KÖŞE YAZILARI

Küçük Balık – Sedef Subölen yazdı…

Gözümde biriken saydam sıvıyı rahat bırakabilmek için evime girmeyi bekledim. Doluyordu yavaş yavaş. O hep sevdiğim binaların tepesine, bu sefer mecburiyetten baktım. Kaldırmalıydım başımı.
İlk defa bugün, hayatın kendisinden korktuğumu hissettim. Sebepsiz. Hiçbir sebebi yok belki de. Şu an hiçbir felsefi cümleye gerek duymadan sadece yazmak gibi. Hiçbir süs olmadan ruhunu buraya akıtmak.
Duvarımda, tüm sevdiklerimin gülerken çekildiği fotoğraflara bakıyorum. Öyle hüzünlü ki bazen gülmek. Bu hayatta kapladığım yer yok benim aslında. En küçüğünden bir balığım. Oltaya takılmamak için deli gibi çırpınan. Fakat yüzdüğü su sığ.Sığ bir suda,  nereye kaçabilir  bir balık, yeterince hızlı hareket etmezse?
Özlem duyduğum koca bir geçmiş var. Herkeslerden kaçarak buraya geldiğimden öncesi. Duvardaki fotoğraf kareleri. Bir balık, tüm o karelere dokunarak yüzmüş. Şimdi yeni kareler yok. Fark etmiş ki küçük balık, iki aydır bu şehirde, neredeyse hiç fotoğrafı yok. Gülüyor ama yüzmek için küçük balık. Ölümsüzleştirmek istediği anlar çok az. Hiçbiri de duvarında değil. Birtakım başka yerlerde vardır belki. Sorun, ölümsüzleştirmek istediği anların az olması değil, o az anların ölümsüz oluvermesine duyduğu amansız istek.
Bir şarkıyı, kış gecesine atfetmişti küçük balık. Yaz gecesi, onu dinlerken, şarkıyı düşündü.
Balığın okyanusu, gözlerinden akan saydam sıvılarmış. Onu yüzdüren. Ona yolunu bulduran ve kaybettiren. Harry Potter okumaya vakti kalmaması nasıl bir şeydi küçük balığın? Bir yerlerde hayatını kazanmak için var olması? Çok ihmal etmişti. Var oluşunu ihmal etti küçük balık. Gece boyunca yüzdü.
Ve sabah,erkenden uyanıp işe gitti.
Etiketler

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı