KÖŞE YAZILARISANATTANVecdi Uzun

Sıradan Olanın Farklılığı: Mihriban Serap Demirağ

Vecdi Uzun yazdı...

Sıradan Olanın Farklılığı: Mihriban Serap Demirağ – Vecdi Uzun yazdı…

“Sanat; başkalarının kopyası ile değil, özgün işlerle olur.
Kopya ölü doğumdur.
Yaratıcılığın olmadığı hiçbir çaba ve zanaat ile sanatçı olunmaz.“
Mihriban Serap Demirağ

Sosyal medya çağı her şeyi tartışılır hale getirdiği ve hiçbir şeyin gizli kalmayacağını ileri sürenlere karşı olarak eleştirilen ve kopyacılıkla suçlananlar çalışmalarının kopya olmadığını ifade etmektedir.

Mihriban Serap Demirağ resimlerini 1990’lı yılların sonuna doğru tanıdım. Sanatçı sanat çalışmalarının yanında 2003 yılında sosyal medyada Türk resim sanatındaki kopyacılık üzerine yaptığı paylaşımlarla Türk sanat piyasasında konuşulmaktan çekinilen herkesin bildiği kopyacılık konusunda tam on yıl süren bir tartışmanın merkezine oturdu.

Mihriban Serap Demirağ’un bu duruşuna; protestoculuktan daha çok bir sanatçının sanatla ilgili kaygıları gözüyle bakmak gerektiği düşüncesindeyim. Normalde Demirağ’ın da “Kol kırılır yen içinde kalır.” diyerek susması beklenilirken, sanatçı bunu sanatın yozlaşması olarak gördüğü için kopyacılığa savaş açmıştır. Bu savaş gözümüzün önünde sürdü. Demirağ’ın kopya olarak nitelediği resimlerden sonra konu tartışılır hale geldi. Türk resim sanatında hala kopyacılık sürmektedir, ama genç nesil sosyal medya aracılığıyla ferdi olarak kopyacılığı çok kolay sergilemektedir.

Bu yazıyla Mihriban Serap Demirağ’ın resmi ve sanatından daha çok Türk Sanat tarihinde Clean Art_Temiz Sanat topluluğuyla bıraktığı iz nedeniyle kendisini “Sıradan Olanın Farklılığı” sınıflandırmasında görmekteyim. 2013-2023 yılları arasında özellikle Facebook üzerinden yaptığı paylaşımlarla bugüne kadar üzerinde konuşulmaktan kaçınılan resim sanatında kopyacılık konusunu gündemde tutmayı başaran Mihriban Serap Demirağ; sadece tartışmayı başlatmakla kalmayıp, bilinmeyenleri veya saklanılanları ortaya koymuştur.

Sanatçı hakkındaki en kapsamlı bilgilere https://www.serapdemirag.com.tr/ adresinden ulaşmak mümkündür. Başka bir yazıda sanatçı hakkında detaylı bilgi vereceğim.

“Babam çok iyi bir müzisyendi. Küçükken kendisini papajorjdan ders alarak geliştirmişti. Ancak beni hiçbir zaman müzik konusunda yönlendirmedi. Oysa sesim iyiydi. Uzun zaman mandolin ve piyano dersi de almıştım. Yazı ve harfleri tanımadan notaları okumaya başlamışıtım. İlginçtir ki; basit sayılsa da besteler yapıyordum. Genetiğin kaçamak yaptığı noktalardan gerçek görevimi unutturacak kaymalarla oyalandım yıllarca.

Öğretmen okulu bitiriş töreninde müzik öğretmenimin ağlayarak keman çalışını unutamam. Resim bölümünü seçmemden dolayı çok üzgündü. İzmir’de resim bölümünde her şeyi haftalarca su içmeyen, çöl susuzluğunda kalmış biri gibi içiyordum. Sevgili hocam eşref üren bana şöyle demişti: sanırım birkaç sefer gelip gittin buralara ve istediklerini veremedin bekleyenlere. O zaman ne demek istediğini anlayamamıştım elbette. Şimdi bilincine vardığım ve öğrenmenin çok başında olduğum değerlere adım attığımda, savaşın hiç de kolay olmayacağını sezmiştim.

Sanat; dünyayı değiştiren, bilimi yönlendiren olağanüstü bir olgudur. Bunu sanatçılar yapar. Resim yapan heykel yapan herkes sanatçı değildir. Sanatçı olmak özgün olmayı gerektirir. Özel ve özgün olmak kendisine verilen yeteneğin gereğini yapmak ve onunla hem kendisini hem de insanlığı yüceltmektir. Yetenek nedir? Ne değildir? Duygusal zekâ seviyesi yüksek olmayan birisi ne kadar iyi ağaç çizerse çizsin o ağacı ormandan ayırıp kendisinin yapamaz.”

Şu an sadece sosyal medya üzerinden sınırlı olarak ulaşılan CLEANART-TEMİZ SANAT grubunu kaynağı olan Mihriban Serap Demirağ’dan dinlemekte yarar var.

“Yetenek sonradan elde edilen bir olgu değildir. Ancak onu çalışarak ve bilgiyle yüceltmek ve işler hale getirmek elimizdedir. Sanırım bu konuda ebeveynlerin dikkatli ve yönlendirici olmaları büyük önem taşımakta. Günümüzde şöhret ve para ön plana çıkınca çalışmak ve özgün yeterlilikleri geliştirmek ne yazık ki arka planlarda kaldı. Bir dershanenin verdiği ilan hiç resim bilmeyene resim yapmayı öğreterek onlara şöhret ve para kazandıracakları şeklindeydi. O gün çok kızmış ve telefonu açarak şikâyet edeceğimi söylemiştim. Ertesi gün çalıştığım okula polisler geldi ve hakkımda hakaret davası olduğu gerekçesiyle beni karakola götürdüler. İşte o gün karar verdim! Kopya resim yapanlara savaş açacaktım.

Yetenek “Yaradan”ın hediyesi değil mi? Herkes beste yapamaz, herkes resim yapamaz, herkes roman yazamaz, herkes sporcu olamaz vb. kendinin farkında olması gerekir bireyin. Sırf para kazanmak uğruna kendisini kandırmalarına uymamalı. Bu konuda sadece resim yapanlar değil, onları alt yapısızlıklarıyla kandırarak çok iyi “sanatçı” olduklarına inandırarak para kazanmak uğruna hem resim yapanları hem de o resmi alanları kandırmak, bir eve gizlice girerek para çalanları çağrıştırmıyor mu?

Planlarımı yaparken iyi ve güvendiğim arkadaşlarımla konuştum. Ancak birkaç arkadaşım dışında ne yazık ki hayal kırıklığı yaşadım. Korku nasıl da sarmıştı benlikleri. Üzüldüm, ama vazgeçmedim. Öğrencilerimden bazılarına konuyu açıkça anlattım. Ancak bu kez isimlerinin gizli kalacağını söyledim.

Sonunda öğrencilerimden 32 kişilik bir grup kurdum. Ankara, İstanbul, İzmir. Onların da birkaç dergi ve kitap araştıran arkadaşı vardı. İsimleri saklı tutulmak şartı ile çalışmayı kabul ettiler. Böylece Cleanart-Temi̇̇z Sanat Grubu’nu kurmayı başardık ve çalışmaya başladık. Her kes sadece benim adımı biliyordu. Evet zordu. Hem de çok zor! Zira hiç kimse yanımda olmaya yanaşmıyordu. Çok aradım her arkadaşıma anlattım. Çoğundan duyduğum; kızım sen manyak mısın? Resmini yap sat, daha ne istiyorsun? Düşman kazanırsan galeriler seninle resim sergisi yapmaya yanaşmaz.

Bu grup öncelikle kopya resim yapanların resimleri ve o resimlerin kopyalandığı resmin orijinalleri, orijinallerinin sanatçıları ve sergilendikleri yerler birlikte yan yana sayfada inkâr edilemeyecek şekilde ilan ediliyorlardı. Çok fazla tepki gördü. Kimi reddediyor, Türk resmini aşabildiğimizi söylüyor. Kimi yaptığını inkâr ediyor vs. Tam bir kaos ortamı oluşuyordu. Bu arada kopya çalışan kişilerin resimlerini satarak para kazanan 3-4 galeri benimle çalışmaktan vazgeçtiğini söyledi. Bilinen koşullardan dolayı kızamadım bile onlara. Daha sonra kopya olayında çok iyi tanınan ressam arkadaşlarım da bana gizliden yardımcı olmaya başladılar. Yakaladıkları veya rastladıkları kopya resimleri göndermeye başladılar. Ama yine şartları vardı elbette. Kendi isimleri saklı tutulacaktı.

CLEANART-TEMİZ SANAT Grubu’nda öncelikle grubun neden kurulduğunu açı açık anlattım. Herkes çok kişiyle çalıştığımı bilse de, tek başıma araştırıp yazıyordum. Hukuki yaptırımları yasa maddeleriyle belirtiyordum. Çoğu kişi Telif hakkı ne demek bilmiyordu,  ama sanırım sonunda öğrendiler

Yıllarca yapılan kopya resimleri CLEANART – TEMİZ SANAT sayfalarında yayınlamakla bitmiyordu işim. Kopya edilen resmin orjinalini de birlikte yayınlamak gerekiyordu. Yoksa hemen hakaret davası açacaklarını söyleyen kopyacılar,  ya da onları savunan yardakçılarla yüz yüze gelmek zorunda kalıyordum. Söylememe gerek yok;  beni bir grupla çalıştığımı sandıkları için biraz ölçülü kelimeler seçiyorlardı. Bazıları hiç çekinmeden davalar açtılar. Çok saygı duyduğum bir savcı bana bu konuda korkmamam gerektiğini ve telif hakları yasasının beni koruduğunu anlattı.

İlginç olan beni çalıştığım bazı galeriler sergi açamayacaklarını söylediler. Bir sanat galerisi sanatçı olmadan kapılarını kapar, ama gerçek sanatçı resimlerini sokakta da sergiler. Gerçek sanatsever o sanatçının çalıştığı yere giderek alır sanat eserini.

Bugün yıllarca tek başına verdiğim savaştan sonra geriye baktığımda beni çok mutlu eden şeyler; ressamın kopya çalışmayı bırakması,  Telif Hakları Yasası’nın bilinmesi,  Sanat ve sanatçı hakkının anlaşılması. Dershanelerde kopya resim çalıştırılmamasıdır. Kuşkusuz ahlakın çöktüğü mekânlar ve kafalar hala var, ama ben gençliğe güveniyorum.

Zef Clement! Sevgili hocam! Kısa da olsa oldukça yoğun bir çalışma dönemini yaşamam da neredeyse bu döneme denk geldi!

İlginç olan belli aralıklarla öğrencilerim yavaş yavaş gruptan ayrılmaya başladılar. Bazı kopya severler nasıl öğrendilerse öğrenip öğrencilere baskı yapmaya başlamışlardı.

Kimse Türk sanatını ve sanatı düşünmüyordu. Yazıyordum durmadan ama okunmuyordu. Eğer okunsaydı bazı kişiler utanabilir bazıları da en azından düşünce olarak yanımda yer alabilirlerdi. İsmimi saklamak gibi bir derdim olmadı hiçbir zaman. Özgün bir sanatçı olmanın onuru ve kıvancıyla sergilerimi de açmaya devam ettim. Durmadan tehdit mektup ve telefonları alıyordum. Sayfam sürekli şikâyet ediliyordu. Galericilerin bazılarından baskılar geliyordu. Grupta bana yardım edenlerin hepsi birer birer çekildiler. Tek başıma kaldım. Gücüm yettiğince devam etmeye karar verdim.  İki kez facebook sayfamı hacklediler.

Gülünçtür ki; sayfada üye olanlar da birer birer ayrılmaya başladılar. Savaşmaya devam ettim. Kopya resimlerden oluşan müthiş bir arşiv sanırım hala Cleanart-Temiz Sanat Grubu sayfasında durmaktadır. 

Çalışmalarımın ve araştırmalarımın yoğun olduğu gün ve saatlerde elbette uykuya zamanım yoktu. Rahatsızlığımın gittikçe arttığı bir gece aniden fenalaştım. Eşim hastaneye kaldırmış beni çok uzun süre hastanede tedavi gördüm. İlginçtir bu arada facebook ta sayfam ve grubum tekrar hacklenmiş. Meta’nın işletmeye başlamasından sonra bana sayfamı tekrar açma için acayip şartlar sürdüler. Ben de Instegram da bir sayfa açıp facebook ve gruplarımla uğraşmayı bıraktım. Sağlığımın da yeterli olmadığı düşünülecek olursa belki birkaç cesur yürekli sanat cengâverinin benim yaktığım meşaleyi tekrar alevlendirebileceğini düşünüyorum. Zira internete baktığımda gerçekten de hiçbir şeyin neredeyse hiç değişmediğini görüyorum. Yine de yeni nesil beni her zaman umutlandırmaya devam edecektir. Z Kuşağı korkmuyor. Korkanları da korkutuyorlar. Benim yıllarca yolu ışıtmak için verdiğim ve sağlığımı döşediğim yolları aydınlatacaklarına inanıyorum.

Atölyem ve resimlerim benim evim ve çocuklarım gibidir. Onlara asla çamur bulaşsın istemem. Yıkandığında akacak dahi olsa, izi kalır. Ve o iz bir resmi lekeler. O leke ya resmi yeni baştan boyamanızı gerektirir ya da kaldırıp atmanızı.

Bazı topluluklar ve enerjiler insani böylesine kirletir. “arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diyen atalarımızın ne derece doğru tespitler yaptıklarını insan yaş aldıkça daha da iyi anlıyor. Bilge kişiliklerin, bilgilenmeden fikir yürütmemesini bilecek kadar, sukutun altın olduğunu bilen kişiler olduklarını, bilgisiz fikir üreten ya da çarpıtan nesli gördükçe ve şahit oldukça daha iyi anlıyorum. Okuma düzeyinin sıfırın altına indiği günümüzde, facebook gibi istenirse çok da iyi bilgi paylaşımı ağı olarak kullanılabilecek bir kaynak ne yazık ki yalnız ve bilgisiz kişilerin dedikodu alanı olmakta.

Günümüzde doğruları, doğru bilgileri paylaşmak ne yazık ki sorun olmakta. Sürekli çamurla karıştırılmış suyu içmeye alişan bir insana temiz su verirseniz midesi bulanır. İçemez o suyu, içi kabul etmez, kusar. Hep merak etmişi̇̇mdi̇̇r. Bu insanlar çocuklarına içirmek için sürahilerine nasıl bir su dolduruyorlar acaba?”

Mihriban Serap Demirağ kopyacılığın bir sistem içinde yapıldığını ve kopyacılığın bazı galericilerce teşvik edildiğini ifade etmektedir.

“Bir sanat galerisi sergi açacağı, resmini satacağı sanatçıdan sorumludur. Bu sorumluluğu kolleksiyon yapan kişiye olduğu kadar galeriye gelip resimleri izleyen, öğrenci ve sanatsevere karşıda büyüktür.

Bu sorumluluğu yüklenemeyenler, sadece resim satmayı ve para kazanmayı düşünenler galericilik yapmayacaklar. Çünkü sanat galericiliği yapmak bir misyon yüklenmektir. Hem geleceğe hem de şimdiye sorumludur onlar.

Sanat galericisi sergisini yapacağı ya da resmini satacağı resmin saatçisinin dürüstlüğünden de sorumludur. Hatta sanatçı öldükten sonraki 70 yıl, koleksiyon el değiştirse bile ilk satılan yerden sorulur hesabi.

Satılan resmin arkasında galerinin mühürcünün bile olması gerekir. Ama bi̇zde bunu yapan profesyonel galeri sadece bir kaç tane?

Kopyaya prim verenler. Ne yazık ki; kıyamet kadar çoklar, resimlerin kopya olup olmamasıyla ilgilenmiyorlar bile. Çerçeveciler gibi onlar için resmi satıp parayı ceplerine atmak önemli. Bir kaç yıl sonra da gerçek sanatçı bulamayıp galeriyi kapattıklarında ya da İstanbul’daki bir kaç galerinin başına gelenler gibi kopya resim sattıkları yayıldığında şaşırıp kalıyorlar.

Bilgi kardeşi̇̇m bilgi. Kopya resim yapanlar ya gerçek sanatçının adını yazacaklar ya da kopya resim yapmayı bırakacaklar.

Kopya resim satan galeriler, resim yapanları kopya resim yapmaya da teşvik eden kurumlar haline dönüşüyorlar ve telif yasalarına aykırı eyleme ortak oluyorlar. Yazık.

Yazmaktan ellerim bazen fırça tutamaz hale geliyor. Kopya resim yapmaktan vazgeçemeyenlerin, yapmaları gereken,  gerçek sanatçıya hakkini verip, adını yazarak emeğe saygı göstermeleri. Örnekleri de var bu saygın çalışanların. Teşekkür ediyoruz. Ya di̇ğerleri̇?

Her gün onlarca kopya resim görüyorum. Ama sanatı bilmeyen yandaşları tarafından şişirilen egoları gerçek sanatçının adını yazmalarına izin vermiyor.

Bazıları üstüne para da verip kopya resim nasıl yapılır onu öğreniyorlar. Ve bazı sanattan uzak çerçeveci̇ler ve galeri̇ler (ne yazık ki bunlara sanat galerisi̇ diyemiyorum) kopya resimlerle sergi açıyorlar. O kopyacıların tahnitiminim ve reklamını yaparak kopyacılığı şişirerek cazibesini̇ artırıyorlar. Zira maksatları sadece ucuz da olsa satmak. Sanat falan değil.  Böylece sanatı ve saatçiyi tanımayan kolleksi̇yoner diyemeyeceğim sanat cahi̇li resim alıcılarına tuzak hazırlanmış oluyor. Sanatseverler de gerçek olmayan resi̇mlere bakıp sanat görmeye çalışıyorlar. Günümüzde yapılan sahtekârlıklarla. Gençler de bu çamurlaşmış ortamı kanıksayarak yetişiyor. Onların geleceklerine de pislik bulaşıyor. Buna kimin hakki var? Geleceğin kirletilmesine nasıl izin veri̇̇lir?

Aziz Nesin’in dedi̇ği; “İnsan sustuklarından da sorumludur” cümlesini pankart yapıp her yere asmalı. Midem kaldırmıyor bu yüzsüzlükleri artık. Eğer çok param olsaydı hepsine dağ itip ellerini̇ sanattan çekmelerini isterdim.

Kopya resimler şu anda İzmir’de ve Ankara’da galerilerde sergileniyor. Daha da beteri var; birisi̇ de yurt dışında kopya resimleriyle sergi açıp şövalyelik ödülü alıyor. Türk sanatçısı ve sanatı hak etmiyor böylesine bir aşağılanmayı. Ödül veren jüriyi bile sorgulamak gerek aslında. Nasıl isyan etmeyeyim. Kırk beş yıldır emek verdiğim sanatımın bir kaç kendi̇ni bilmez tarafından para için ayaklar altına alınmasını nasıl görmezden geleyim?

Bu nedenle yurt dışından gelen hiçbir galerici Türk ressamlarına güvenmiyor. Adımızı da kirletiyor bu kopya resim yapıp altına da kendi imzalarını yüzsüzce atanlar. Kopya resim çalıştığınızda gerçek sanatçının adını belirtmek zorundasınız.  Emeğe saygı göstermek boynunuzun borcu. Nasıl bu derece vurdumduymaz olunur? Edep yahu.”

Netice olarak; son dönemde kopyacılık, intihal vb. konularda akademik araştırmalar yapılabilmektedir. Bu çalışmaların yapılarak yayınlanmasında ve hepsinin bu konuda birer önemli kaynak olmasında Clean Art-Temiz Sanat Grubu’nun on yıl boyunca yaptığı çalışmanın başlangıç oluşturduğu düşüncesindeyim. Mihriban Serap Demirağ, bu çabasıyla Gelecek dönemde Türk resim sanatında intihal, kopya, aşırma vb adla yapılan çalışmalar için Türk sanat tarihine parmak izini bırakmış ve bir çeşit ensest ilişki gibi çoğunlukça bilinen, ama saklanan kopyacılık konusunda perdelerin kalkmasına öncülük yapmıştır.

Bir sanatsever olarak sadece beğenmiş olmak yeterli olmayıp, önce beğeniyi gerekçelendirmek ve  estetik algı ve hafızayı güçlendirip sanat tarihi üzerinden bağlantılar kurmak gerekmektedir. İntihalin varlığı ve içeriği bilinmeden her şeye kopyacılık diye yaklaşmak insafsızlıksa, bile bile kopyacılık yapanı da özgürlük adı altında korumamak gerekir. Sanatta yaratmak kopya bir resmi satın alarak resme harcamış olduğunuz paranız kötü niyetlilere haksızca destek sağlamak anlamındadır. Yaratıcılığı ustalık içeren kopyacılıkla karıştırmamak gerekir.[1]

Sanat dünyası sadece görünenlerden oluşmaz, bunun ardında görünmeyen, görünse bile bilgi eksikliği nedeniyle anlaşılmayan, görülüp bilinse bile “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” düşüncesiyle susulan pozisyon sahibi kişiler olabilir. Sanat bir insan işi olup, her haliyle eleştiriye tabidir. Mihriban Serap Demirağ sanatın üzerindeki bu perdeyi aralayarak Türk sanat piyasasında Sanatçı-Galerici-Müzayedeci-Fuarcı-Sanat Eseri alıcısının eleştirilebileceğini göstermiştir. Mihriban Serap Demirağ bazı kesimlerce eleştirilmiş  ve onun eleştirilerine karşı eleştiri getirerek onu değersizleştirmeye çalışsalar da onun bu çabası Türk sanat tarihinde kopyacılık-intihal-aşırma vb. adlarla anılan konuların daha detaylı incelenmesi için bir kapı açmıştır. Bugün için Türk sanatında ve gelecekte de ortadan kalkmayacağı için bu konuyu gündemde tutmakta yarar olduğu düşüncesindeyim.

MESAM telif hakları konusunda piyasaya ağırlığını koyarak sanatçı hakkını korurken, GESAM ise sadece kamu yararına bir dernek niteliğinin ötesine gidememektedir.

Bu yazıyla Mihriban Serap Demirağ ile Cleanart-Temiz Sanat’ı anlatmak değil, Türk resim sanatındaki kopyacılık için mücadelenin sürmesi gerektiğini vurgulamak istemekteyim. Bunca çabaya karşın kopyacılık hala devam ediyorsa benim içi de “Edep, Yahu”  demekten başka bir şey kalmamaktadır.

Vecdi Uzun

[1] https://www.kitaptansanattan.com/sanatta-kendi-icinde-eriterek-yaratmak-temelluk-vecdi-uzun-yazdi

Doğa Rutkay, Doğum Sonrası Depresyonla Mücadeleyi Sahneye Taşıyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu