ETKİNLİKLERİstanbulRESİMSANATTAN

Hakan Gürbüzer’in İlk Solo Sergisi ‘Metanoia’

Hakan Gürbüzer’den ‘Metanoia’

Galeri 77, Hakan Gürbüzer’in ilk solo sergisine 10 Eylül – 7 Kasım tarihleri arasında ev sahipliği yapmanın heyecanını duyuyor. Sergi, adını kişinin zihniyetinde, dünya görüşünde, inançlarında ve düşünme biçiminde köklü bir değişim geçirerek kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırması anlamına gelen “Metanoia” kavramından alır. Bu bağlamda, Gürbüzer’in üretiminin merkezinde insan, insanın iç dünyası ile onu kuşatan gerçeklik arasındaki gerilim yer alır. Kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlık, kimlik arayışı, bellek, aidiyet ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izler, sanatçının tekrar tekrar döndüğü meselelerdir.

Bir insanın kim olduğu çoğu zaman tek bir görüntüde toplanmaz, o görüntünün etrafında dağılmış olanlarda belirir. Hakan Gürbüzer’in resimleri tam da bu dağılmanın içinde kurulur. Dışarıya gösterilen yüz ile içeride yaşananlar arasında, hatırlanan ile şimdi olan arasında, kalabalığın ortasında korunan mesafe ile o mesafenin altında biriken iç dünya arasında. Bugün sanatçının üretimi üzerine düşünmek, dönüşüm kavramının kişisel gelişim diline indirgenerek tüketildiği ve benliğin her an düzeltilebilir, seçilebilir ve tutarlı bir imge olarak sunulduğu bir görsel iklimde, değişim, bellek ve kimlik gibi kavramların yeniden ciddiye alınmasını gerektiriyor.

Sanatçının Galeri 77’de gerçekleşen Metanoia başlıklı kişisel sergisi, adını doğrudan bu meseleyi karşılayan bir kavramdan alır. Gürbüzer’in resimleri ilk bakışta izleyiciyi Kübizm’in mekânı ve zamanı parçalayan diliyle karşılar, bu nedenle üretimi çoğunlukla biçimsel bir çerçeveye ya da kültürel bellek kavramına yaslanarak okunmuştur. Oysa sanatçının külliyatının temel meselesi ne yalnızca bir üslup arayışı ne de geçmişe dönük bir hatırlama çabasıdır. Sanatçının kendi ifadesiyle bu sergi geçmişi anlatmaz aksine geçmişin bugünün içindeki etkisini anlatır. Yaşanan her kırılmanın, karşılaşmanın ve kaybın insanı değiştirdiğini, zamanla başka birine dönüştüğümüzü, ancak geçmişimizin kaybolmayıp bugünkü benliğimizin içinde yaşamaya devam ettiğini söyler.

Bu yaklaşım biçimsel olarak sergide, Kübizm, hiperrealist ayrıntı ve kolaj mantığının birlikte kullanılmasıyla görünür hâle gelir. Kübist parçalanma, farklı bakış açılarını ve zamanları aynı yüzeyde bir araya getirirken özellikle portrelerde yüzün deformasyonu üzerinden kimliğin çok katmanlı yapısını vurgular. Kübist parçalanmanın yanında yer alan hiperrealist netlik ise resimlerde ikinci bir görme biçimi oluşturur. Fotografik bakışla kurduğu ilişki üzerinden anı sabitleyen, ayrıntıyı kaydeden ve nesneyi görünür gerçekliğe yaklaştıran bir imge düzeni üretir. Gürbüzer bu iki yaklaşımı aynı görsel dil içinde kullanarak resim yüzeyini hatırlanan ile kaydedilen arasındaki gerilime açar. Sanatçının biçimsel üslubu, izleyicinin karşısındaki figürleri oluşturan zamanların, deneyimlerin ve çelişkilerin nasıl yan yana var olabildiğine tanıklık etmesine olanak sağlar.

‘İlişkinizi ChatGPT’ye Sormamalısınız’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu