eve varır varmaz çizmeye başladım. Ne zaman ilham ihtiyacım olsa albüme bakıyordum. Ama bir şeyden korkuyordum: Çok bakarsam gözlerim alışır ve albüm bana yabancılaşır. O müthiş taramalar, o olağanüstü hareket fark edilmez olur… Albümü ortalıktan kaldırdım. Yılda sadece bir kez çıkartıp bakmak üzere…
Bir gün öğrenci evimizi siyasi polis bastı. Evde kitap namına ne varsa alıp götürdüler. Aralarında bazı ders kitapları da vardı ama en önemlisi, benim gözümden sakındığım İhtiyatsız Adam albümü de vardı. En çok ona yandı içim. Ama hayatın sürprizi; bir gün sahaf gezerken yine karşıma çıkmasın mı aynı albüm… Dünyalar benim oldu.

Daha sonra Pişmiş Kelle adlı bir dergi çıkardı Aratan ve arkadaşları. Yine en büyük emek Aratan’dan geliyordu. Çok sıra dışı bir dergiydi. Dar ama oturmuş bir okur kitlesi vardı. Dergi, haftanın bir günü tüm emekçilerinin ofiste toplanıp sabaha kadar yazıp çizmesiyle çıkıyordu. Leman’dan daha çok sevdik…
Dün haberi geldi: Aratan, 61 yaşında hayata gözlerini yummuş. Ne düşüneceğimi bilemedim. Bende zaten çizgilerinde yaşayan bir insandı o. Ve sanırım öyle olmaya da devam edecek.
Dünyada çini mürekkebiyle silinmez bir iz bıraktın. İyi ki yaşadın Kemal Aratan…
Barış Mengütay





























































