Sinemalı Bir Hayatta Birikenler Ya da ‘Bir Sinematekten Ötekine’
Prof. Dr. Oğuz Makal yazdı...

Sinemalı Bir Hayatta Birikenler Ya da ‘Bir Sinematekten Ötekine’ – Prof. Dr. Oğuz Makal yazdı.
“Sinemayı sevmek nedir?”
Jak Şalom’un “Bir Sinematekten Ötekine” kitabı (2025) bu sorunun yanıtı gibidir.

Uzun yıllar dostluğunu sürdürdüğüm Jak ŞALOM, benim ve sinema tutkunlarının yakından tanıdığı hem Türk Sinemateki*, hem onun yaşadığı, tanık olduğu sinemalı bir dünyayı gözlerimizin önüne seriyor. Tabii ki günümüzdeki Sinematek/Sinema Evi’ni kurma ayrıcalığından Türk Sinematek Derneği’nin ilk üyesi ve sevgili Onat Kutlar’ın yakın dostu olma ve 1965-1972 yılları arasında son derece verimli bir iş birliği yapma, Fransız Sinemateki’nin kurucusu Henri Langlois’yı yakından tanıma, sonrasında Dünya Sinema Müzesi’nde birlikte çalışmaya kadar giden ilgi çekici bir yaşam hikâyesi “Bir Sinematekten Ötekine” de yer alıyor. Zeynep Oral çok güzel tanımlamıştı:
“Türk Sinematek Derneği’nin kuruluşundan sinema sanatının labirentleri arasına dalıyor. Sinema üzerine yazılarla, yeni arayışlarla, genç ve devrimci sinema yollarına sapıyor, ünlü ünsüz isimlerle nice sinema salonlarına dala çıka, mektuplaşmalarla, söyleşilerle, eleştirilerle, yola devam ediyor.”
Çoğumuzun olduğu gibi o da çok küçük yaşta, babası yardımıyla sinemayla tanışır. Babası Pazar sabahları onu Beyoğlu’na Şarlo’nun kısa filmlerini görmeye götürür.
İzninizle burada ‘özel’ bir nokta koyacağım… İlki Jak Şalom’un Şarlo filmleri ile hatırlattığı Charlie Chaplin, diğeri Türkiye’nin ilk sinemacılarından Cemil Bey’in (soyadı olarak da Filmer’i seçen) anılarında geçen Mustafa Kemal Atatürk’ün Şarlo filmi beğenisi…
Olayı “Hatıralar” adlı kitabından aktaran Cemil Bey İlk Türk Sinemacısı Fuat Uzkınay‘ın yanında kameramanlık yapmış. Halide Edip Adıvar‘ın konuşma yaptığı ünlü Sultanahmet Mitingi‘ni cami şerefesine çıkarak çekmiştir. Üsküdar Doğancılar yazlık sineması makinistliği sonrası, Kadıköy’de Kuşdili Sineması’nı işletmiştir. Geçim koşulları nedeniyle şansını bir başka kentte denemek için İzmir’e yerleşir, İkiçeşmelik Yokuşu’nun hemen başındaki Tan Sinemasınının adını Ankara koyar ve İzmir’in kurtuluşunu izleyen günlerde film gösterimine başlar. Filmlerine İzmirlilerin ilgisi kendine güvenini artırır. Kısa süre sonra Ankara sinemasının ve Lale Sinemasının sahibi olacaktır.
1923 yılında, Cemil (Filmer) Bey, Mustafa Kemal’i Uşakîzâde Köşkü’nde ziyaret edip, kendisini Ankara sinemasına davet eder. Atatürk’ün sinemaya geleceğini duyan İzmir halkı, kadınlı erkekli sinemanın önüne yığılır; Cemil Filmer, anılarında o gün hakkında şunu yazacaktır:
“Atatürk’ün arabası geldiği zaman bağrışmalar, alkışlar göklere yükseldi. Kadınlı erkekli herkes, Gazi’yi görmek istiyordu. Doğruca, hazırladığımız locaya gittik. Atatürk alt salondaki seyircilere baktı; hepsi erkekti! Döndü ve ‘Niçin aralarında kadın yok?’ dedi. Ben, ‘Paşam sadece Salı günleri, yalnızca kadınlara bir matine yapıyoruz!’ dedim. Başka günler yasak! Bunu duyunca yaverine, aşağıya in ve kadınları içeriye al!’ dedi. Yaver gitti ve bir süre sonra sinemanın içi tıka basa kadınlarla doldu.
Türkiye’de ilk olarak orada Ankara Sineması’nda kadınlar ve erkekler, Atatürk’le bir arada film seyrettiler. Kadınlar, kendisine dönüp ve çılgınca alkışlamaya başlamışlardı. O gün çok heyecanlı, coşkulu bir gün olmuştu. İzlediği film, Şarlo’nun eğlenceli bir hikâyesiydi. Herkes o kadar çok güldü ki, film bitip salonun ışıkları yandığında, tüm salon hâlâ gülmekte idi. Charlie Chaplin’in ‘Maceracı’ adlı bu filmini eşi Latife Hanım ile yan yana izleyen onur konuğum Atatürk, beni yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Uzun zamandır, bu kadar gülmemiştim! Şunu bir daha göster Cemil.
(Filmi görmek için: www.youtube.com/watch?v=ynOg-lcSii4&t=9s)
Kuşkusuz Şarlo, Charlie Chaplin demektir. Chaplin de bol pantolonlu, melon şapkalı, kocaman ayakkabılı, bastonlu ve sakarlığıyla gülünç mizansenler oluşturan “Şarlo” tiplemesi ile yarattığı The Immigrant filminden Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar’a ve Şarlo’yu geride bıraktığı Monsieur Verdoux (1947), Limelight (1952), A King in New York (1957), A Countess from Hong Kong (1967) filmine kadar da sözü olan bir Charlie Chaplin’dir. Hemen hepsi yoksul insandan, baskıdan, adaletsizlikten ve barıştan söz eden bu filmlerdeki bazı sahnelerin komünizm propagandası olarak yorumlanması, ABD aleyhine mesajlar verdiği suçlanmasının etkisiyle Chaplin ABD’den ayrılacaktır. Kendi sözleriyle “yurtseverlik sınır tanımaz” diyecektir. Ta ki 1972 yılında gerçekte bir “özür ödülü” olan Oscar Özel Ödülü’nü almak için ABD’ye dönünceye kadar ayrılık sürer. Ve Amerika’nın kendisine yaptığının yanıtı, “sistemsel, ekonomik, toplumsal başta olmak üzere birçok alanda eleştirilerle dolu” 1957 yapımı filmi de (A King in New York) Amerika’da ancak 1973 yılında gösterilebilir.

Jak Şalom kitabında anlatacaklarını anlatır ama bir yere gelince de çocukluğunun Şarlo’sunu yani Charlie Chaplin’i Paris’te nasıl tanıma olanağı bulduğunu da aktarır:
“Benim de ömrümde en çok saydığım, sevdiğim sanatçılardan birisi olan Şarlo’nun bir metre yakınında 15 dakika kadar bulunmuştum ama aramızda bir fotoğraf makinası vardı!”
Aslında başlı başına bir hikâyedir Chaplin ile yaşadığı.

1973 yılında Langlois ile açtıkları Chaillot Sarayındaki Dünya Sinema Müzesi’ni Charlie Chaplin’in ziyaret etmesini beklemektedirler. (1975 yılında 86 yaşında iken İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından şövalye unvanına layık görülmüştür.) Chaplin 84 yaşındadır ve Müzeyi gezmeye gücü yetmeyeceğini bildiği için sembolik olarak bir filminin gösterimine katılmayı kabul eder. Ve bir ziyaret koşulu sekreterince Langlois’ya iletilir: Basın mensupları dahil hiç kimse fotoğraf makinesinde flaş kullanmayacaktır. Flaşsız bir makine ile Müze adına çekim yapması işi Jak’a verilir. İzleyicilerin, sevenlerinin ve basının yarattığı inanılmaz ilgi ve kargaşa içinde düşmeden, ezilmeden Jak da o on beş dakika içinde makinesinin deklanşörüne basacaktır. Aradan zaman geçer, büyük fotoğraf sanatçımız Ara Güler nerede Jak’ı görürse “Herkesin fotoğrafını çektim, bir Chaplin’i çekemedim. Onu da sen çektin.“ diyecektir. Keşke o gün çektiği (36 poz olabilir) fotoğrafları bir gün bir arada örneğin bir sergide bizimle paylaşsa… Yakın dostluğumu kullanarak bu düşüncemin hayata geçmesi için Jak’ı zorlayacağım. Daha önce de düzenlediği II. Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumunda bir bildiri için onu zorlamış ve tiyatromuz için özgün bir anı-bilgi- fotoğraf arşivinin gün yüzüne çıkmasını sağlamıştım. Göndereceği bildiri için şöyle yazmıştı:
“Sevgili Oğuz, Nâzım Hikmet Sempozyumu dolayısıyla bana bir bildiriyle katılmam konusunda yaptığın davete çok teşekkür ederim…1980 yılında Mehmet Ulusoy Fransa’da Benerci Kendini Niçin Öldürdü? uzun şiirini tiyatro oyunu olarak hazırlarken dramatürjisini ben yapmış ve metin önemli bir yayıncı olan Les Editions de Minuit’de yayınlandığında kitabın önsözünü yazmıştım. Bu kitap yanımda değil. Ancak Fransa’ya gittiğimde bakabileceğim. Oradan devşirebileceğim bir şey olur mu bilemiyorum. Bakacağım… Bir de Nazım’ın biri Benerci’de, diğeri Şeyh Bedrettin’de başkalarından kaynak belirtmeden yaptığı iki alıntıdan söz etmem mümkün olabilir belki. Bunları başka bir kaynakta okumadım.”
Sonuçta “Mehmet Ulusoy’un 1980’de Sahneye Koyduğu Nâzım Hikmet’in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? Oyunu Hakkında Notlar” başlıklı kapsamlı bir bildiri metni elime geçmiş, Paris’e dönmeden önce sunumunu videoya almış, metni de kitapta yayımlamıştım.
“Bir Sinematekten Ötekine” sinema tutkulu bir hayatın dev bir anı albümü. Hatırlattıklarından biri de parlak döneminde üye sayısı bir ara 6.000’i bulan Türk Sinematek Derneği’nin Yeni Sinema adını taşıyan dünya sinemasından bilgi veren, eleştiri, inceleme dolu bir dergiyi ne yazık ki sadece dört yıl süreyle ve 30 sayı da olsa çıkarmış olmasıdır. Neyse ki “Bir Sinematekten Ötekine” de, Yeni Sinema’da yazdıkları da yer alıyor.
İzmir doğumlu Fransız Sinemateki’nin kurucusu ve efsanevi yöneticisi, bir başka söyleyişle “hazinelerin koruyucu ejderi” Henri Langlois’nın İstanbul’da Sinematek’e geldiğinde vermiş olduğu Dünya Sinema Müzesi’ni kurma haberi Jak’ın Paris’e gitmesi ve kitabında anlattığı gibi Langlois’nın projesinde asistanlarından biri olarak çalışmaya başlamasına yol açar. Henri Langlois ile 1977’deki ölümüne kadar çalışır, öldükten 9 ay sonra da Sinematek’ten ayrılır.

“Bir Sinematekten Ötekine”nin son yazıları Onat Kutlar’a ayrılmıştır: Onat Kutlar İçin Özlemle, Onat Kutlar’ın ‘Sihirli Kalemi’ ve Sinema…Acı gün geldi, kendisi de inanmak istemezdi “Terör içindeyim, nereye yürüsem ayağıma kan bulanıyor”, demişti yazdığı son “Gündemdeki Konu”da. 30 Aralık 1994’te Taksim’de The Marmara Oteli’nin giriş katındaki Cafe Marmara’ya konan bomba Sinematek’in kurucusu, gerçek bir aydın usta hikâyeci (İshak gibi), ozani ve deneme yazarı Onat Kutlar’ı öldürdü.
Jak görevini yapar, özellikle genç kuşağın ilgisini çekecek sadece bir kitap değil, bir film kültürü haritasını masamıza bırakır, Bu kolektif ve zengin sinema belleğinde herkesin bulacakları vardır.
Onat Kutlar’ın şiirindeki gibi “Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak” belki Jak Şalom’un bu kitabını da bırakmıştır.
Prof. Dr. Oğuz Makal

* Türk Sinematek’in kuruluşunu Jak Şalom şöyle anlatır:“60’lı yılların başından itibaren birbirlerini tanımadan bu yönde bir arzu göstermiş olan kişiler (Onat Kutlar, Hüseyin Baş, Şakir Eczacıbaşı) ayrı ayrı kollardan sinemateğe ilgi duydular. Çünkü yurt dışında, kimileri (ŞakirEczacıbaşı gibi) Anglofon, İngiliz kültürlü olduğu için Londra’da, kimisi (Hüseyin ve Onat gibi) Fransız kültürlü oldukları için Paris’te, Sinematek diye bir olgunun farkına vardılar. Gittiler filmler seyrettiler. “Aman bu müthiş bir şeymiş!” dediler ve böyle bir şeyin oluşmasını, Türkiye’de de olmasını istediler. Fransız Sinemateki nezdinde başvuruda bulundular, çünkü en önemlisi oydu. Belki de Fransız Sinematekini kuran Henri Langlois İzmirli olduğu için bir çeşit akrabalık bağı var diye duygusal bir açıdan ona gidildi. O da “Yahu, sizin her hafta biriniz geliyor,” demiş. “Siz birbirinizle bir araya gelin, ben size yardım ederim,” demiş. Bunun üzerine on beş kişi —saygıdeğer insanlar, akademisyenler, gazeteciler, sinema insanları— Sinematek’i kurdular. (Jak Şalom’la Bir Gün, Söyleşi: İlker Mutlu, https://sekans.org/docs/e-sayilar/2019-e11/(e11_3Soy)JakSalom.pdf)





























































