SANATTAN

“Köy Enstitüleri”nin Hikayesi bu panelde anlatıldı!

Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği İstanbul şubesi tarafından, Bilimsel ve demokratik eğitimin özgün kurumları “Köy Enstitüleri” konulu panel düzenlendi. Panel sonrası Ruhi Su Dostlar Korosu tarafından da bir konser verildi.

Panelin konuşmacıları, Prof.Dr.Firdevs Gümüşoğlu ve Cengiz Öksüz‘dü. Firdevs Gümüşoğlu, Köy Enstitüleri’nin yararlarını, Cengiz Öksüz ise Köy Enstitüleri’nin kapatılma sürecini ve etkilerini anlattı.

Prof.Dr.Firdevs Gümüşoğlu’nun konuşmasından satır başları;

Cumhuriyete kadar Anadolu köylüsünün kapısı askerlik ve vergi dışlında çalınmamıştı. Aşırı bir yoksulluk ve yoksunluk durumu vardı. Cumhuriyet rejiminin ilk hedefi Aşar Vergisi kaldırmak ve Anadolu köylüsünü topraklandırmaktı. Aşar vergisi kaldırdı, toprak reformu tam olarak yapılamadı, hazine arazileri köylüye dağıtıldı. Toprak reformunun yapılamaması toplumun geleneksel yapısını değiştiremedi, ağa, eşraf ilişkileri devam etti. Feodal bağlar çözülemediği için nitelikli insan yetiştirme yoluna gidildi. Ahmet Hamdi Başer “Ülkeyi kalkındıracak bir manivela keşfedilmemişti”  Cumhuriyet rejimi o manivelayı keşfetmeye çalıştı. İnkılapları tek başına yapmanın bir anlamı olmadığı, devrimci bir kuşakta yetiştirmenin gerektiğini biliyorlardı. Eğitim programı ve kitaplar buna göre hazırlanmıştı. Köy eğitmen kurslarının açılması Köy Enstitülerine giden önemli kilometre taşı oldu.

Cumhuriyetin temel politikası,“Halk kitlesi devletin temelidir. Temel çürük ise devlet binası da zayıftır.”
İsmail Hakkı Tonguç “Vatanı sevmek en yakınında ki muhiti sevmekle başlar.”
Vatanseverlik, halkı sevmekle doğayı ve insanı sevmekle ilişkili görülüyor. Köy enstitüleri, bu program doğrultusunda doğa ile insanı buluşturuyor. Demokrasi eğitimini görüyoruz, köylü yüz yıllar boyunca sömürülmüştür. Konuşmak, derdini anlatmak becerisinden yoksun bırakılan halkın hakkına sahip çıkan ve savunan insanlar haline getirilmedi hedeflenmiştir.

Bu pedagogların birleştiği konu, eğitimde çocukların çokça konuşturulması fikrinin 1940’lı yıllarda uygulanmaya başladığını görüyoruz. Eğitmen mevcut feodal sistemin dönüştürücü öznesi olacak. Köy eğitmen kursuyla başlayan, köy enstitüsüyle devam eden eski eğitim düzeni değiştiren bir sistem. Özü özgürleştirici eğitim. Öğretmeni de öğrenen kişi olarak tarif eden bir eğitim sistemi uygulanıyor köy enstitülerinde. Öğretmen hem toplumsal olaylarda hem de doğa olaylarında çözüm adımı atan kişi olarak tarif ediliyor.

İsmail Hakkı Tonguç “Köy enstitülerin de her türlü şiddetin yasak olduğunu söylüyor. Dayak, tokat ve her türlü koşullar içinde gerilik ve yüz kızartıcı davranıştır” Köy enstitülerinde çocuklar sanattan, makinaya her konuda bizzat işi yaparak öğreniyor.

Çocukların beden temizliğine kadar, her konuda eğitim veriliyor. Çocukların özyönetiminin gelişmesi için eğitim veriliyor, demokrasi bilinci geliştiriliyor. Avrupa’da faşizmin yaşandığı esnada çocuklara demokrasi kültürü kazandırılması çok önemlidir. Köy enstitülerinde katılımcı eğitim modeli uygulanıyordu. İş, imece ve yaratıcılık olarak tarif ediliyor Tonguç tarafından. Usta öğreticiler, kavramı da yine köy enstitülerinin önemli farklarındandı.

Tonguç, Eğitimin yapıt yaratması gerektiğini vurgular. Üretim ve yapıt yaratma kişinin kendini var etmesinin en önemli aracıdır. İşi başarma, insanın psikolojisinin de güçlendirmektedir. Günümüz kitapları çok özensiz ve akademik açıdan yeterli değil.

Köy enstitülerinin en belirgin özelliği yatılı ve karma eğitim olması. 1940’lı yıllarda köy enstitüsü bunu başarmıştır. Belki dünyada bunu ilk yapan köy enstitüleridir. Köy enstitüsü öğrencilerine, enstitüde kendinizi nasıl hissediyorsunuz diye sorduğumuzda, cennete düştüm diye cevapladıklarını gördüm. Köy enstitülerinin bir farkı da sınıf yerine grup çalışmasının yapılması.

Her mekân bir dershanedir, yeri gelir ahır, yeri gelir bir atölye veya tarla. Köy enstitülerinde çok nitelikli öğretmenler eğitim vermiştir. Köy enstitüleri öğrencileri, eğitimleri devam ederken bilimsel çalışma yapmışlar, edebiyat ve felsefe tartışmaları yapmışlardır. Köy enstitüleri, diyalog temelli eğitim sistemi uygulamıştır. Ezberci eğitim yerine karşılıklı anlama ve anlaşmayı temel almıştır.

Tonguç’un en önemli kazandırdığı model, mektuplaşmak, çocuklara mektuplaşmayı alıştırmıştır. Köy enstitüsü, sessizlik kültürüne karşı bir başkaldırı eğitimidir. Köylerde, kadınlara veya erkeklere sorduğumuzda ben bilmem derler, hâlbuki onlarda hayatın bilgisi vardır. Sessizlik kültürü, yoksulların ve ezilenlerin kültürüdür. Anadolu halkı yüz yıllar boyu suskun bırakıldı, Köy Enstitüleri susmuş insanları konuşturmaya ve düşünmeye sevk etmek için vardı.

Köy Enstitüleri, doğa dostu eğitim veriyordu. Kıraç topraklar ağaçlandırıldı, köylüye ağaç sevgisi, aşılamaya çalışıldı, bataklıklar kurutuldu, yaralı yaban hayvanları iyileştiriliyor ve doğaya bırakılıyor.

Köy enstitüleri hümanist bir eğitim sistemidir. Ancak burada batıda ki hümanizmadan ayrılan bir yanı var. Kolektif aidiyet ile birey olmak arasındaki bağın koparılmamakta, aksine güçlendirmektedir.

Köy enstitülerinin en önemli özelliği üretim yapan bir eğitim olması. Böylece ailelere fazla yükte getirmemektedir.  Üretmeyi bilen insan yetiştirme eğitimi yapılmaktadır.

Köy enstitüleri, bölgesel farkları avantaja dönüştüren bir eğitim sistemiydi. Kadınlara pozitif ayrımcılık güden eğitimi vardı. Avrupa’da pozitif ayrımcılığın bilinmediği koşullarda, kız öğrenciler olarak pozitif ayrımcılık yaşanmıştır. Kız çocukları için sorun eğitim müfredatı değiştirildiği zaman ortaya çıkıyor. Kadın cinayetlerinin temelinde yatan nedenleri köy enstitülerin kaldırılmasında bulabiliriz.

Onlar, duvarları, sınırları, güvenliği olmayan eğitim ve üretim yerleşkesinde çocukluktan gençliğe geçmişler!  Cumhuriyet gençliği tarih ve talih değiştiren bir kuşaktır.

Köy enstitülerinin programlarının değişmesiyle beraber kız öğrenci alımına yönelik destekler kalkar. 1946’da 1336 olan kız öğrenci sayısı 1947’de 1078’de düşer.  1950’lerde enstitülerin karma eğitimine son verilir ve kızların sayısı toplamda 736’ya kadar geriler ve bu düşüş sürer. 1954 yılında ise Köy enstitüleri kapanır, yerine köy ilköğretmen okulları açılır.

Bu kurumlardan 1940-1954 yılları arasında 1398’i kadın, 15943’ü erkek 17341 öğretmen mezun olmuştur.  Sağlık kolundan da 1248 sağlık memuru yetişmiştir. Köy enstitüleri, 77 yıldır aşılamayan üretim, eğitim ve kültür kurumlarıdır. Türkiye’nin Rönesans’ı ve aydınlanma devrimidir. Halk kültürünü burada görüyoruz.

İsmail Hakkı Tonguç,
“Elimden gelse, bütün dünya okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım.”

Cengiz Öksüz’ün konuşmasından satırbaşları;

Böyle bir eğitim sistemini kim kapatmak ister? Böyle bir eğitim sisteminin ülkeyi nereye götüreceği çok açıktır. Köy enstitüleri sadece öğretmen yetiştirmiyor. Köye yararlı eleman yetiştiriyordu. Köy enstitülerinde sağlıkçılık, veterinerlik, ağaç var, fidan dikme var, sebzecilik var, arıcılık var, elektrik getirme var, su getirme var, kooperatifçilik var.

Böyle bir sistem, ancak işgale uğramış ülkede yok edilir. Bir ülke düşman işgaline uğrarsa, düşman gelir derki bu çok tehlikeli, ben bunu kaldırıyorum der. Kendi ülkesinin kalkınmasını sağlayacak kurumu kapatmak için düşman olmak gerekir.

Türkiye’ye gericilik aşağıdan değil, yukarıdan getirilmiştir. Yani halk tarafından değil, devleti yönetenler tarafından getirilmiştir.  Köy enstitüleri devam etseydi bugün yaşadığımız birçok sorunla karşılaşmayacaktık.

Türkiye’de 1945- 1950 yılları arasında olan şudur;

ABD ile hurda silah alım anlaşması yapılır,

1946’da Truman doktrini,

1946’da ABD’den iktisat uzmanları,

Dünya bankası, IMF,

Marshall Planı,

ABD ile ortak eğitim anlaşması,

Bunların tamamı 1945- 1950 arasında 5 yıl içinde olur. 1949 yılında ABD ile yapılan ortak eğitim anlaşmasının maddelerine göre, eğitim komisyonun başına ABD Ankara büyükelçisi atanıyor. Komisyonda görüş ayrılığı olursa komisyon başkanın görüşü geçerli olacaktır. Maaşlarını Türkiye ödüyor ve bu komisyon yılda bir kere ABD başkanına bilgi veriyor.

Atatürk döneminde 4 cilt tarih kitabı okutuluyordu. 3 cildi ortaokulda, 4 cildi lisede okutuluyordu. Atatürk döneminde kendi el yazısıyla yazdığı medeni bilgiler kitabı, vatandaşlık bilgisi olarak okutulurdu.  1949’da ABD ile ortak eğitim anlaşması yapıldıktan sonra tarih kitapları tamamen değiştirildi. Atatürk dönemi tarih kitapları Orta Asya’dan başlar ve karşılaştırmalı tarih olarak yazılmıştır. Şimdi tarih dediğimizde aklımıza ilk Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi gelir. Atatürk döneminde yazılmış ders kitapları kaldırılıyor ve bütün derslerin içerikleri değiştiriliyor.

Bütün mesele şu okumayacak, öğretmen okumayacak, öğretmenin eli de işlemeyecek. Hem eli işler kemde kafası işlerse çok zararlıdır. Şimdi yapılan eğitim değil, öğretimdir. Köy enstitüleri okumak okumak, eleştiri eleştiri ve iş iş iş temeli üzerine kurulmuştu.

  1. Dünya savaşında Köy enstitülerine karşı olanların sırtı sıvazlandı. İstanbul basını Kurtuluş Savaşı’nda ne yaptıysa 1940’larda da aynı şeyi yaptı. Ergenekon, Balyoz davalarında aynı şeyi yaptı. Basın bilinçli şekilde Köy enstitüleri karalayan yazılar çıkıyordu.

Yüksek köy enstitüsünü bitiren 72 öğretmen eylül de atanıyorlar nisan ayı gelince askerlik celbeleri geliyor. Celp dönemi olmadığı için askerlik şubesi işlem yapmıyor. En sonunda mayıs ayında Milli Savunma Bakanı bunları askere alıyor, 2.5 yıl askerlik yaptırıyorlar. Askerlik döneminde de sürekli işkence ve kötü muamele görüyorlar. İçlerinden biri dayanamayıp ölüyor. Ailelerine kadar rahatsızlık veriliyor.

Bu ülkede kitap okunmaması tesadüf değil, 60 yılı aşkındır kitap okunmaması için eğitim veriliyor.

1960 yıllarda İsmet İnönü, Muammer Erten’e köy enstitüleri ilgili şöyle diyor, “Köy enstitülerinin kapanmasından dolayı duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesi gibi bir acı duyuyorum. Herkes sanır ki Yücel’i, Tonguç’u isteyerek değiştirdim. O zaman bir sürü olaylar oldu. Kurultaylarda enstitülere karşı bir kampanya başladı. Ben bunların doğru olmadığını yerine giderek saptadım.” Dedikleri doğrudur, bazı enstitülere üç kere, dört kere gitmiştir. Baştan beri baskıya rağmen İnönü enstitülerin arkasında durdu.

” Ama bu o kadar yoğunlaştı ki, grubu etkiledi, grubun çoğunluğu köy enstitülerin aleyhine döndü. Bakanlar içinde köy enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. Özellikle Yücel ve Tonguç hedef alınıyordu. Ordudan ve genelkurmay başkanından yoğun şikâyetler gelmeye başladı. Mareşal Fevzi Çakmak bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın diye soruyordu. Mareşal bunu adeta bir mesele haline getirdi.”

Doğan Avcıoğlu’da yazısında bu söylenenleri doğruluyor. İnönü ben gücümü gruptan alıyordum. Gücümün kaybolduğunu gördüm geri çekildim. Daha sonra tekrar başlamak üzere, güçlü olduğumda yapmak üzere, ama o hiçbir zaman olmadı.

O yüksek köy enstitülerini kapatan, köy enstitü programını değiştiren, birçok müdürü, öğretmeni görevden alan Reşat Şemsettin Sirer’in birçok kumpas ve hile yaptığı öğreniliyor. Öğretmenin dolabı kırılıp, dolabına kitap konuyor.  Reşat Şemsettin Sirer 1954’de köy enstitülerini kapanıp, öğretmen okullarına dönüşeceği gazete haberlerinde çıkınca şöyle diyor, ”  Haber de bir yanlışlık var, zaten dört yıldır, köy enstitüleri sadece öğretmen okulu şeklini almıştır.” Gerçekten yaptıkları değişikliklerle köy enstitülerinin içini boşaltmıştı.

 

Cengiz Öksüz’ün konuşmasından sonra soru cevap kısmına geçildi. Panelistlere çiçek takdimi sonrası panel kısmı tamamlandı. Ruhi Su Dostlar Korosu tarafından verilen konserle etkinlik tamamlandı.

Ayrıca Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği İstanbul şubesi tarafından, “Uygarlığın Tuğlası” adlı sergi Barış Manço Kültür Merkezinde 19 Mayıs 2017 tarihine kadar sergilenecek.

Haber-Fotoğraf: Nasuh Bektaş

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı