
Mücadelenin Onurlu Yolu: Fikri Sağlar Kitabı
Bir Siyasi Biyografinin Ötesinde, Türkiye’nin Yakın Tarihine İçeriden Bir Bakış -Sertaç Çelik yazdı…
Türkiye’nin son kırk yılı çoğu zaman büyük kırılmalarla hatırlanır: sokaklar, seçimler, yasaklar, meydanlar. Oysa bu dönemi gerçekten anlamak için, o anların içinde yaşayanların hikâyelerine bakmak gerekir.
Gazeteci, yazar Nazım Alpman ve Akademisyen, yazar Ekin Kadir Selçuk’un birlikte hazırladığı “Mücadelenin Onurlu Yolu: Fikri Sağlar Kitabı”, Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlandı ve Türkiye’nin son kırk yılını bir tanığın gözünden, yaşanmışlığın sıcaklığıyla yeniden kuruyor. Kişisel anılarla siyasal kırılma anları iç içe geçiyor. Bir hayat hikâyesi, ülkenin dönüşümüne ayna tutuyor.

Fikri Sağlar’ın siyasal hattı, Türkiye solunun tarihsel mücadeleleri içinde şekillenmiş bir çizgiye dayanıyor. Kültür politikalarından parti içi demokrasi tartışmalarına uzanan bu hat, devleti kutsayan ya da iktidarı başlı başına bir amaç haline getiren bir anlayıştan ziyade, siyaseti toplumsal dönüşümün bir imkânı olarak gören bir yaklaşımı yansıtıyor.
Sağlar’ın tanıklığı, Türkiye’de solun yalnızca iktidarla kurduğu çatışmalı ilişkiyi değil; kendi iç çelişkilerini, bürokratik yapılarla kurduğu bağı ve “devlet aklı”yla arasındaki mesafeyi de tartışmaya açıyor. Bu yönüyle anlatı, sağ-sol ayrımını ezber düzeyinde yeniden üretmek yerine, Türkiye siyasetinde solun nasıl kuşatıldığını ve zaman zaman nasıl daraltıldığını içeriden bir bakışla tartışmaya açıyor.

Kitap, 1993 yılıyla birlikte Türkiye’nin en kritik dönemlerine odaklanıyor: Demirel’in Cumhurbaşkanı, Çiller’in başbakan olduğu hükümet dönüşümü. Suikastların, katliamların ve faili meçhul cinayetlerin gölgesinde yürüyen siyaset; Sivas Katliamı gibi derin toplumsal travmalar; CHP içinde yaşanan yönetim değişimleri ve yeniden yapılanma süreci.
“Karayalçın Genel Başkan, Sağlar Devlet Bakanı ve Yeniden Genel Sekreter…” başlığı, partinin iç dinamiklerini ve dönemin siyasal atmosferini doğrudan yansıtırken, ardından gelen “Bakanlıktan ve Genel Sekreterlikten Ayrılışı” bölümü siyasetin iç çatışmalarını ve kişisel hesaplaşmaları açık biçimde ortaya koyuyor.
“Susurluk ve ‘Derin Devlet’” ile “28 Şubat” dönemleri de kitapta kapsamlı biçimde ele alınıyor. Bu bölümler, yalnızca olayların kronolojisini sunmakla kalmıyor; siyasetin nasıl şekillendiğini, güç odaklarının nasıl devreye girdiğini ve demokrasi pratiğinin hangi sınırlar içinde sınandığını da gösteriyor. CHP’de “Kazan Kaynıyor: ‘Dörtlü Takrir’” başlığı altında partinin iç tartışmaları, ideolojik dönüşümleri ve iktidar arayışının nasıl bir süreçle yaşandığı gözler önüne seriliyor.
Türkbank ihalesi ile Korkmaz Yiğit-Alaattin Çakıcı ilişkisi gibi dönemin en çarpıcı skandalları üzerinden bu karanlık tablo derinleşiyor. 1999 seçimleriyle birlikte CHP’nin yaşadığı fiyasko ve ardından gelen siyasal kırılmalar, “CHP’den İhraç” ve “Yeniden SHP” bölümlerinde anlatılırken, partinin hem dışsal baskılar hem de içsel çatışmalar nedeniyle nasıl savrulduğu daha açık biçimde ortaya konuyor.
Sağlar’ın siyasal alana dönüşü ise “Sağlar’ın Dönüşü” bölümünde yalnızca bir geri dönüş değil, aynı zamanda bir siyasal yeniden inşa süreci olarak ele alınıyor.
Kitabın son bölümleri, 2017 referandumu, 2018 seçimleri, deprem ve 2023 seçimleri gibi güncel dönemeçler üzerinden ilerlerken; CHP’deki lider değişimi ve yeni siyasi dengeler eşliğinde “nasıl bir siyaset?” sorusunu bugüne taşıyor.
Sonuç bölümünde ise Sağlar’ın, CHP’nin ve Türkiye’nin geleceğine dair tartışmalı bir değerlendirme sunuluyor; bu, kitabın sadece geçmişin anlatısı değil, geleceğin siyasetine dair bir çağrı niteliği taşımasını sağlıyor. “Bakanlıktan ayrılış”, “Genel Sekreterlikten ayrılış”, CHP’den ihraç ve yeniden dönüş… Bunlar sadece siyasi olaylar değil; aynı zamanda bir dönemin kırılmalarının, güven ve umut ilişkilerinin sorgulanmasının hikâyeleri.
Kitabın hazırlanış sürecinde ben de kimi buluşmalarda yer aldım. Nazım Alpman ve Ekin Kadir Selçuk soruları yöneltiyor, ben ise görüşmelerin kayıtlarını tutuyor ve fotoğraf çekiyordum. Bu süreç, yalnızca bir belgeleme faaliyeti değil; bir dönemin tanıklığını kayda geçirmekti.
Burada bir hakkı teslim etmek gerekiyor: Alpman’ın yönlendirici soruları ve Selçuk’un titiz notları, anlatıyı salt bir hatıranın ötesine taşıyarak belgesel nitelik kazandırdı. Görüşmeler sırasında Sağlar’ın samimiyeti ve içtenliği hemen hissediliyordu. Sıcak yaklaşımı satır aralarına yansıyor; kitap, bireysel bir anı olmaktan çıkıp kolektif bir tanıklık metnine dönüşüyor ve Türkiye’nin siyasal ve kültürel yaşamına dair bir hafızayı kayda geçiriyor.
Sonuç olarak bu çalışma, Türkiye’nin yakın tarihine içeriden bakmak isteyenler için önemli bir kaynak. Sadece bir siyasetçinin yaşam öyküsü değil; siyasetin nasıl yapılması gerektiğine dair güçlü bir tartışma. En önemlisi, bu tartışmanın içinde yer almış bir tanığın sesi sayfalarda kendini hissettiriyor.
Sertaç Çelik





























































