‘Ölü Balık’ Gerçek Mi, Rüya Mı?

‘Ölü Balık’ Gerçek Mi, Rüya Mı?
Burki Buhran’ın Ange Yayınları’ndan çıkan romanı “Ölü Balık” ile okuru gerçeklik, kimlik ve varoluşun puslu kıyılarına davet ediyor.
Gözünü kırpmaya cesaret edemeyeceğiniz bir rüya gibi başlayan bu anlatı, zamanla zihnin sınırlarını zorlayan bir içsel yolculuğa dönüşüyor.
Romanın başkahramanı Selçuk, sıradan bir hayatın sıra dışı sorgulayıcısı. Parmaklarından süzülen kanı gördüğü hâlde yaşadığına ikna olamayan, geceleri rüyasında balık tutarken birden oltadaki ölü balığa dönüşen bir adam… Onun zihninde kurduğu dünyalar, zamanla okuyucunun kendi bilinçaltıyla yüzleştiği aynalara dönüşüyor.
“Yaşıyor muyum, yoksa bu da uzun bir rüyanın kırık parçası mı?”
Roman, daha ilk cümlesinden itibaren varoluşun puslu sularına dalıyor. Selçuk’un yaşadığı gerçek mi, yoksa bir rüyanın içinde sıkışmış bir benlik mi? Burki Buhran, bu soruyu cevaplarken klasik roman anlatımının sınırlarını da ustaca zorluyor.
“Ölü Balık”, klasik bir olay örgüsü sunmaktan çok, okuru bir zihin labirentine sokuyor. Zaman bükülüyor, mekân kayıyor, karakterin iç sesi ise bazen kendiyle çatışıyor, bazen de okurunun sesi hâline geliyor.
Çağdaş İnsanın Kimlik Arayışının Yansıması
Roman yalnızca bireysel bir bunalımın değil, aynı zamanda çağdaş insanın kimlik arayışının da bir yansıması. Gerçekliğin giderek flu hâle geldiği bir dünyada, insan kendini neye göre tanımlar? Zamanın akışına mı, toplumun tanımlarına mı, yoksa kendi iç sesine mi güvenebilir?
Buhran, bu soruları yanıtlamak yerine çoğaltmayı seçiyor. “Ölü Balık”, okurun zihninde bir dizi soru bırakarak etkileyici bir sonla noktalanıyor; belki de hiçbir şey bitmeden.
Burki Buhran’ın “Ölü Balık”ı, okurdan aktif bir katılım bekleyen, kolay hazmedilmeyen ama kolay da unutulmayacak bir roman. Düşle gerçeğin sınırlarında gezinen, bireyin kendiyle hesaplaşmasını anlatan bu eseri, keyifle ve sorgulamalarla okuyacaksınız.





























































