KÖŞE YAZILARIOğuz Kemal Özkan

Gülsen Tuncer’in Vefatı Üzerine: ‘İyi Şeyleri Hatırlayalım’

Oğuz Kemal Özkan yazdı...

Gülsen Tuncer’in Vefatı Üzerine: ‘İyi Şeyleri Hatırlayalım’ – Oğuz Kemal Özkan yazdı…

Bazen bir yönetmen yıllar önce çektiği filmin içine, henüz yaşamadığı bir acıyı koyar.

Yıllar geçer… Ve hayat, o filmi yönetmenine yeniden izletir. Bu kez perdeden değil, kendi hayatından…

Engin Ayça’nın 1990 tarihli “Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu” filmi, bir ölümle başlıyordu.

Türk Sanat Müziği solisti Leyla, birlikte çalıştığı ve aralarında söze dökülmesi kolay olmayan bir yakınlık bulunan udi Cemal Bey’i kaybetmişti.

Cemal artık yoktu. Ama ölüm, hikâyeyi bitirmiyordu. Tam tersine, hikâye onun ölümünden sonra başlıyordu. Çünkü geride kalan insan için kaybettiği kişi bazen tam da yokluğunda yeniden görünür hâle gelir. Bir ses, bir söz, bir eşya, bir şarkı, yarım kalmış bir cümle geçmişin kapısını açar. Filmde Cemal Bey’in de dediği gibi gözün gördüğü dünya kapanırken başka bir pencere açılır: “Göz pencerem kapanınca gönül pencerem açılıyor.”

Filmin merkezindeki duygu da biraz buydu: İnsan gider; fakat onunla yaşananlar gitmez.

Ve o filmin içinde Gülsen Tuncer de vardı. Cemal Bey’in kız kardeşini canlandırıyordu. Ancak filme katkısı oyunculuğuyla sınırlı değildi; Engin Ayça’nın yıllar sonra anlattığına göre filmin diyaloglarına katkıda bulunmuş, üç şarkının sözlerini de yazmıştı.

Gülsen Tuncer, filmdeki performansıyla 1991 Antalya Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aldı.

Yani Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu, Engin Ayça ile Gülsen Tuncer’in yalnızca sinemasal değil, hayat ortaklıklarının da izlerini taşıyan filmlerden biri oldu.

Aradan 36 yıl geçti. Bu kez kayıp senaryoda değildi. Gülsen Tuncer, 17 Eylül 2026’da hayatını kaybetti.

Ve yıllar önce kamerasını, sevdiği insanı kaybettikten sonra onun hatıralarına tutunan bir kadına çeviren Engin Ayça, bu kez kameranın karşısındaydı. Hayat arkadaşını uğurluyordu. Cenazede kendisine mikrofon uzatıldığında büyük cümleler kurmadı. Acısını gösteriye dönüştürmedi. Sadece şunu söyledi:

“Bir insan hayat arkadaşını kaybederse büyük bir kayıp yaşamıştır.
Ne denebilir ki?”

Ardından belki de bütün bir yas hâlini birkaç kelimeye sığdırdı:

“İyi şeyleri hatırlayalım.
Yaptıklarını yaşatalım.
Bize düşen artık bu.”

Bu sözleri, Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu ile yan yana koyunca insan ister istemez duruyor. Çünkü Engin Ayça’nın 1990’da sinemada sorduğu soru ile 2026’da hayatın önüne koyduğu soru birbirine dokunuyor: ‘Bir insan sevdiği insan öldükten sonra onunla yaşamaya nasıl devam eder?’

Filmde bunun cevabı bellekti… Hatırlamaktı. Geçmişin bugünün içine sızmasına izin vermekti. 36 yıl sonra Engin Ayça’nın cevabı da çok farklı olmadı: “İyi şeyleri hatırlayalım.”

Belki yasın en vakur hâli bu idi: Gideni geri getirmeye çalışmadan, gittiğini inkâr etmeden, acıyı büyütüp kelimelerin üzerine yığmadan… Onun bıraktıklarını taşımak.

Ayça’nın söylediği bir başka cümle bunu daha da ağırlaştırıyordu:

“Kendisi gitti ama bize bayağı yük bıraktı,
artık biz onları taşıyacağız.”

Buradaki “yük”, belki de yalnızca acının yükü değildir. Birlikte geçirilmiş yılların, filmlerin, sahnenin, mücadelenin, dostlukların ve hatıraların yüküdür. Ve tam burada Gülsen Tuncer’in daha doğrusu Cemal Bey’in kız kardeşinin o filmde söylediği bir söz, bugün başka türlü duyuluyor: “Ölüm garip bir gerçek. Hayatı, kendimizi görmemizi sağlıyor.”

İnsan, ölüm üzerine söylenmiş bir cümleyi o cümleyi kuran kişi hayattayken başka, o kişi öldükten sonra başka okuyor. O gün bu, bir filmin içindeki replikti. Bugün ise Gülsen Tuncer’in kaybının ardından yeniden duyulduğunda ister istemez başka bir ağırlık kazanıyor.

Bunu bir kehanet ya da hayatın yazılmış bir senaryoyu tekrar etmesi gibi görmek gerekmiyor. Ama sinemanın hayatla kesiştiği yer de tam burası değil mi?

Yıllar önce kamera karşısında ölüm üzerine söylenen bir cümle, yıllar sonra gerçek bir kaybın ardından hafızamızda yeniden beliriyor. Üstelik filmin yönetmeni Engin Ayça, bugün hayat arkadaşının ardından neredeyse aynı yalınlıkla başka bir yerden cevap veriyor: “İyi şeyleri hatırlayalım. Yaptıklarını yaşatalım. Bize düşen bu.”

Biri ölümün hayata nasıl baktığını söylüyor. Diğeri ölümden sonra geride kalana ne düştüğünü.

Gülsen Tuncer artık yok.

Ama Engin Ayça’nın yıllar önce sinemada anlattığı gibi, insanın bedenen yokluğu onun hikâyesinin de sona erdiği anlamına gelmiyor. Bazı insanlar gittikten sonra hayatımızdan çıkmazlar. Sadece bulundukları yer değişir. Göz penceresinden çekilir, gönül penceresine geçerler.

Belki de bu yüzden, Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu artık yalnızca bir film adı gibi gelmedi yıllar sonra bir kez daha izlediğimde…

Bir filmin, iki hayatın ve uzun bir yol arkadaşlığının ardından kalan yine Engin Ayça’nın sözlerinde yankılanıyordu:

İyi şeyleri hatırlamak.
Yaptıklarını yaşatmak.

Oğuz Kemal Özkan

SINIRLARI ZORLAYAN VE SORGULATAN 4 GENÇ SANATÇI - Oğuz Kemal Özkan yazdı... 1

Kadın Kalbini Anlamak İçin Erkek Kalbi Yetmiyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu