SÖYLEŞİ

Fazilet Kendirci: ‘Eser Üretirken Motivasyonum Yaşamın Ta Kendisi!’

Sanatçı Fazilet Kendirci İle 6 yıllık bir emeğin ürünü olan Piramid Sanat’ta açılan “6Gen Bellek” sergisi ve sanat dünyası üzerine konuştuk.
Kadın sanatçı olmanın zorluklarından ülkemizde sanatın geldiği noktaya kadar pek çok konuya değindiğimiz bu söyleşiyi zevkle okuyacak, yaşam ve sanata dair anlamlı mesajlar bulacaksınız.

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

  • Tanımayanlar için kısaca Fazilet Kendirci’yi anlatır mısınız?

Malatya’da doğdum; 3,5 yaşımdan itibaren İstanbul ve Malatya kültürü ile tanışma ve aradaki mesafeli gerçekleri izleme, karşılaştırma şansım oldu. Bu gözlemlerimin sanat eylemlerimde; dirayetimde, inatçılığımda, özgüvenli halimde, erdem ve ilke meselelerinin elzemliğine duyduğum inançta önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. Malatya iklimi çocukluğumda sert bir iklimdi, yazları çok sıcak, kışları çok soğuk geçerdi. Musluk sularının donacağı kadar çok soğuk, en az 5 ay diz boyu karlı yolları olan bir coğrafyada öğrenci olmak… Bu iklimde okulunuza yürüyerek gidip gelme eylemi ile büyüdüğünüzde doğanın koşulları da sizi hayatta karşılaşabileceğiniz zor koşullara karşı güçlü ve mücadeleci kılıyor olmalı. Omuriliğiniz sağlam oluyor, zorlu her koşullarda dik duruyor ve mücadele ediyorsunuz. Ayrıca 6 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak, dünyaya kız çocuğu olarak gelmiş olmanız sizden sonraki 4 kardeşinizin sorumluluğu ile geçen bir çocukluk yaşamanıza ve  sorumluluk duygusu ile çok erken yaşlarda tanışmanıza olanak sağlar. Bu gerçek sanırım benim, benden başka insanlara karşı da sorumlu olma duygumu perçinlemiş olmalı diye düşünüyorum. İki harika erkek çocuk annesiyim. İlkokuldan bugüne resim yapan ve kendimi sanatla ifade ederek yaşayan, sanatla nefes alan, öğrenmeye her zaman açlık duyan, merak eden, sorgulayan ve haksızlıklar karşısında başkaldıran, özgürlük kavramına, emeğe, alın terine saygı duyan, mücadeleden korkmadan göze alabilen, sanatın gücüne inanan bir insanım. Benim hayatımdan sanat eylemlerini kaldırırsanız oksijensiz kalırım.

“Neden, 365 Adet? 24 cm? 6gen Tuval?”

Fazilet Kendirci 6Gen Bellek Sergisi

Fazilet Kendirci’den Doğa – İnsan Çatışmasına Dikkat Çeken Sergi

  • Şu anda Piramid Sanat’ta 6 yıllık emeğinizin bir sonucu olan ‘6GEN Bellek’ serginiz devam ediyor. Bu serginin çıkış noktasını, hazırlık sürecini anlatır mısınız?

Sergi başladığı gün 10 Şubat 2021’den bu güne sergi hakkında yazılı ve görsel basına verdiğim pek çok söylemlerim oldu; onları yayın sonrası okuduğum veya izlediğimde 6GEN BELLEK’in hakkını, o kısa sürelerde tam manasıyla teslim edemediğimi fark ettim. Şimdi yapmaya çalışacağım açıklamada da tam olarak bu hakkı teslim edemeyebilirim. Takdir edersiniz ki 6 yıl hiç de azımsanacak bir zaman dilimi değil; bu süreçte dünyaya gelmiş bir bebek artık yürüyor, konuşuyor, okuma yazma bilen kendini ifade edebilen bir yaşa geliyor.

6 yıl boyunca süreç odaklı bir proje için bu yolculuğa çıkmama neden olan; düşüncelerimi, duygularımı, tespit ve öngörülerimi harekete geçiren özel hayatımdaki kırılmalarla birlikte ulusal ve uluslararası toplumsal yaşamlardan kesitler, insanın kendini gezegenin vazgeçilmez efendisi mantığıyla hareket edebilme halinin ilkel cesareti, ekolojinin dengesini ve ihtiyaçlarının küçümsendiği, hiçe sayıldığı projelerin hayata geçirilmesi, gelecekte tüm canlıların yaşamını tehdit edebilecek küresel ısınmanın dikkate alınmaması gibi sebepler. Ayrıca pek çok farklı; sosyolojik, psikolojik, ekonomi eşitsizliği, kuraklık, tüketim odaklı benzer sorunlar etkili oldu. 2000 Milenyum çığlıklarının atıldığı ilk yılları anımsayalım; insanlık adeta sihirli bir değnek ile tüm yaşamın, yeni milenyum ile birlikte parıltılı bir mutluluk halinin geleceği yanılgısıyla adeta sarhoşcasına bir bekleyiş halindeydi, tüm dünya genelinde yaratılan atmosfer öyleydi;  MİLENYUM=MUTLULUK!  

Oysa hakikate baktığınızda; insanlığın erdem, ilke, ahlak, saygı, özgürlük, eşitlik, liyakat, demokrasi, emek, dostluk gibi kavramlara olan mesafeli duruşları sürdürülüyor, egoya olan düşkünlük, şiddet ve savaş devam ediyordu. İnsan, yaşam denilen hikayenin merkezine sadece kendini koyuyor, önce ben sonra diğerleri; yani çiçek, böcek, karınca, ağaç, hayvan… diğer cins ve hatta diğer ırklara karşı olan düşünce biçimlerinin çoğunlukta olduğunu tüm dünyaya baktığınızda görebiliyordunuz. Mesela; Afrika’da açlıktan ölen insanlar gerçekten tüm dünya genelinde siyasi malzeme yapılmaksızın kimlerin ana meselesi olabildi ve çözüme kavuştu? Benzer meselelere evrensel ve yerel ölçekte sayısız örnekler verebiliriz.

Mutluluk denilen kavramı sadece benim, çocuklarımın, ailemin, komşularımın, ülkemin şartlarına endeksleyemezdim. Tüm dünyada eğer insanın-doğanın-tüm canlıların, gelecek kuşakların  yaşam koşulları iyileştirile biliniyorsa bu duruma saygı duyabilirdim; yoksa sadece insana-egoya-günlük çıkarlara yönelmiş bir mücadele ve sözde başarısı beni ilgilendirmiyordu. Bu duruma karşı sanatsal bir eylemle sözümü söylemeye karar vererek, özel hayatımın içinde bulunduğu tüm zor koşullara da göğüs gerip, 2007 Şubat ayında 6GEN BELLEK projemin yolculuğuna çıkmıştım.

Neden, 365 adet? 24 cm.? 6gen tuval?!, 365 bir yıla; ilkbahar-yaz- sonbahar-kış döngüsü, 24 cm. bir güne;  gece-gündüz döngüsü, 6GEN doğanın, tüm canlılarının en güçlü bağ hali hücrenin sürekli hareket halinde olan ve çoğalabilen yapısı… Süreklilik-hareket… Ve eserin genel kompozisyonu DNA sarmalına referans veriyor.

İnsan genlerinde milyarlarca yıllık taşıdığı DNA’ların ne kadar bilincinde? Bizler ilk insandan bu güne kocaman bir atmosferin minicik canlıları olarak neyi ne kadar biliyoruz? Kimiz? Neyiz? Dünyanın iktidarı olduğumuzu düşünebilir miyiz? Yoksa gerçekten sonlu yaşamda ki pek çok ölümsüz bilgenin; Aristoteles, Kant, İbni-Sina, Haypatia’nın işaret ettiği kavramlara dönüp bakmalı mıyız, bakabilmekle kalmayıp o değerlerin yaşamın içinde var olmasına olanak tanımaz isek gezegenin sonu nereye gider bunu düşünebilir miyiz?

Sonluluğunun farkında olan insanın bu erdemlerle tanışmadan yaşamasının sonuçlarını bugün adeta küçücük bir köy gibi birbirimize kolaylıkla ulaşabiliyor olabilmemize karşılık tüm dünyanın, eserin de 13 parça olarak sergilendiği gibi parçalara ayrıldığını, aynı tür canlılar, biz insanların birbirimize mesafe koyup, ağzımızı burnumuzu küçücük bir bez parçasıyla kapatmak zorunluluğunu nasıl açıklayabileceğiz? Gene sanal mutluluklarla gerçeklere gözümüzü kapatıp, kendimizi kandırma yolunu mu tercih edeceğiz? Yoksa kendimizle yüzleşme cesaretimizi gösterip,  yaşam biçimimizin tüm insanlığa nelere mal olabileceğine dair sorgulama yapabilecek miyiz?

“Tüm canlılara şiddetten uzak, koşulsuz saygı odaklı yeni bir yaşam biçimi mümkün olabilir.”

Fazilet Kendirci Eser

2007 yılında başlayıp 2013 yılında kısmen bitirdiğim; eserin arka yüzünde günlük gazete haberleri yer alıyor, fakat sarmal kompozisyonun tam merkezinde bulunan alanı, ve eserin son kısmında ki hücrelerinin içini boş bırakmıştım. Eseri hemen gün yüzüne çıkaramayacağımın farkındaydım; hem teknik, hem içerik anlamda eserin anlaşılıp, okunabilmekte zorlanılacağını, ki öyle de oldu, sanat ortamımızın hemen kabul etmeyeceğinin farkındalığıyla doğru zamanın gelmesini sabırla bekleyecektim. Bu nedenlerle bu eseri ne zaman sergilersem o zaman diliminde basında yer verilen haber kesitleri kendilerini bekleyen hücrelerdeki boşluklarda tarihe-geleceğe kayıt niteliğinde yerlerini alacaklardı. Nitekim Piramid Sanat’ta sergi hazırlığına başladığımız 4-5 şubat 2021 tarihli gazete haberleri eserin son bölümünde kendilerini 8 yıldır bekleyen hücrelerde ki yerlerini aldılar, yapıtın tam merkezindeki boşluklarda ise sergi sürecinden ve serginin son günü olan 26 Şubat 2021 tarihli gazetelerde yer alan haberler hücrelerdeki yerlerini alacaklar ve eser 2007 Şubat tarihinde başladığı oluşum sürecini, 26 Şubat 2021 tarihinde  tam 14 yılda tamamlamış olarak tarihe dokümanter bir kayıt da düşecek.  Eserin ön yüzü ise hücrenin yapısal oluşumu ve doğumdan itibaren gelişimi, yaşamın döngüsündeki sürekliliğin-hareketin, “en” oluş ve yavaş yavaş tekrar kapanışın… izlerini hayatın akışını sürekliliğini betimliyor.

Fazilet Kendirci eser

Fazilet Kendirci: “İnsanlığa Minik Bir Hatırlatma: Sen Kimsin?”

  • 2012’de bittikten yıllar sonra özellikle pandemi sürecinde gerçekleşmesinin sizin için anlam ve önemini nedir?

6GEN BELLEK’in Covid-19 un yarattığı Pandemi sürecinde gün yüzüne çıkmasını ısrarla istedim, insana insanı tam da şimdi hatırlatması-fark ettirmesi gerekliliğine, doğru zamanın bu zaman olduğuna tüm kalbimle inanıyordum. Bu eser tam da şimdi, tüm dünyayı kasıp kavuran, dünyanın 136 ülkesine kapılarını kapattıran, dünyayı adeta donduran, insan yaşamın her alanında; eğitim, ticaret, ekonomi, siyaset, sanat, spor… tüm etkinlikleri durdurabilen bir güçle sınav veriyorken, insanlığa minik bir hatırlatma yapmalıydı. Sen kimsin? Gözle görülemeyecek boyuttaki bir canlının hükümdarlığı 14 aydır gezegenimizde devam ediyor, hiçbir şey eskisi gibi değil, çocuklar, maskeli-mesafeli yaşamı hiç hakketmiyorlar; fakat biz yetişkinlerin sayesinde bu durumu bizlerle birlikte yaşamak zorunda kaldılar, tüm bu ve benzer gerekçelerle eser şimdi tüm zor koşullara rağmen ayağa kalkmalı insana sözünü söyleyebilmeliydi! İnsanlık kazdığı kuyuya düştü. Şimdi bu kuyudan nasıl çıkarım diye çırpınıyor. Basında 6 yıl boyunca yapılan haberler ne kadar objektif-ne kadar sübjektif olabildiler? Yakın tarihimizden yansıtılanları eserin arka yüzüne bakarak anımsayabiliriz; daha sonra istersek insanlık tarihine,  1939-44, 1914, 1789 ve hatta Haypatia’nın neden linç edildiğine de bakabiliriz. İnsanlık 21 yy teknolojisine rağmen  neyi, neden yaşıyor? 6GEN-BELLEK-DNA ne diyor?

“Bu Sergi Klasik Bir Resim Sergisi Değil”

Fazilet Kendirci eser

  • Zor bir dönemde, sanatseverlerin pandemi sürecinden ötürü dışarı çıkmak da kısıtlandığı bu süreçte bu sergiden beklentileriniz neler? Sizce yeterince ilgi gördü mü?

6GEN BELLEK sergisinin klasik bir resim sergisi olmadığını, değerli sanatseverlere, sanat tarihçilerine ve sanat eleştirmenlerine, sanat ortamına hatırlatmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum; şöyle ki tek bir sanatçının, 6 yılda gerçekleştirdiği ve sergi sürecini de hesaba katar isek 14 yılda oluşum sürecini tamamlayan, 390 cm x 1110 cm ölçülerinde tek bir eseri, 13 parça halinde, hatırı sayılır büyüklükteki, köklü bir galeride iki yüzü de okunabilecek bir sistemle sergiliyoruz.

Artık 6GEN BELLEK gün yüzüne çıktı sözünü söyledi ve söylemeye devam ediyor. 6GEN BELLEKin derdini anlayan ve ona hak ettiği ilgiyi gösteren pek çok değerli sanatçı, sanat insanı, sanat sever dostlarımız oldu. 6GEN BELLEK’in tüm Türkiye’de ve yurt dışında dolaşması gerektiğini bunun içinde ellerinden gelen desteği esirgemeyeceklerini ifade eden değerli sanat insanları, sanatçılar var. Ukalalık olarak algılanmaması dileğiyle; şu bilgi de benimle paylaşıldı: “Bu kriterlerde bir eser daha önce Türk sanat tarihinde yapılmadı; ancak dünya sanat tarihinde emsali var mı? Onu da iyi araştırmak lazım!” Bu samimi ve erdemli paylaşıma sahip özgüvenli insanlarla  karşılaşmak sanırım sadece benim için, 6GEN BELLEK için değil, bu söylemleri duyan herkes için çok değerli ve kıymetli olsa gerek…

Pandeminin yarattığı zor koşullar nedeniyle elbette eski klasik sistemle sergi süreci yaşamıyoruz, açılış üç gün, geniş zaman dilimiyle saat: 12.00&20.00 arası yapıldı. Eskisi gibi yoğun izleyici olamayacağının herkes gibi ben de elbette farkındayım. Bu nedenle sergiyi dijital ve sosyal medya ortamlarında video, röportaj, söyleşi olarak, yazılı ve görsel basında serginin başladığı günden bugüne yapıyoruz. Sevgili Erdal serginin muazzam bir videosunu hazırladı. Onu da önümüzdeki günlerde paylaşacağız; dolayısıyla sergi hem İstanbul hem de diğer şehir ve ülkelerde yaşayan çok daha fazla sanatsevere ulaşmış oluyor. Bugünlerde yaşamın hiçbir alanı klasik sistemde hareket etmiyor, başka yaşam deneyimlerini gerçekleştiriyoruz. 6GEN BELLEK’te bunu yaşıyor. O zaten bu ortamın yaşanabileceğini bildiği için kendini gerçekleştirdi. Dolayısıyla eser bu duruma zaten hazırlıklıydı ve şimdi bizlere, hepimize, tüm insanlığa sözünü söylüyor. Bu eseri çok daha üst bilinç ile egolarımızdan ve kişisel zaaflarımızdan uzaklaşarak, kimin yaptığına değil, nerede sergilendiğine değil, öncelikle eserin ne dediğine odaklanmamız gerekiyor. Umarım 6GEN BELLEK bu üst benliğe sahip daha çok insanlarla buluşabilsin ve sözünü daha çok insana söyleyebilme olanağına sahip olsun.

  • Bu eserinizi başka mekanlarda sergilemeyi düşünüyor musunuz? Ve farklı şekillerde? 365 tuvali bir bütün olarak mesela.

Elbette, 6GEN BELLEK önce Piramid Sanat’ta ki yolculuğunu tamamlasın, sonra diğer yolculuklara tabii ki açık olacak. Sadece benim düşüncem değil, çok değerli sanat insanları da “Bu eser, 6GEN BELLEK başka adreslerde, başka şehirlerde, başka ülkelerde de kamuoyu ile buluşmalı!” diyerek benden önce bunu dile getirdiler.

“Eser Üretirken Motivasyonum Yaşamın Ta Kendisi!”

Fazilet Kendirci sergi

  • Yaratılış süreci, doğa, evren, varlık, sonluluk  ve özellikle kadın sadece bu sergide değil sizin tüm üretimlerinizde çıkış noktası oluyor.  İzleyiciye bu noktadan baktırmayı, sorgulatmalar yaptırmayı seviyorsunuz.  İlham kaynağınız olan bu başlıkları-kavramları eserlerinize aktarma motivasyonunuz nedir?

Yaşamın ta kendisi! Yaşamda ki izlediğim, sorguladığım, beni isyan ettiren her durum, öfkem, üzüntüm, başkaldırılarım, kabullenemeyişim, normalleştiremediğim her mesele benim eserlerimde ve projelerimde vücut buluyor, bulmak zorunda kalıyorlar. Aslında gözlemlerime katlanabilmek için yapmak zorunda kalıyorum. Olan-bitene başka türlü katlanamıyor, başka yol da bilmiyorum.

  •  Siz hem ortaya koyduğunuz ürünlerle hem sivil toplum örgütleri ile çalışmalarınızla, projelerinizle sanatın ve sanatçının sorumluluk taşıması gerektiğini düşünen ve gösteren sanatçılarımızdansınız. Sanatın ve sanatçının nasıl sorumluluk alması gerektiğini biraz açar mısınız?

Söyleşinin başında da belirttiğim gibi; sanırım çocuk yaşlarda edindiğim sorumluluk bilinç halimin ve eylemlerimin, sanatçı olarak ortaya koymaya çalıştığım  yaşam disiplinimde etkisi olduğunu düşünüyorum. Sadece kişisel çıkarlarımı, kendimi, kendi çocuklarımı, ailemi, yakın çevremi düşünerek hayatımı yaşayamam. Hiç tanımadığım insanlara ve canlılara da elimden gelebilecek bir şey var ise yapabilmeliyim. Benden sonraki kuşaklar “bu kadın neden bu eserleri yapmak ihtiyacı duymuş?” diye düşünebilmeli ve geride bıraktıklarımın insanlık adına bir anlamı, katkısı olabilmeli. Bu benim yaşam disiplinim. Başka türlü bir yaşamı deneyimleyemedim. -ihanet eden, riyakar bu durumu suiistimal etmeye çalışan insanlar hariç elbette- Şimdiye kadar gerçekleştirdiğim kişisel ve karma sergilerime baktığınızda bu durum açık ve net okunabilmektedir. Etkinliklerimin pek çoğunu okullarda veya sivil toplum kuruluşlarında gerçekleştirmişimdir. Ben Malatya’da büyüdüm. Bizler orada sanata ve kültürel etkinliklere ihtiyaç duyarak yaşadık. Bu eksikliğin giderilmesi gerekiyordu. İnsanlar başkalarından bekledikleri eylemleri kendileri de yapabilirlerse başkasından beklemeye, başkasını eleştirmeye hakları olabilir. Yapmıyorlarsa susmak zorundalar. Ne iktidarı ne de muhalefeti eleştirmeye hakları olamaz. İnsana bir gün sorarlar, sorabilmeliler: “Sen ne yaptın?” Ben çocuk yaşlarımda iken entelektüellere hitaben eleştirel bir mektup yazmıştım. Kimselere gönderemediğim;  fakat yazma ihtiyacı duyduğum eleştiri mektubu.

Ben eğer, düşünebiliyor, sorgulayabiliyor ve eleştirme hakkımı kendimde buluyorsam, kendimi dünyanın kaotik durumundan arındırıp, izole edilmiş bir alanda, sadece kendi ihtiyaçlarıma, haz ve zevklerime hizmet eden bir yaşam sürdüremem. Bu benim tercihim, başka insanlar başka yaşam ve üretim biçimlerini tercih edebilirler. Unutmamak gerekir diye düşünüyorum; sanatçı bilim insanı gibi yıllarca, sabır ve dirayetle aynı sevdayla yatıp, sabah aynı sevdayla uyanarak yaşayabiliyorsa yaptığı işe sonuçta hakkını teslim edebilir. Yoksa ressam olmak çok kolay. Özellikle “hafta sonu ressamı” da olabilirsiniz. Önce diğer işlerinizi yaparsınız, zamanınız kalırsa da resim-sanat hayatınızı sürdürürsünüz. Oysa okumadan, düşünmeden, gözlemlemeden, yazmadan, çizmeden, uykusuz kalmadan deneyim kazanmadan olmuyor. Yaşamaktan, mücadele etmekten, yanılmaktan korkmadan, öğrenmekten yılmadan sabırla ve hiçbir koşul gütmeden çalışmak lazım.

“Sadece Eril Olanı Suçlayarak mı Soruna Çözüm Arayacağız?”

Fazilet Kendirci Piramid Sanat sergi

  • Zaman zaman bir kadın olarak kadına dair yaptığınız eleştiriler de dikkat çekiyor işlerinizde. Kadını doğa düzeni içinde ya da eril olan karşısında nasıl konumlandırıyorsunuz?

Evet kadınların karşılaştığı sorunların, psikolojik ve fiziksel şiddetin varlığının farkındalığının yanı sıra, ben meseleye daha farklı bir perspektiften de bakıyorum. Şu gerçeği kabul etmek gerekiyor; Kadın bünyesi karnında bir başka canlıyı koruyup, besleyip dünyaya getirebilen bir canlı. Bu olay tartışmasız bir mucize. Ancak bu güce sahip olan bir cinsin, gücünün farkında olmaması çok üzücü. Dünya toplumunda tarihten bugüne pek çok değerli kadının varlığı, mücadelesi hiç kuşkusuz takdire şayan. Bugün de dün de ve yarın da bu kadınlar daima var oldular ve var olmaya, emsal olmaya devam edecekler. Ancak diğer tarafta bazı hemcinslerimizi de yok sayamayız. Biz kadınlar daha yakın tarihe kadar oy kullanma, aile içinde evlat olarak bile kabul edilmeyen, söz söyleme hakkını bile yakın tarihimizde elde edebilmişken; bugün “iyi eğitim“ aldığı düşünülen kadınların söylem ve eylemlerinin ne olup ne olmadığına iyi bakmak ve iyi değerlendirmek gerekir. Bize özgürlüğümüz gümüş tepside sunulmadı. Bizden önceki değerli ve mücadeleci kadınların vermiş olduğu savaş sonucunda biz bugün temel hak ve özgürlüklerimizi yaşıyoruz. 6GEN BELLEK projemi bana yaptıran ve insanı incelememe neden olan argümanlarımdan birisi de buydu. İnsan nasıl unutur?! Nasıl bir canlı ki elde ettiği değerleri kaybedebilme olasılığını, kişisel çıkarları uğruna göze alabiliyor? Kadınlar hemcinslerinin emeklerine ve başarılarına saygı duymadan, erkeklerin kadın emeğine ve haklarına saygı duymamasını nasıl eleştirebilirler? Bu hakları olabilir mi? Kız çocuğu doğduğu günden itibaren, önce aile ortamında annesinin ve ailedeki diğer hemcinslerinin yarattığı bir ortama doğuyor, nasıl bir ortamda büyüyor, nelere şahit oluyor ve neler yaşıyor? Tüm bunları iyi irdelemek, meseleleri çözüme ulaştırmak istiyorsak sorunu ortaya daha net koymak gerekir diye düşünüyorum. Sadece eril olanı suçlayarak mı soruna çözüm arayacağız? İnsanları karşı karşıya mı getireceğiz? Yan yana mı?

“Dünya Sanat Tarihini Erkekler Yazdı”

  • Ülkemizde kadın sanatçı olmanın zorlukları nelerdir acaba? Özellikle içinde bulunduğunuz üretimlerinizi gerçekleştirdiğiniz Plastik Sanatlar alanında?

Kadın yaşam biçimi ile öncelikle kendi dirayetini, gücünü, sabrının ne olduğunu iyi fark etmesi gerekir. İlkeli duruşunuzun neticesinde sizi tehdit edebilirler, işlerinize engel olmaya çalışabilirler ya da projelerinize engel olmak isteyebilirler, vs. Bu zavallıca sorunlarla tüm sanatçılar karşılaşabilir fakat kadın sanatçıların yaşamdaki diğer rolleri nedeniyle bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldıklarında bir kat daha fazla enerjilerini harcamak zorunluluğu doğabilir. Gerektiğinde bu durumla da mücadele eder ve boyun eğmezseniz, hak ettiğiniz başarıyı gün geldiğinde yaşarsınız. Unutmamak gerekir ki güneş balçıkla sıvanmaz!

Ayrıca, kadınlar toplum sorunlarından uzak sürekli “cici işler” e mi meyledecekler? Beklenti bu mu? Toplumun sorunlu yaşam biçimlerini dile getirmek için daha dayanıklı, sabırlı olmak gerektiğinin farkındayım. Bunu ifade edebilen, sanat üretimlerine yansıtan güçlü kadınlarımız var. Bu kadınların eserlerine iyi bakmak ve bakılmasını sağlamak zorundayız.

Kadın sorunlarının yaşandığı, maalesef  21. yy da  biz sanatçılar olarak eylem ve söylemlerimizle diğer yaşamlardaki eril ve dişil olana emsal oluşturabilecek projelerimizle sahneye çıkabilmeliyiz. Mesela hazırladığımız bir projede çoğunluğun erkek olduğu bir-iki kadın sanatçının yer aldığı etkinliklerin alışkanlık haline gelerek normalleşmesine izin veremeyiz. Bu dünyada kadınlar da düşünüyor, çalışıyor ve üretiyorlar. Yok sayılamazlar! Hatırlatmak isterim ki dünya sanat tarihini erkekler yazdı ve maalesef kadınların üretimlerine, düşüncelerine yer vermekte bencil davranmışlar. Pek tabii ki bundan sonra bu işler böyle olamayacak, harika ve bilinçli yeni nesil geliyor ve herkesin hakkını herkese teslim edebilecek ilkeli, özgüvenli ve erdemli bilinç haline sahipler.

“Yaşama Dair Her Alanı İyileştirme Sorumluluğumuz Var”

Fazilet Kendirci ekoloji

  • Son olarak çağdaş sanat ortamımızı ve ülkemizde sanatın geldiği noktayı genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz, hem sanat kurumları açısından hem sanat yazarlığı-eleştirisi hem de sanatçılarımızın durumu-seviyesi açısından?

Kurumlar adeta modaymışçasına “genç sanatçı” kavramını daha titiz değerlendirebilmeli, genç bir yetenekten yaşam deneyimi, mücadelesi, sabrı, dirayeti henüz bir yaşanmışlığı olmadan şimdilik sadece hayal gücünün yetisi ve tüm dünyadan akan imajların etkisi ile gerçekleşen üretimler hakkında kesin kanaate varmak yakın gelecekte hayal kırıklıklarının yaşanmasına olanak sağlayabilir. Bazı galerilerden sık sık şu tespiti duyarız: “sanatçılarımızı iterek resim yaptırıyoruz.”  Bir insanı zorla veya herhangi bir karşılık vadederek, vererek düşünmesini, üretmesini, sağlayıp sanatçı olmasını bekleyemezsiniz. Bir bilim insanı meraklarının ve tutkularının ardından gider. Ne kazanacağını düşünmeden bu yolculuğa baş koyar. Hayatını vakfeder ve biz onlara sonra bilim insanı deriz. Sanatçı olmakta benzer bir yolculuk. Bunu iyi fark etmek lazım.

Diğer taraftan kurumların ve sanat insanlarının popüler olmuş sanatçıların peşinden koşmayı bırakarak daha geniş perspektiflerle sanatçıları değerlendirmeleri gerekir. Sanatçı atölyelerini takip edebilmek bir kenara, sanatçının derdinin ne olduğunu anlayabilmeleri için; sanatçının geçmişini, dününü, bugününü neden ve niçinlerini iyi araştırmaları gerekir. Aksi halde popüler olmuş aynı sanatçının, toplum ve “bilir kişiler” tarafından kabul görmüş, alıcı kitlesi oluşmuş, kendini riske atmadan tekrar ettiği aynı işini her yerde topluma sunma gafletinde bulunabilirler. Onun da hiçbir değeri ve getirisi uzun vadede olamayacaktır. Yaşam hızla değişirken sanatçıların “benim tarzım bu” savı ile aynı işin benzerlerini adeta fotokopisi gibi üretebiliyor olması hakkında iyi düşünmek lazım. Sanatçı tıkanabilir bu başka bir durum. Fakat sanatçı sürekli tekrara düştü ise o da başka bir konu.

Günümüzde tüm insanların dikkatini dağıtacak öyle çok argüman var ki, sosyal medya insanların zamanını adeta gasp ediyor, sürekli uyarı geliyor, şu arkadaşın şunu paylaştı, şunu gördün mü, şu şunu dedi, sen yokken şunlar oldu vs… sürekli bu uyarıları alan en azından bu kuşağın herhangi bir konuda uzun uzun araştırma yapıp, üstünde düşünebilmesi, derin okumalar yapabilmesi ve sonra üretebilmesi henüz, şimdilik çok zor görünüyor. Gelecek kuşakların bu soruna yeni çözüm arayışları olabileceğini elbette düşünüyorum.

Sanat eleştirmenleri dünya sanatını, sanatçısını takip edebilirler fakat öncelikle bu coğrafyanın sanatçısının sorunlara bakış açısını, üretimlerini iyi araştırmaları, kıyıda köşede yaşayan sanatçıları adeta bir arkeolog gibi keşfetmeleri, eş dost tavsiyesi ile değil, kendi akli melekelerinin de kapısını çalarak hareket etmeleri gerekir diye düşünüyorum. Sanatçıyı tanımak asıl mesele bu! Sanatçının derdi nedir? Sanatçı bu yolculuğu kaç yıldır gerçekleştiriyor ve bu yolculukta verdiği sınavlar, deneyimler, başarısızlıklar karşısındaki dirençleri nelerdir? Toplumsal meselelere karşı düşüncesi var mı? Doğayı-ilişkileri-tarihi-bugünü-geleceği ve hayal gücü, yaratıcılığı, felsefesi nedir? Bu ve benzer soruların yanıtları titizlikle aranmalı.

Bizler 19. – 20. yy’ın insanı ve sanatçısı değiliz. Bu günün sorunlarını nasıl algılıyor, nasıl sorguluyor, nasıl yanıt arıyoruz? Popüler kültürden uzak sanatçılarımızın yaşamdaki duruşlarına iyi bakmak lazım. Unutmayalım sanatçı olmaz ise diğer sac ayakları nasıl olabilir?

Sanat kurumlarında ve kamuya açık alanlarda, müzelerde yer verilen sanat eserlerinin veya yer alamayan sanat eserlerinin neden o kurumda, müzede yer alabildiği-alamadığı ilgili kurumların yetkililerinin topluma açıklayabilme sorumluluğu olabilmeli. Dün çok iyi işleri vardı ve ülkemizin popüler sanatçısı bugün vasat bir iş yaptı ise sadece isim olduğu için kamuya açık alanlarda topluma bu iş sanat eseridir diye sunulamaz. Gelecek kuşaklar bu ve benzer hareketlere karşı sessizliklerini bozacaklardır. Dolayısıyla sanat kurumları da eserleri daha titizlikle seçme eyleminde olabilecekler diye düşünüyorum. Yaşama dair her alanı, müzelerimizi de, sanat alanlarımızı da iyileştirme zorunluluğumuz, sorumluluğumuz olabilmeli.

  • Bu anlamlı sergi, mesajlar ve söyleşi için teşekkür ediyor ve devamını diliyoruz.

Ben de 6GEN BELLEK sergisine gösterdiğiniz ilginiz için doğadaki tüm canlılar adına size ve arkadaşlarınıza teşekkür ederim.

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

Fazilet Kendirci İle Söyleşi

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı