KİTAPSÖYLEŞİ

Adnan Özyalçıner: ‘Sabahattin Ali, Demokrasi Ve Özgürlük İstediği İçin Öldürüldü’

Adnan Özyalçıner:
‘Sabahattin Ali, Demokrasi Ve Özgürlük İstediği İçin Öldürüldü’

Sabahattin Ali’yi Adnan Özyalçıner anlatıyor:
“Yaşama içinden bakmak”

Sabahattin Ali, aradan geçen onca yıla rağmen bugün hâlâ okunan, tartışılan ve genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilen bir yazar. Bunun temel nedeni yalnızca metinlerinin edebî gücü değil; insanı, toplumu ve vicdanı merkeze alan yazarlık anlayışının zamana direnmesidir. Yazdıkları, kendi döneminin sınırlarını aşarak bugüne seslenmeyi sürdürüyor.

Edebiyatımızın yaşayan belleği Adnan Özyalçıner, üretimini hâlâ sürdüren; öyküden romana, denemeden çocuk edebiyatına uzanan geniş bir alanda eserler veren bir yazar. Vapur Yayınları’ndan çıkan ‘Sabahattin Ali: Yazmayı Nasıl Öğrendi?’ adlı kitabında bir yaşamöyküsü anlatmaktan çok; Sabahattin Ali’nin okuma alışkanlıklarını, yazma disiplinini, Anadolu deneyimini ve baskılar altında biçimlenen yazarlığının izini sürüyor.

Adnan Özyalçıner ile Sabahattin Ali’nin yazarlık serüvenini, bugünle kurduğu bağı ve neden hâlâ bu kadar yakınımızda durduğunu konuştuk.

KitaptanSanattan.com / Sertaç Çelik

    • ‘Sabahattin Ali: Yazmayı Nasıl Öğrendi?’ kitabınızda, Sabahattin Ali’nin yazarlık serüveninin nasıl biçimlendiğine odaklanıyorsunuz. Bu yolculukta sizi en çok düşündüren, öne çıkan nokta neydi?

Sabahattin Ali’nin çocukluk yıllarında yazdığı kompozisyonlar ve babasının yazmaya dair uyarıları beni en çok düşündüren noktalardan biri oldu. Babası, ona gerçeğe bakmanın ne demek olduğunu ilk öğreten, yazıda yolunu açan kişidir. Bu yönüyle yalnızca bir baba değil, aynı zamanda iyi bir öğretmen ve iyi bir edebiyat okurudur.

Babasının Edremit’te çerçilik yaptığı günlerde, Sabahattin Ali’yi de sabahın erken saatlerinde pazara götürdüğünü biliyoruz. Gerisini Sabahattin Ali şöyle anlatır:

“Pazarda kadınlar tombul yanaklarımdan makas, önümdeki sepetten ibrişim yumakları alırlardı. Babam pazarda gördüklerimi yazmamı istedi. Bir kez yazıya şöyle başlamıştım: ‘Sabahın erken saatinde pederimin lâtif sesiyle uyandım.’ Babam öfkelenmiş, ‘Haydi ordan yalancı kerata. Sabahın köründe seni zorla yatağından kaldırıyorum. Babanın lâtif sesiymiş! Sesim sana lâtif gelir mi hiç? İçinden geldiği gibi yaz,’ demişti.”

Vedat Günyol’a anlattığı başka bir anı da bu yaklaşımı tamamlar. Öğretmen, pazar günü yaptıklarını anlatmalarını ister. O pazar, Sabahattin Ali babasıyla sabahın çok erken saatlerinde ava çıkar. Hava henüz alaca karanlıktır. Akşam eve döndüğünde kompozisyonuna şu cümleyle başlar: “Sabah güneşin ilk ışıkları penceremize vururken babamla ben, av tüfeklerimizi alıp çıktık yola.”

Yazıyı babasına okuduğunda sert bir tepkiyle karşılaşır:

“Ulan, biz ava çıktığımız zaman daha güneş doğmamıştı. Sen nasıl olur da, güneş ışıklarından söz edersin? Bu bir aldatmacadır. Yalancısın sen. Kimi aldatıyorsun. Yazacaksan doğru dürüst yaz. Yalan dolan istemez.” 

Bu uyarılar, Sabahattin Ali’nin yazarlığında gerçeğe bağlılığın ve sahiciliğin neden bu kadar merkezi bir yerde durduğunu anlamak açısından son derece öğreticidir.

Adnan Özyalçıner: 'Sabahattin Ali, Demokrasi Ve Özgürlük İstediği İçin Öldürüldü'

”Okuma, onun için hayatın içine karışan bir öğrenme sürecidir”

    • Kitapta Sabahattin Ali’nin okuma alışkanlıklarına geniş yer veriyorsunuz. Erken yaşlarda kitaplarla kurduğu ilişkinin, yazarlık anlayışının oluşmasında nasıl bir etkisi oldu?

Okuma alışkanlığı, yazmanın başlangıcı olmuştur. Sabahattin Ali’nin şansı yalnızca çok kitap okumasıyla sınırlı değildir. Okuduklarını berber Hüseyin, bakkal Refik, dayısı Nazmi Bey gibi çevresindeki insanlarla paylaşır; onlarla tartışır, bilmediklerini öğrenir. Okuma, onun için yalnız başına sürdürülen bir etkinlik değil, hayatın içine karışan bir öğrenme sürecidir.
Bu süreçte babasının yönlendirmelerinin de yazarlığını derinden etkilediğini unutmamak gerekir. Okuduklarıyla yaşadıkları, gerçeklikle kurduğu bağ ve çevresinden beslenen bu paylaşımcı öğrenme biçimi, Sabahattin Ali’nin yazarlık anlayışının temel taşlarından birini oluşturur.

    • Anadolu’nun farklı kentlerinde öğretmenlik yapması, Sabahattin Ali’nin dilinde ve insanı anlatma biçiminde nasıl izler bıraktı?

Sabahattin Ali’nin çevreye dışarıdan bakan bir gözle değil, çevrenin içinde yaşayarak olayları ve insanı izlemesinin bu süreçte büyük payı vardır. Bu yaklaşım, onun eleştirel gerçekçi, zamanla da toplumsal gerçekçi bir bakış açısı geliştirmesini sağlar. Söz konusu bakış açısı, diline ve anlatımına doğrudan yansır; yalın, sahici ve güçlü bir anlatım ortaya çıkar.

”Yaşama içinden bakmanın yansıtılması gerçekçi bir bakış açısını besliyor”

    • Sabahattin Ali’yi incelerken, kendi yazarlığınız ya da hayata bakışınızla kesişen, size yakın gelen noktalar oldu mu?

Yaşama içinden bakmanın yansıtılması, Sabahattin Ali’de olduğu gibi benim yazarlığımda da gerçekçi bir bakış açısını besliyor. Yalansız, dolansız bir anlatımı mümkün kılıyor. İnsanı, olduğu gibi; süslemeden, yüceltmeden ama eksiltmeden ele alan bir anlatım bu.

    • Kitapta Sabahattin Ali’nin yazma disiplini ve çalışma alışkanlıklarına da yer veriyorsunuz. Bir yazarın nasıl yazdığını bilmek, bugün okur için neden hâlâ önemini koruyor?

Gerçeğe, gerçekliğe nasıl ulaşıldığını; daha doğrusu buna nasıl ulaşılabileceğini bilmek ve öğrenmek açısından önemlidir. Bir yazarın, yaşamın eşitçe bölüşülmesi için verdiği çabanın nelere mal olabildiğini görmek de okur için öğreticidir. Bu çabaların kimi zaman hapisle, kimi zaman da ölümle sonuçlandığını bilmek gerekir. Tıpkı Sabahattin Ali’nin yaşamında olduğu gibi.

Adnan Özyalçıner: 'Sabahattin Ali, Demokrasi Ve Özgürlük İstediği İçin Öldürüldü'

”Onu bugüne taşıyan asıl neden de bu”

    • Bugün Sabahattin Ali, özellikle genç okurlar tarafından ilgiyle okunuyor. Onu bugüne taşıyan asıl unsur sizce nedir?

Yaşam gerçeğinin dünü, bugünü olmaz. Sabahattin Ali’nin yaşamın içinden yansıttığı toplumsal çelişkiler ve sınıfsal ayrımcılıklar bugün de sürüyor. Onu bugüne taşıyan asıl neden de bu. Buna anlatımının gücü de eklenir. Sabahattin Ali aynı zamanda gülmeceyi bilen bir yazardır; anlatımında gülmeceye yer verir. Ancak amacı güldürmek değil, anlatmak istediğini daha görünür kılmak, okuru düşündürerek daha derinden etkilemektir.

    • Bu kitabı bitiren bir okurun, Sabahattin Ali’ye dair zihninde hangi duygu ya da soruyla kalmasını isterdiniz?

Sabahattin Ali, halka demokrasi ve özgürlük istediği için öldürüldü. Bugün de halka demokrasi ve özgürlük isteyenlerin hapiste olduğunu görüyoruz. Bunun nedenini uzun uzun düşünmek gerekir. Bu noktada, Sabahattin Ali’nin Markopaşa’da yayımlanan “Ne İstiyoruz” başlıklı yazısında dile getirdiklerine bakmak, öldürülmesinin nedenini daha açık biçimde anlamamızı sağlar:

 “Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir’deki ortak tüccar, İstanbul’daki ahbap milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun.
Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün. Ve insanları sahiden insan eden o en büyük nimet: Hürriyet, riyakâr ağızlarda ‘adam avlama yemi’ olarak kullanılmasın…”

Bu satırlarla yüzleşen bir okurun, Sabahattin Ali’nin neden susturulduğunu ve neden hâlâ bu kadar güncel olduğunu kendine sormadan edemeyeceğini düşünüyorum.

KitaptanSanattan.com / Sertaç Çelik

Adnan Özyalçıner: 'Sabahattin Ali, Demokrasi Ve Özgürlük İstediği İçin Öldürüldü'

‘Ruh Sağlığı Bir Lüks Değil, Yaşam Kalitesinin Temeli’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu