
‘Aziz Bey Hadisesi’ Kitabı Üzerine – Salime Kaman yazdı.
Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası.
2025 Fransa–Türkiye Fernand Rouillon Edebiyat Ödülü’nü kazanan, Çağdaş Türk edebiyatı yazarlarımızdan Ayfer Tunç’un ‘Aziz Bey Hadisesi’ kitabından bir alıntıyla yazıma başlamak istedim.
Bu ödül, Comité France-Turquie tarafından her yıl dönüşümlü olarak Türkçeden Fransızcaya çevrilen bir kurgu esere veya Fransa’da Türkiye hakkında yazılmış bir araştırma eserine verilen bir ödüldür. Kitap 88 sayfa, ‘Can Yayınevi’ tarafından 1. Basımı 2006, 26. Basımı 2024 yılında İstanbul’da basılmıştır. Editörlüğü Faruk Duman, kapak tasarımı Utku Lomlu tarafından yapılmıştır.
Yazar Ayfer Tunç’un, kendine has uslubu ve akıcı Türkçesi ile yazdığı ‘Aziz Bey Hadisesi’, aşk, aile, yalnızlık, kadın-erkek ilişkileri, birey-toplum ilişkisi gibi temalar ekseninde, boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılandırdığı bir öyküde kurgu kitabıdır. Ya da kurgulanmış öykü de diyebiliriz. Tamamen veya kısmen gerçeklere dayanmayan, yazar veya sanatçının hayal gücünün eseri olan kişi, yer ve olaylar içeren kurgu metin de diyebiliriz. Hayal gücünden yaratılan ve genellikle bir anlatıya sahip olan her türlü edebiyatı ifade eder. Hayali olayları ve kişileri betimler.
Kitabın ilk sayfası “Bir gece Zeki’nin meyhanesinde acıklı bir hadise oldu. Zeki, Aziz Bey’i tartaklayıp dışarı attı.” cümleleriyle başlar.
İlk satırlarda hiç yabancısı olmadığımız ‘tartaklanmak, dışarı, içeri atılmak’ kelimeleriyle karşılaşmak. Bunlar sadece meyhanelerde olmuyor. Günümüz de insan onurunu inciten, öteleyen toplumsal en büyük yaralarımızdan biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Yazar Ayfer Tunç, kitabında anlatım biçimi olarak okuru daha derinden düşünmeye sevk etmeye çalışan ironi, absürt ve trajikomik kavramları, kurguladığı olaylar ve kişilerin betimlemesinde başarı ile kullanmıştır. Olaylar gerçeklere dayanabilir, ancak içeriğin büyük kısmı yazar tarafından kendi hayal gücü kullanılarak oluşturulur.
Mutluluğun aniden kedere dönüşmesi, yanılgılarla dolu ömrün bütün çilesini saklamaktan vazgeçen ‘Aziz Bey’ gibi. İlk sayfada olanlar acı verici ancak en acısı Aziz Bey’in hayatının sonudur. Zeki, onu tartaklar ve meyhaneden kovar ve evine giden Aziz Bey o gece ölür. Hikâye bu acıklı son ile başlar.
Ardından tamburi Aziz Bey’in gençlik yılları, pişmanlıkları, hayata tutunamaması geriye dönüşlerle anlatı devam eder. Kaybetme üzerine kurulmuş bir hayat hikâyesi.
Karakterimiz Aziz Bey, gençlik aşkı Maryam’a kavuşamaz, aşkının peşinden Beyrut’a gider. Orada aşkının karşılıksız olduğunu, yanıldığını anlar. Aziz Bey öyle saftır ki bunu anlaması yıllar sürer ve hikâye boyunca ironinin kurbanı olmaktan kurtulamaz. Kısaca, Aziz Bey ironik bir kurbandır.
Aziz Bey aşkını, aşıklık halini o kadar abartır ki sonunda işten kovulur. Babası eve gelince onu divana uzanmış gazete okurken bulur. ‘O’nun bu üzülmemiş, umursamaz haline şaşırır ve öfkelenir.
‘İşten niye erken gedin?’ diye sordu. Aziz Bey okuduğu gazetenin sayfasını çevirirken, umursuzca omuzlarını silkti. ‘Kovdular…’ dedi” Aziz Bey’in ağzından, her an olan şeymiş kadar sakin ve doğal bir şekilde çıkan bu söz, evdeki havayı bir anda gerginleştirdi.’
Aziz Bey’in gerçekler karşısındaki kayıtsızlığı, içinde bulunduğu durumla ve hissettikleri arasında da tam bir tezatlık vardır. Bu durum, ironik kurbanın önemli özelliklerinden biridir.
Babası onun bu tavrından sonra onun ne adiliğini ne dilenciliğini ne sütünün bozukluğunu bırakır ve onu evden kovar. Annesiyle bile vedalaşamadan evden ayrılan Aziz Bey’in annesini bu son görüşü olur çünkü o gece yaşananlara dayanamayan annesi fenalaşarak ölür.
Annesinin ölümünü çok sonra Beyrut da yaşadığı zor günlerin sonunda yurda dönünce öğrenir. Döndüğünde ilk gittiği yer baba evi ancak evlerinin kapısını günlerce çalsa da babası onu affetmez ve ona kapıyı açmaz. Babası da ölür. Hayatında can yoldaşı olacak bir kadının yokluğunu çeken Aziz Bey, bitmemiş satılık bir kostümün tadilatı sırasında Vuslat’la tanışır.
‘Bu biri acaba Vuslat olabilir miydi? Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu. Öylesine bencil düşünceler içindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça ortaya çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren, kısacası hayatını alabildiğine kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu.’
İstediği de olur ve Vuslat ile sade bir törenle evlenirler.
Vuslat, bu evlilikte seven tarafın sadece kendisi olduğunu anlaması çok uzun sürmez. Bu kez de Vuslat yanılır. Sevdiği kocasıyla aynı trajik olayı paylaşır, bu trajik hikayeler yanılgılar sonunda Vuslat da tükenir. O büyük rüyası sona ermiştir artık…
Ailedeki travmasıyla yüzleşememiş ve onu atlatamamış Aziz Bey, babasını reddederken sonunda istemeden onun gibi olur. Yıllar sonra karısı Vuslat’ta annesini, kendisinde de babasını gören Aziz Bey’in acısı o an ikiye katlanır. Yorgun bir ömrün son birkaç haftasında Aziz Bey’in elinden gelen özen, titizlik ve sevecenlik Vuslat’ı kurtarmaya yetmiyor, Vuslat ölüyor.
Aziz Bey’in olmak istediği ile olduğu arasındaki zıtlık onun hem trajik hem de ironik bir halidir. İroni, kullanıldığı her yerde bir tür karşıtlığı içerir; ama etkisi ancak iki karşıt duygunun yan yana gelmesiyle açığa çıkar. Hem acıklı hem komik haller gibi. Bildiği halde bilmemesi gibi.
Yazarın öykülerinde, anlatım biçimi olarak okuru daha derinden düşünmeye sevk etmeye çalışan ironi, absürt ve trajikomik kavramlar yazılarında önemli bir yer tutar. Yazar bu yöntemle metnin arka planında eleştirel bakışını toplumsal eleştirisini başarı ile verir. Bu eleştirel bakışın biçim ve içeriğe olan etkisi de büyüktür.
Eleştirilerini ironi yöntemiyle ileten yazar, dilini de o oranda yumuşatmış olur. Aslında ‘ironinin nesnesi’ Aziz Bey ya da bir başka kişi olsa da ‘asıl nesne’ o kişiyi o hale getiren toplumsal değerler, düşünceler ve toplumsal kalıplardır. Aziz Bey’in hayatı trajik olduğu kadar ironiktir.
Bir başka farkındalıkla baktığım, yazarın kitap da yarattığı karakterler, varoluşsal sorunlar yaşayan yalnız, takıntılı, hayata yenilmiş, umutsuz absürt kişilerdir. Absürt, varoluşçuluğun temel kavramlarından biridir.
Jean Paul Sartre’ın felsefesine göre varoluşçuluk, yaşamın kendisinden kopuk bir felsefe değil, hayatın içinde olan ve her an insana eylemlerini sorgulatan bir felsefedir ve Sartre şöyle ifade eder. ‘İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir ve insan kendini gerçekleştirdiği ölçüde vardır’.
Jean Paul Sartre’ın; varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler.
Yazar yarattığı karakterler ve durumlarıyla ilgili ironik ifadelerini kullanarak zaman zaman trajik havayı dağıtır ve komik bir atmosfer içinde toplumsal eleştirisini de başarı ile yapar.

Aziz Bey Hadisesi kitabında yazar, klasik hikâye anlayışını devam ettirirken bir yandan da modern biçim ve yöntemlerden de faydalanır ve hikayelerini yalın ama derin bir dille anlatır.
‘Ömrünü yanlışlarının doğru olduğunu iddia etmekle, olmadığı bir adam olabilmek için kendi halinde bir kadını ezmekle tüketmiş bir adamın devamı, zavallı bir kopyasıydı. İçi iki kere ezildi.’
Aziz Bey’in bu duruma gelmesinin sebebi/ sebepleri nelerdir? Bence, aile içi iletişimsizlik, sevgisizliktir diyebilirim. Çünkü aile içi iletişimsizlik, sevgisizlik bireylerin hayatlarında travmalara sebep olmaktadır. Çocukluğunda aile içinde yaşanan bu sevgisizlik durumunun ileriki yıllarda çocuğun birey olmakta zorlanmasına sebep olduğu da bilinen bir gerçektir. Yazı da psikolojik kurgu yönünün gücü görülüyor. Çünkü karakterlerin ruhsal, duygusal ve zihinsel yaşamlarını vurgulayan anlatıyı da hissettiriyor ve hissediyorum.
Kitabın sonu şöyledir:
Zeki ile müşterilerin istekleri konusunda anlaşamazlar ve değişen müşteri profilinin isteklerini yerine getirmeyen/getiremeyen Aziz Bey ile müşterilerden biri arasında yaşanan tartışmanın bardağı taşıran son damla olması üzerine Zeki, Aziz Bey’in üzerine yürür; onu tartaklayarak kolundan tuttuğu gibi meyhaneden dışarı atar. Bu sırada ‘Aziz Bey meyhanenin önündeki çamurlu su birikintisine yuvarlanırken, kostümünün boydan boya yırtılan kolu Zeki’nin elinde kalır’. Zeki hâlâ bağırmaya devam ederken, doğrulur ‘sağ elini ölmekte olan bir kuşun pençesi gibi açarak havaya’ uzatır ve “Ver kolumu..” diye inler. Yerde çamur içinde yuvarlanan Aziz Bey’in o haldeyken bile yırtılan ceketinin kolunu düşünmesi hem trajik hem komiktir.
Kitabın son sayfalarında yazar Ayfer Tunç, absürt, ironi ve trajikomikliği kullanarak, trajik havayı az da olsa dağıtarak komik bir atmosfer içinde toplumsal eleştirisini verir.
Salime Kaman
Ressam- Sanat Yazarı
Adana- Aralık 2025





























































