BlogKÖŞE YAZILARIŞeref Umut Ersop

Türkiye’de Kadının Yeri

Şeref Umut Ersop yazdı...

Türkiye’de Kadının Yeri – Şeref Umut Ersop yazdı.

Özet

      Eski Türkçe’de namus kelimesi yoktur, çünkü Türkler namussuzluk kavramı nedir bilmemişlerdir. Tarihe geçmiş en iyi söz Cengizhan’ın eşine söylediği “Ben sizin Han’ınızım o da benim Hanım” kelimesidir ve bu kelime  günümüze kadar gelmiştir. Ancak çok uluslu devlet yapısına sahip olan Osmanlı İmparatorluğu zamanla Arap toplumunun etkisi altında kalarak kadına karşı olan örf ve adetlerinde değişim göstermeye başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu içinde aşağı yukarı 100-150 yıllık bir zamanı kapsayan ıslahat hareketlerinden özellikle kadın hakları konusunda bir sonuca varılamamıştır. Cumhuriyet’in ilanı ile Mustafa Kemal Atatürk döneminde 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulur ve arkasından kabul edilen kanunlarla Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen kadın hareketi yerini devlet feminizmine (Feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik muhtelif ideolojiler, toplumsal hareketler ve kitle örgütlerinden oluşan hareket) bırakır. Cumhuriyet’le birlikte şeriat ve hilafet kaldırıldığı için 1924 yılında kadın hakları daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Demokratik ve laik bir devlet için, kadının erkeğin egemen olduğu bir toplumda köle gibi, bağımlı yaşamasını istemeyen, bütün örf, âdet ve hukuk kuralını değiştiren bir Medeni Kanun’un kabul edilmesi şarttır. Bu sayede devlet iradesiyle gerçekleştirilen, medeniyete doğru hareket içinde kadın hareketi  yerini layıkıyla almaya  başlamıştır. Bu yazıda bizler için en önemli nokta ise dönemin kadınlarının toplumsal hayattaki mevcut durumları ile ilgili zaman aralığıdır. Her ne kadar bu gelişmeler mevcut olsa da kadının toplumda hak ettiği yeri edinmesi ve siyasi haklara sahip olması Mustafa Kemal Atatürk sayesinde olmuştur.  Bu yazıda geçmişten günümüze Türk kadınının toplum içerisindeki yerine değinerek Atatürk’ün öncülüğünde yeni kurulan Genç Türkiye’nin gelişimi ve Genç Türkiye’de kadının toplumsal ve siyasal durumuna değinilmek istenmiştir. 

Dünya genelinde kadınların toplum içerisinde erkekler ile eşit haklara sahip olması 19. yüzyılda başlamıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de yoğun mücadeleler verilmiştir. Cumhuriyet’in ilanı ile Türk kadını,  haklarını elde edebilmek için Batı ülkelerindeki gibi bir mücadele vermemiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kadınlar bu haklara birçok Batı ülkesinde yaşayan kadınlardan daha önce kavuşmuştur. Ancak, kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninden, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern bir toplum haline gelmek asla kolay olmamıştır. Atatürk, kadınların toplum hayatında yerlerini alabilmelerini bir uygarlık aşaması olarak görmüş ve çağdaş bir Türk toplumu meydana getirmek amacıyla yenilikler yapmayı istemiştir.

Atatürk’e göre; Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde birtakım yenilenme hareketlerine girişilmişse de gerçek yararlar görülmemiştir. Toplum, erkek ve kadın olmak üzere iki cinsten meydana gelmiştir. Ailenin temeli kadın olup gerek çocukların yetiştirilmesinde gerekse kültür unsurlarının nesilden nesile aktarılmasında köprü vazifesi görmüştür ve görmeye devam edecektir. Toplumda üstlendiği bu rollerden dolayı kadınlarımız Atatürk’ün anlatımı ile “ Hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdur.“ 20 Temmuz 1921 tarihinde, Yunan saldırılarının yoğunlaşıp  Eskişehir’in doğu tarafına  Sakarya istikametine harekete geçtiği dönemde, cepheye Türk kadınının köylerde  biriktirdiği parayı, ördüğü kazağı, ördüğü patiği  yollaması veya sıhhiye çadırlarında savaş alanında gönüllü hemşire  olmaları  ve  çarpışmaları  ile  kadınların hırslı, güçlü ve yıkılmaz olduğu görülmüştür. Yakup Kadri bir sözünde Kurtuluş Savaşı dönemi kadınımızı anlatmıştır:  “Cephede vurulan garip erin ardından üç-dört kadın birden yaralanıyor.”[1] Kadınların bütün benlikleriyle Kurtuluş mücadelesine katılımları vatanlarına,  asker yavrularına sahip çıkmaları, toprak bütünlüğü için mücadeleleri ancak onların Anaç (Anne) ruhlarına hitap eden Halide Edip Adıvar Hanım sayesinde doruk noktasına ulaşmıştır. Özellikle İstanbul İşgalinde ve Kurtuluş Savaşı esnasında yapılan mitinglerde onlara yönelik konuşması çok önemli yer tutmuştur.

Halide Edip Adıvar, Beyaz Atı ile İnönü Muharebelerinde

Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in ilanı sonrası TBMM’de nüfus sayımı yaptırmıştır. Amacı Türkiye’de kadın sayısını öğrenmek ve milletvekili seçimlerinde Türk kadınına yer vermektir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Meşrutiyet döneminde olduğu gibi, kadın nüfusu hesaba katılmadan yalnız erkek nüfusa göre bir seçim kanunu hazırlanmış ve her yirmi bin erkek nüfus için bir milletvekili seçmek kararlaştırılmıştır. Kadınların vatandaş sayılmasını isteyen ileri görüşlü  bir milletvekili olan Bolu Mebusu (Milletvekili) Tunalı Hilmi Bey, erkeklerin çoğu cephede asker olduğu gerekçesiyle kadınlarında “vatandaş” sayılarak, bu rakamın içerisine dahil edilmesinin” gerektiğini söylemiştir. Bu konuda vermiş olduğu kanun teklifi önerisi kabul edilmemiştir, aynı zamanda olaylar çıkmıştır. Hilmi Bey kürsüden konuşmasında; “Ayaklarınızı vurmayınız efendiler, benim mukaddes analarımın, benim mukaddes bacılarımın başına vuruyorsunuz ayağınızı” demek suretiyle tepki göstermiştir. Bu konu kadına seçim hakkı verilmesi teklifi değil, sadece kadının  bu toplumda vatandaş sayılması hatta insan sayılması için bir çalışma isteği olarak görülmüştür. Ancak o zamanki şartlar göz önüne alındığında istenen gibi olmamıştır.

1919 yılından başlayarak günümüze kadar gelen fuhuş sorunu o dönemler Türkiye’nin sağlık, ekonomik, güvenlik sorunu durumundadır. Sağlık konusunda bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkarmakta ve aynı zamanda  kadının görmesi gereken değeri düşürmektedir. Kadının değerinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu nedenle  Atatürk ilk önce sağlık politikası düzenlemesi, ardından İçişleri Bakanlığı yardımı ile kamusal güvenliği de sağlamak  istemiştir. Atatürk 1923’te İzmir’deki konuşmasında; “Şuna inanmak lazımdır ki; Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” sözleri ile kadının toplumdaki yerini ifade etmiştir. Türk toplumunda Türk kadının yeri için öncelikle kılık kıyafet devrimi yapılmalı daha sonra harf devrimi yapılarak toplum çağdaşlaştırılmalıdır.[3] Atatürk’ün Türk toplumuna örnek olabilecek çağdaş, eğitimli, uygar  kadın rol modeli Latife Hanım’dır. Latife Hanım iki Meşrutiyet arasında doğmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, kadın haklarının bir sonuca varmadığını görmüştür. Erkeklerle kadınların eşit haklar içinde yaşamasını istemiş, bu fikri savunmuş, devrim hareketinde ve Atatürk’le birlikte öncülük yapmıştır.[4] 1920’li yıllarda toplumda okuryazar oranı % 10 kadardır. Ayrıca  nüfusun % 80’i köylerde yaşamaktadır. Diğer Büyük Devrimlerden birisi de  1928’de alfabenin değiştirilmesi yani harf devriminin yapılması olmuştur. Bu devrimle kadın-erkek herkesin okuma-yazması kolaylaşmıştır. Millet Mektepleri ve Köy Enstitüleri tüm toplumun değişiminde ve kalkınmasında önemli rol oynamıştır. Kadın ve erkeğin çocukluk yıllarında ve yetişkinliklerinde bilgi ve beceri geliştirmelerini ayrıca daha çağdaş sosyal yaşam kazanmalarını sağlamakta etkili olmuştur.  Bu mekteplerde kız öğrencilere sofra nasıl kurulmalı, yemek nasıl yapılmalı, ev düzeni nasıl oluşturulmalı gibi derslerin yanında meslek kazandırma dersleri verilmiştir. Atatürk’ün şahsi katkılarıyla mektep ve enstitüden mezun olan genç kızlar yurtdışına gönderilmiştir. Gelen genç bayanlar artık yeni Türkiye’nin temellerini oluşturmuştur. Yurdun her yerinde  ebe, hemşire, öğretmen, Sabiha Gökçen gibi  savaş pilotları, Afife Jale gibi  kadın tiyatrocular boy göstermiştir. Özellikle Atatürk’ün kendi beceri ve isteğiyle Olgunlaşma Enstitüsü açılmıştır. Bu enstitüden mezun olan nice modelist ve  stilistin  tasarladığı kıyafetler Dünya’ya ilham olmuştur.

Türk kadını gittiği her yere uygarlık, çağdaşlık, medeniyet götürmüştür. Özellikle o dönem görevli subaylar Atatürk’ü, eşleri ise Latife Hanım’ı takip etmişler ve onları temsil etmişlerdir. O dönemler başta İsmet İnönü ve eşi, Fevzi Çakmak ve eşi, Fahrettin Altay ve eşi  olmak üzere diğer kurmay subay ve eşleri günümüzdeki deyim ile jet sosyetenin temelini atmışlardır. Atatürk asla devrimlerinde zorlayıcı olmamış isteğe bırakmış ama aynı zamanda  halkı heveslendirerek kendi istekleriyle devrimlere ayak uydurmasını sağlamıştır. Atatürk’ün düşüncesinde dış görünüşü olarak Türk toplumu dış kabuğunu kırmalıdır. Kadınlara yönelik devrim ile  kadınlarımız ikinci vatandaş olmaktan kurtulmaya başlamıştır. Örneğin; bir kömürün üzeri temizlenip bakım yapıldığında elmas mücevhere dönüşmektedir. Atatürk’te kadının içindeki cevherin farkındadır, Türk kadınının aynı bakım, özveri ile içindeki elmasın çıkarılması gerekmektedir.

Atatürk’ün düşüncesine göre; Toplum birlik olarak her zerresi ile, herkes, her şey eşit şekilde yükselmelidir. Batılılaşma konusunda bir toplum takım oyunu gibi birbirini takip eden her  konuda  her devrimde  birbirini tamamlamalıdır. Özellikle kadın erkek eşitliği, kadın ve erkeğin kıyafetleri içinde eşitlik demektir. Türkiye’de bu değişimin  ilk olanı ve tarihe geçen gelişmesi Güzellik yarışması düzenletmek ve bununda bir gelenek haline gelmesini sağlamaktır. Çünkü yeni açılan, yeni gelişen ve dış kabuğunu yeni yeni kıran  bir ülkede bu değişimi yapmak çok büyük yankı uyandırmış ve tepki toplamıştır. O dönem Cumhuriyet gazetesi ve Türkiye’nin önde  gelen diğer gazeteleri  kampanya başlatmışlardır. Bütün güzel Türk kadınlarına  Milli görev, Milli sorumluluk ve Milli seferberlik reklamları yapılarak Türk kadını heveslendirilmiştir. Bu çalışmalar Keriman Halis Ece’nin birinciliği ile zirveye çıkmıştır. Keriman Halis Ece’nin podyuma Türk Bayrağı ile çıkması ve Türk Bayrağı ile ağlayarak yürümesi Türkiye’de ve Dünya’da yankı uyandırmıştır. Dönemin gazetelerinde çıkan haberlere göre; Atatürk Keriman Halis Ece’yi Ertuğrul yatı ile ülke ülke gezdirip Dünya’ya Türk kadınının değişimini göstermiştir. Ayrıca Ülke genelinde Keriman Halis Ece’nin içinde olduğu reklam ve  kampanyalar ile Türk kadının hareketlenmesi, değişime ayak uydurması için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmalar zamanla Yerli Malı ürünlerde ve tarımsal faaliyetlerde artış ile kendini göstermiştir.

Keriman Halis Ece Yerli Malı Ürünler Reklamında 

Türk kadını şapkası, ipek çorabı, topuklu ayakkabısı, fular, atkı, broş takması ile “ben buradayım” demiştir. Modernleşme yolunda Türkiye’de Türk kadınları 17 Şubat 1926’da kabul edilen Medeni Kanun ile çeşitli haklara kavuşmuştur. Kadının özgür olması, oy kullanabilmesi, evliyse erkeğin esiri olmaması, istediği eğitimi görmesi, çalışması,  bebeğini doğurması ve kürtaj olma konusunda serbest olması,  mirastan eşit pay alabilmesi,  tek eş olması, erkeğin tek kelimesi ile  boşanmaması, kadının  güvence altına alınması gibi önemli  kanunlar getirilmiştir.[6] Bu hakları kadına seçme ve seçilme hakkı tanınması izlemiştir. 1930’da Belediye Meclis’ine, 1934’te TBMM’ne  üye seçilme haklarının verilmesi izlemiştir. [7]

Keriman Halis Ece Dünya Turunda

Atatürk, toplum içerisinde kadının yeri konusunu sadece millî bir mesele olarak görmemiştir. Atatürk  yaşamı boyunca özellikle  kız çocuklarına önem vermiş onları sevmiştir. kadını için mücadeleyi asla bırakmamıştır. Atatürk’ün kadına önem vermesi, gençliğinde annesi Zübeyde Hanım ve kardeşi Makbule Hanım ile birlikte zaman geçirmesi ve  onlardan gördüğü eğitimden kaynaklıdır.

Atatürk, 22 Nisan 1935 tarihinde İstanbul Beylerbeyi Sarayı’nda Milletlerarası Kadın Kongresi’nin toplanması için zemin hazırlamıştır. Atatürk, kongreyi Cumhurbaşkanlığı himayesi altına almıştır. Dünya çapında ünlü kadınların ve  kadın yazarların katılımını kendi bizzat davet ederek  sağlamıştır. Atatürk, kongreye gönderdiği telgrafta “Siyasi ve içtimai hakların kadın tarafından kullanılmasının, beşeriyetin, saadeti ve prestiji bakımından elzem olduğuna eminim” ifadelerine yer vermiştir.[8] Bu  kongre 1936 yılında Mısır’da çıkan bir derginin özel sayı ile  1yıl sonra haber olmuştur. Ayrıca bu dergide İstanbul’daki “kongreye katılmanın bir ayrıcalık olduğu ve Müslüman Türk kadınlarının gıptayla izlendiği ve Dünya kadınlarının Türk kadınını kıskanmaya başladığı yazılmıştır. Aynı dergi yazarlarından bir diğeri ise kongreyi “alışılmış Dünya düzenini kökünden sarsan bir kongre” diyerek anlatmıştır.

ÇAĞDAŞ TÜRK KADINI YABANCI BASINDA

Cumhuriyet döneminde hızlanan siyasi, ekonomi, toplumsal ve daha birçok alanda köklü değişimlerin yaşanması Türk basınında olduğu kadar, Amerikan basınında da geniş yer bulmuştur. Türk modernleşmesinin izlenebileceği en bariz alanlardan bir tanesi kadın hakları konusundaki gelişmelerdir. Bununla birlikte sosyal ve kültürel tabana yansıyan başka bazı değişimler,  Türkiye’nin modernleşen yüzünün göstergeleri olmuş ve Amerikan basını tarafından dikkatle izlenmiştir. Örneğin; 1925 yılında “Türkler Fesi Çıkarıyor” başlığı ile şapka devrimine yer verildiği görülmekte ve bu durum Türkiye’de Batı fikirlerinin benimsenmesi ve sosyal hayatın hızla dönüşmesi olarak anlatılmaktadır.[9] Aynı konu ile ilgili bir başka haber ise “Mustafa’nın Ülkesinde Modern Elbisenin Zaferi” başlığı ile yer almıştır.[10] 1933 yılında Üniversite Reformu’nun yapılması Amerikan basınında; “ Türkiye’de Rönesans” başlığı ile yer bulmuş ve bu gelişme Türkiye’de entelektüel yaşamı desteklemek ve geliştirmek için büyük bir adım olarak değerlendirilmiştir.[11] Aynı konu ile ilgili başka bir gazetede “ Yeni Türkiye için Yeni Beyinler” başlığı ile üniversite reformunun Türkiye için doğuracağı olumlu sonuçlara yer verilmiştir.[12] Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamaları da Amerikan basınında geniş yer bulmuştur. “Türkiye Rejiminin Onuncu Yılını Kutluyor” başlığı ile yer alan haberde Türkiye’de yaşanan değişim ve dönüşümün diğer Müslüman ülkeler için de örnek olacağına vurgu yapılmıştır. Ayrıca aynı gazete haberinde “Türkiye Yeni Kanun Benimsiyor” başlıklı yazıda değerlendirilmiştir. Yeni kanunun en önemli kısmının cinsiyet eşitliği temeline dayandığı belirtilerek, Türk kadınına doğru pozisyonun verilmesiyle Türk toplumuna canlılık ve tutarlılık kazandırılacağı vurgulanmıştır. Medeni Kanunun kabulü sadece kadınların hukuksal eşitlik elde etmesi değil aynı zamanda Türkiye’nin Batı’ya yakınlaşması olarak da değerlendirilmiştir. “Açık ki İsviçre Medeni Kanunun kabulü ile Türkler iki İslami kuruluştan uzaklaşmış durumdalar kölelik  ve çok eşlilik” şeklinde yer almıştır. Aynı konuya yönelik bir başka yaklaşım ise, “Türkiye Batıya yakınlaşan değişikliklerden birini daha yaptı” ve bu değişiklik İsviçre Medeni Kanunu’nun kabulüdür.[13] Amerikan basınında ilgi uyandıran bir başka gelişme ise eğitim alanındaki yenilikler olmuştur. Türk kadınının eğitim hayatına dahil edilmesi “Türk Kadını Okulda” başlığı ile okuyucuya duyurulmuş, sosyal hayatta ve eğitim hayatının içinde aktif olarak rol alabilmesi için hükümetin özel bir çaba sarf ettiğine vurgu yapılmıştır. Cumhuriyet öncesinde annelik ve ev hanımlığı misyonu ile tanınan Türk kadınının hakimliğe yükselişi uluslararası alanda büyük bir sürpriz olarak görülmüş hakimlik başvurusu yapan Nezahat ve Beyhan Hanım’ların isimlerinden övgüyle söz edilmiştir. Türk kadınının hakimlik görevine gelmesi ve adli sistemin içinde aktif olarak yer alması Amerika’da önem kazanmıştır.[14] 1933 yılında Amerikalı bir kadın gazeteci İstanbul’a gelerek 25 Türk hâkimle röportaj yapmıştır. Buradaki gözlemleri sonucunda Türk kadın hakimlerin uzun saatler çalışmak için gönüllü olduklarını, Türk kadınının kanunlarla korunması için daha fazla çalıştıklarını, hakimlikte iddialı olduklarını ve hatta Amerika’ya giderek hukuk sistemi üzerinde çalıştıklarını yazıya aktarmıştır.[15].

SONUÇ

Günümüzde kadınların gücünü artırmak için toplumda kadın-erkek eşitliği fikrini tekrar oturtmakta fayda olabileceği düşünülebilir ve önce aile içinde anne tarafından, daha sonra okullarda, askerde erkeklere eğitim verilmelidir. Çünkü günümüzde  eşitlik var desek de  sadece lafta  kalmakta somut bir hareketten bahsedilmemektedir. Dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye’de de  kadın eşitsizliğe uğramaktadır. Özellikle eğitimde Türkiye’de halen okur-yazar olmayan kadın bulunmaktadır. Bu kadınların eğitimi için  Millî Eğitime bağlı olarak çalışan Halk Evleri okuma-yazma kurslarıyla  bu büyük eksikliği telafi etmeye çalışmaktadır.  Gönüllü sivil toplum kuruluşlarının “Baba beni okula gönder.” veya “Haydi kızlar okula!” gibi kampanyaları, Türkiye’deki kadın eğitimi sorununu çözmeye çalışmaktadır.

Şeref Umut ERSOP
Tarihçi

Kaynakça

Necmi Ülker, Vehbi Günay, Latif Taşdemir, İzmir’in Sevinç Günleri – Atatürk’ün İzmir Ziyaretleri, Ege Üniversitesi yay. İzmir 2009

Mustafa Ergün, Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1982

Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi – Cilt: 17, Sayı: 1, Mart 2019

Burhan Göksel, Atatürk ve Kadın Hakları, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 1992

Arat, Necla, (1997) Susmayan Yazılar, Eğitim, Laiklik, Kadın ve Siyaset Üzerine,  Say Yayınları, İstanbul

The New York Times, 26 Temmuz 1925

The New York Times, 18 Ekim 1925

The Washington Post, 30 Temmuz 1933

The New York Times, 3 Eylül 1933

The Chiristian Science Monitor, 30 Nisan 1930,

[1] Zeki Sarıhan,  Kurtuluş Savaşı Kadınları,  Remzi Kitabevi,  İstanbul, 2007, s.40

[2]  Atatürk Ansiklopedisi, İnönü Muharebeleri   ,s. 10

[3] Necmi Ülker, Vehbi Günay, Latif Taşdemir, İzmir’in Sevinç Günleri – Atatürk’ün İzmir Ziyaretleri, Ege Üniversitesi Yayıncılık, . İzmir 2009,  s.68

[4] İpek Çalışlar, Latife Hanım, Doğan Kitap , İstanbul, Baskı, 2011

[5] Cumhuriyet Gazetesi , 30 Temmuz 1932

[6] Arat, Necla,  (1997)  Susmayan Yazılar, Eğitim, Laiklik, Kadın ve Siyaset Üzerine, Say Yayınları, İstanbul, s. 60 – 68

[7] Arat  Necla,  A.g.e ,  s. 75-79

[8]

[9] The New York Times, 26 Temmuz 1925,  s. 10

[10] The New York Times, 18 Ekim 1925, s. 8.

[11] The New York Times, 5 Kasım 1933, s. 4.

[12] The Washington Post, 30 Temmuz 1933, s. 7

[13] The Washington Post, 30 Temmuz 1933, s. 7

[14] The Chiristian Science Monitor, 30 Nisan 1930, s. 1

[15] The New York Times, 3 Eylül 1933, s. 4.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu