Ayn Rand Ve ‘Hayatın Kaynağı’ Romanındaki Zenginler
A. Didem Uslu yazdı...

Ayn Rand Ve ‘Hayatın Kaynağı’ Romanındaki Zenginler – A. Didem Uslu yazdı.
Çok çok zengin olmak nasıl bir şeydir acaba?
Türkiye’de kimi insanlar roket hızıyla zengin olup yok olurlar. Oysa benim anladığım ve bildiğim zenginlik, üç beş kuşak süren bir aile geleneği, varlık birikimi, görgü ve hazımlılık olmalıdır.
Türkiye’de kısa zamanda çok zengin olan bir arkadaşımız olmuştu ama asıl zenginliği ben Hamburg’lu bir sanayicide gördüm. İzmir’deki deri imalathanesi zengini arkadaşımız yirmi yıl içinde müthiş zengin oldu ve kısa zamanda battı, sonunda onun bunun elinde, fülusu ahmere muhtaç kaldı. Hamburglu zengin ise, Doğu Alman zenginiyken komünizm rejimi altında yaşamış ama Almanya birleşince hemen doğuda büyük topraklar satın alıp hayvancılık, tarım ve çevrecilik işlerine girmiş. Ben bu Almanya zenginini kocamın çevre mühendisi olması nedeniyle tanımış ve yaşamını aralamış, gözlemlemiştim.
Rahmetli babam zaten hep söylerdi: “Türkiye’de bir erkek palazlandı mı, ilk iş karısını boşar.” Gerçekten de bizde köyden çıkan erkek önce büyük kentte çaycılık yapar, sonra “Allah yürü ya kulum” deyince para içinde yüzüp kendini tüketir. Kumar oynar, eşlerini değiştirir, evler arabalar, yatlar, katlar satın alır ve dağınık bir hayat içinde yaşar. Gösteriş ve tantanadan geçilmez. Para saçmak bir marifet haline gelmiştir. Adamın göbeği şiştikçe de şişer.
Hamburglu sanayici bizi evine çaya davet ettiğinde, beş çayımızı hizmetliler, gümüş takımlarda servis ettiler ama sanayici erkek, arazisinin içindeki kilise korosunda söylediği şarkılarla övünüyordu. Bize koleksiyonu olan müzik aletlerini ve notaları gururla gösterdi. Bahçesinde araba müzesi vardı, onları da tamir ediyordu. O yüzden günleri dopdolu geçiyordu. Karısı ise bize yağlı ve sulu boya resimlerini sergilemişti. Bize yaptığı el işlerinden hediye etti. Onun da ciddi uğraşları vardı. Evleri büyüktü ama birbirine bağlı karı koca torunlarla ve çocuklarıyla görüşerek yaşamaktan pek mutluydular. Eğer koca veya karısı, herhangi bir değişiklik duygusuyla bir sevgili edinmek isteyecek olsa da, bunu nezaketle ve zarafetle sessizce yapardı eminim.

Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı romanında da New York’un gökdelen delisi zenginleri anlatılıyor. Bu romanı kim satır satır, sindirerek okudu ise, elini kalbinin üstüne koyup kendine hesap versin çünkü roman tam 988 sayfa. Doğrusunu söylemek gerekirse ben yabancıların da romanı pek doğru dürüst okuduklarını sanmıyorum çünkü internetteki İngilizce bilgilendirmelerde yabancılar bile hep aynı konulara parmak basmışlar. Sanki yorumlarda birbirlerinden kopya çekmişler. Kimse Ayn Rand’ın Yahudiliğinden söz etmemiş, kimse New York’un yozlaşmış zenginlerini ele almamış, kimse zenginlerin ne kadar kötü kalpli olduklarına dikkat etmemiş. İnternetteki yazılarda pek çokları kurgunun 1920’lerde yaşandığını söylenmiş ama roman mesela 1932 yılı ortasında (555) geçer ve sanki 7-8 yıl sürer.
Romanı çok dikkatli okuyan bir kişi olarak meraklarım ve sonuçlarım şunlar oldu:
- Ayn Rand’ın Yahudi dini romanda ne kadar etkili olmuştur?
- Acaba roman içinde anılan binalar gerçek mi, uyduruk mudur?
- Roman neden bölüm başına 4 tane erkek karaktere adanmıştır? Mesele bu karakterlerin erkek olmaları değil de, bu insanların mesleki önemi nedir? Birinci bölümdeki Keating mimardır, Elsworth Toohey gazeteci, köşe yazarı, Gail Waynand gazete patronu ve Howard Roark mimar. Mimarlar New York zenginlerine gökdelenler veya ilginç binalar yaparlar. Gazeteciler de bunları yazar.
- New York’un zenginleri arasında mazbut, aklı başında ve düzgün hayat yaşayan yok mudur?
Roman çoğu insan tarafından Ayn Rand’ın yaymaya çalıştığı pek açık olmayan ve entel dantel Objektivism felsefesi denen ve anlaşılmayan bir konu tarafından ele alınmış. Kimisi Ayn Rand’ı erkek egemen toplumun sözcüsü olarak sayıp feminist açıdan ele alarak eleştirmiş. Pek çoğu da ne demekse, romanı bireyselcilik ve toplumculuk/grupçuluk (individualism vs collectivism) diye bir açıdan incelemiş. Bu konuya da romanın sonunda yer vermiş Ayn Rand.
Roman, gençlerin mimarlık fakültesinden mezuniyeti ile başlar. İki erkek karakter, Peter Keating ve Howard Roark mimari bölümünden mezun olacaklardır ama Roark, bana göre, nedeni anlaşılmaz ukalalığı yüzünden okuldan kovulurken Keating mezun olup mimar olur. Daha sonra roman, iki gencin New York’ta mimar olarak yaptıkları işler, yükselişleri ve yollarının kesişmesiyle ilerler. Romanda kimi karakterlerin dikbaşlı ve isyankar oluşları övülür ama anlaşılmaz psikoloji ve belirsiz iç çatışma yerine, roman dış çatışmalar ve haksızlıklar üzerinden yükselseymiş bence daha iyi olurmuş çünkü neredeyse tüm karakterler anlaşılmaz düşünce ve kararlarla yollarına devam ederler. İnsan bir okuyucu olarak, her aşamada bu karakterlerin derdi ne diye sormadan geçemiyor. Mesela Dominque onca zenginliğe rağmen neden o kadar sadist ve mazoşist? Tamam, tabii ki her toplumda böyle insanlar vardır ama karakterlerin hepsinin sadist ve mazoşist olması nasıl bir şey?
Romandaki pek çok karakter New York’un mimarları ve müşterileridir. Onlara ya Keating, ya da Roark inşaat yapar. Ancak Keating uyumlu ve yeteneksizken, Roark başına buyruk ve yeteneklidir.
Bana göre roman karakterleri şımarık, kaprisli ve ne yapacaklarını bilemez zengin insanlardır. Bir okur olarak insan amaçsız zengin olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyor. Tüm karakterlerdeki kötü kalplilik de romanda anlaşılır bir hâl değil. Elde edenlerin boşluğu ve nihilizmi gerçekten çok ilginç. Herkes mi böyle olmak zorundadır?
Ayn Rand romanında, Yahudilikten hiç bahsetmez. Hatta internette belirtildiği gibi kurguda hiç Yahudi karakter yer almaz. Ancak bence tüm karakterler Yahudidir. Nedenine gelince…
- Birincisi, her insan dünyaya doğup büyüdüğü pencereden bakar. İnternet bilgisine göre dünyada 15.8 milyon Yahudi bulunmaktadır. Yine internet bilgisine göre Yahudiler dünya üstünde 4000 yıldır var olmaktadırlar. Tarih boyunca onca devlet yok olmuşken, sayıları az olduğu ve bugüne kadar geldikleri için Yahudiler toplumlarına çok önem verirler, gözleri gibi bakarlar. Toplumun devamı için de din kurumunu aşırı önemserler. Onları din bir arada tutmaktadır. Etnik kökenleri ve dinleri Yahudilik/Musevilik olarak aynı olduğu için Kutsal Kitapları onları bir arada birleştirir ve toplar. Böylece 4000 bin yıldır dağılmamış ve süregelmişlerdir.
- İkincisi, Yahudilerin dini ve kültürel aile eğitimleri çok güçlüdür. Üstelik de ayrıcalıklı ve üstün oldukları düşüncesiyle yetiştirilirler. Bu noktada anne ailenin direğidir. O kadar ki, İngilizce de tüm baskıcı ve aşırı ilgili annelere Yahudi olması şart değil, Yahudi anne “Jewish mother” denir. Romanda da Keating’in annesi oğluna çok düşkün bir kadındır. Yahudilerin sayıları az olduğu ve insanlık tarihi boyunca yaşadıkları toplumlardan sıklıkla dışlandıkları için, kimseye belli etmedikleri büyük bir iletişim ve organizasyon ağı kurmuşlardır. Muazzam bir yardımlaşma ve imece ilişkiler toplamı içinde yaşarlar. Toplumda her birey çok kıymetlidir ve herkesin gözünün içine bakılmaktadır. Sayılar, evlilikler ve akrabalıklar bilinir. Kadının toplumda ayrı önemi vardır, erkeğin de ayrı değeri ama soy kadından devam eder.
- Üçüncü olarak roman kimin romanıdır. Edebiyatta yüzyıllardır karakterler asal/karşıt karakterler (protagonist/antagonist) olarak bilindik ikilidir. Bu romanda ise Yahudilerde olduğu gibi, tüm karakterler önemlidir. Keating ve Roark zıtlığına karşılık, Toohey/Wynand ve Dominique de herkese değen ve herkesin kaderini değiştiren güç olarak önemlidir.
- Dördüncü olarak romandaki tüm karakterlerin diyalogları çok uzun ve anlaşılması zordur. Hepsi aşırı entelektüel, derinlikli ve felsefi konuşurlar. Hele Dominque’nin ne dediği veya neyi savunduğu çoğu zaman belli değildir. Durmadan üstü kapalı ve imalı konuşur. Zaten herkes aşırı derinlikli ve felsefi konuşur (767). Dünya üzerinde Yahudilerden yetenekli çok sayıda biliminsanı ve sanatçı olduğuna göre, Yahudi eğitiminde önemli, bilinçli ve özel bir yan vardır. Hatta Stephen Zweig Dünyanın Dönüşü romanında bunu açıkça anlatır: Yahudiler çocuklarını üç kuşak tüccar yetiştirirlermiş ki, dördüncü kuşak para derdi olmadan rahatça biliminsanı ve sanatçı olsun diye. Böylesine bilinçli, planlı, derinlikli ve hazırlıklı bir toplumda herkesin iyi eğitimli ve üstün olması normaldir. Ancak bu disiplin de kimi zaman bireylerde büyük sıkışmalara ve rahatsızlıkları sebep olur.
Romanın kanımca en zayıf yönü tüm karakterlerin müthiş zeki ve entelektüel olup birbirlerine benzemesidir. Mesela hiç şapşalak, tembel, hasta, kendi halinde veya iyi kalpli idealist bir karakter bulunmaz. Tüm karakterler karmaşık ve anlaşılmazdır. Mesela Roark banka işini reddeder, Keating, Katie ile evlenmeye söz vermişken, gidip aniden Dominque’le evlenir. Dayı Toohey, Keating’e bunun hesabını sormaz. Dominque ise kendisine tecavüz eden Roark’u sevdiği halde gidip pat diye Keating’le evlenir. Daha sonra da gazete sahibi Wynand’la evlenir. Bunların nedenleri anlaşılmadığı gibi, karakter psikolojileri de verilmez. Roark romanın sonunda yapmakta olduğu toplu konutta sanatına karıştılar diye binayı dinamitler ve yıkar. Tüm karakterler içten pazarlıklı ve belli bir yolun yolcusu gibidirler. Mesela Toohey tam bir manipülatör ve medyayı kendi çıkarına kullanan bir gazetecidir. Ancak nedeni ve böyle olmasındaki psikoloji açıklanmaz.
Romanda internette anılmayan ama benim dikkatimi çeken bir başka konu da, mimar Roark ile sevdiği kadının kocası gazete sahibi Wynand’ın aylarca denizde yolculuk etmeleri ve çok iyi anlaşmalarıdır. Öyle ki Wynand, gazetesinden olma pahasına bina dinamitleyen Roark’u tutar ve gazetesinin yazarlarına onu kollatır. Neden? Bu derinliği bilinemez ilişkiler hiçbir zaman su yüzüne çıkmaz ama zeki karakterler birbirlerine durmadan nutuklar atarlar.
Bir aralar epey romanlarını okuttuğum için pek çok Amerikalı Yahudi yazarın romanında Yahudi karakterlerin sıkı din kurumu, toplumlarına aşırı bağlılık ile özgür ve bağımsız insan olma arasında kaldıkları dikkatimi çekti. Pek çok karakter bu sıkışıklıktan boğulur. Çoğu kaçış için solcu düşünceyi tercih etmiş gibi görünürler. Bireyler bir yandan her şeylerini borçlu oldukları toplumun dışına çıkmayı dilerler; öte yandan da o boğucu toplumun dışına çıkmak ister, ancak bundan korkar ve eğer sıkı geleneklerden uzaklaşacak olurlarsa, vicdan azabı çekerler. Üstelik de bu dünya korunaklı, faydalı ve sarmaldır. Sonuçta Yahudiler bu küçük ve yumak dünyayı sürdürmek zorundadırlar. Üstelik de onlardan başka bu işi yapacak olan yoktur.
Romanda, New York’lu zenginler, gökdelenleri yaptıranlar, mimari ve medyanın insanları ve bunların yönlendiren gücü tartışılmaktadırlar. Karakterler hep çelişkilidir. Duygu ve düşünce iniş çıkışları yoğun olur. Etkileyici, şaşırtıcı kişiliklerdir. Renkli ama zorlu karakterlerdir. Dominique gibi ele avuca sığmayan bir kadın evlenince izole hayata girip bu durumu sever ama hemen sonrasında bu hayatı bozar (691). Öte yandan Dominique’in kocasının gazetesinden neden tiksindiği de belli olmaz (692).
Bence roman, ABD’deki zengin ve tatminsiz Yahudileri anlatmaktadır. Romandaki diyalogların uzun olması, hele romanın ortasında konuşmaların iyice uzaması, bence tam bir entelektüellik gösterisi gibidir. Şeytan ruhlu Toohey sayfalar dolusu kötülük tavsiyeleri verir (904). Ancak kötülükler bile felsefidir. Yahudiler ayrıcalıklı olduklarından emindirler ve iyi eğitim görmüşlerdir ya, belki de onların konuşmaları da böyle felsefi ve derinlikli görünmelidir.
Zenginlerin dünyası çok çatışmalı ve gerilimlidir. Gazete sahibi Wynand insanları mahvetmezse, kendisinin çökertileceğinden korkar (705). Nitekim de bu halin eşiğine gelir. Öte yandan romanda cevap verilmeyen belirsizlikler de vardır. Mesela heykeltıraş Malory gazeteci Toohey’i vurmuşken nasıl oldu da aklandı ve işine devam etti. Neden hapsedilmedi? Roark’un sanat ve özgürlük hakkındaki savunması, onun cezasız kalmasına nasıl yardımcı olmuştur?
Ayn Rand 1930’ların New Yorklu zenginlerini ele aldığında kanımca kendi çevresinin dışına çıkamamış, gökdelen kentinin belli bir kesimini başarıyla anlatmıştır. Tüm karakterler edebi olarak değişim/dönüşüme uğrarlar. Öte yandan yazarın mimari konusundaki bilgisi harikadır.
Prof. Dr. A. Didem Uslu

Ayn Rand, Hayatın Kaynağı, İstanbul: Pegasus Yayınevi, İngilizce’den çeviren Belkıs Dişbudak, 2024. (Alıntılar bu kopyadan verilmiştir.)
Dijital Bağımlılık Çocuklarda Öğrenme Güçlüğüne Neden Oluyor




























































