
İlkbahar Buzunun Üzerinde Bir Türk Şiiri,
Unutma: Bir Şiirin Sınır Aşan Yolculuğu –
Sertaç Çelik yazdı…
Türk edebiyatının toplumcu-gerçekçi ustası Orhan Kemal’in bıraktığı edebiyat mirası bugün yalnızca kitaplarda değil, yaşayan bir bellekte varlığını sürdürüyor. Bu belleğin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için yıllardır emek veren kişi, oğlu, araştırmacı-yazar ve şair Işık Öğütçü. Kurucusu olduğu Orhan Kemal Müzesi’ni eşi Erunç Öğütçü ile birlikte büyük bir özveriyle sürdürüyor; arşivi ve edebiyat mirasını titizlikle koruyor.
Bu kez hikâye, onun kendi şiir sesiyle Japonya’ya uzanıyor.
Öğütçü’nün ilk şiir kitabı ‘Unutma’, Mona Kitap tarafından yayımlandı ve altıncı baskısına ulaştı. Uzun yıllara yayılan bir birikimin ürünü olan kitap, farklı dönemlerde kaleme alınmış dizelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. 118 kısa ve yoğun şiirin her biri, birkaç dizede tamamlanan ve doğrudan duyguya yaslanan bir yapı taşıyor.

Bu yoğunluk kimi zaman birkaç satırda bir hayat fikrini kurabiliyor:
HAYAT
Hayat devam edecek,
Sevdiklerimiz önce,
Arkadan bizler,
Sonra geride kalanlar,
Birer birer gidecek.
Hayat yine devam edecek…
Sevgi, hasret, özlem, özgürlük ve umut temaları yalın bir dille okura sunuluyor. Öğütçü, şiirlerinde özellikle umut ve özgürlük vurgusunun belirleyici olduğunu ifade ediyor; bu iki duygu kitabın merkezini oluşturuyor.
Şiirlerde aşk da var; ancak romantik bir süsleme olarak değil, beklenmedik ve dönüştürücü bir enerji olarak:
AŞK
Aşk kalbin sessizliği içinde,
Doğum yapan enerjiyse,
Kimi çarpacağı belli olmaz,
Çarpınca çaresi bulunmaz!
Kitaptan seçilen sekiz şiir, Japonya’nın köklü edebiyat dergilerinden Shun-pyō (春氷- “İlkbahar Buzu”)’nda yayımlandı.
Yayımlanan şiirler: “Unutma”, “Hayat”, “Aşk”, “Ben Annemi Çok Sevdim”, “Seviyorum”, “Özlemek”, “İnanma” ve “Bir Daha”.
‘Unutma’, Öğütçü’nün ilk şiir kitabı. Kısa ve yoğun metinlerden oluşan bu çalışma; aşk, anne, aile, özlem, özgürlük, doğa ve insanlık temalarını öne çıkarıyor. Ancak bu temalar romantik bir süsleme içinde değil; yalın, yer yer kırılgan ama dirençli bir sesle dile getiriliyor.
Sözcükler büyütülmeden, imge şişirilmeden ilerliyor dizeler. Bu yönüyle şiirler, modern Türk şiirinin kimi damarlarıyla akrabalık kurarken aynı zamanda okurla doğrudan temas eden sade bir anlatımı tercih ediyor.
Şiirleri Japoncaya çeviren Fukuda Kosuke’nin emeği, yalnızca diller arasında değil, kültürel duyarlıklar arasında da bir geçiş anlamı taşıyor. Japon estetiğinin sadelik ve yoğunluk üzerine kurulu geleneği ile Anadolu’nun toplumsal belleğini taşıyan bir şiir sesi burada kesişiyor.
“Unutma” şiiri, kitabın temel eksenini berrak biçimde ortaya koyuyor: aile, sevgi ve bellek. Hafızanın kişisel olduğu kadar toplumsal bir alan olduğunu bilen iki kültür, bu şiirlerde ortak bir insanlık hâliyle karşılaşıyor. Özlemek, bu ortak duygunun en yalın ifadesi gibi duruyor:
ÖZLEMEK
Denizin ortasında,
Susuz kalsam,
Koymaz da,
Özlemek fena….
Öğütçü, babasının edebiyat mirasını yalnızca sahiplenmekle kalmadı; araştırmaları ve arşiv çalışmalarıyla bu mirası kurumsal bir hafızaya dönüştürdü. Ancak onun edebiyat yolculuğu bununla sınırlı değil. Şiir, onun kişisel sesinin alanı. Bu, sekiz şiirin yolculuğu değil yalnızca; bir sesin başka bir dile dokunması.
Bir şiir başka bir dile çevrildiğinde yalnızca kelimeler değil; bir ülkenin belleği, acısı ve umudu da yolculuğa çıkar. Anadolu’dan yükselen bu yalın ve dirençli ses Japonya’da yankı buluyorsa, bu karşılaşma tesadüf değildir.
İlkbahar buzunun altında akan su gibi, şiir de görünmeyeni taşır.
Ve o akış, coğrafya tanımaz.
Sertaç Çelik





























































