KİTAPKÖŞE YAZILARIOğuz Kemal Özkan

SOSYALİZM VE İNSAN RUHU

Oscar Wilde bu kitapta önce insan ruhunun ihtiyaçlarını ortaya koyarak insanın ancak bu ihtiyaçlar karşılandığında ‘insan’ olabileceğini vurgulamış. Ona göre hem kendisi hem insanlık adına kazanım elde edenlerin içlerindeki cevher, her kafadan bir sesin çıktığı toplumdan soyutlanarak ortaya çıkabilir.

Düşünceden ziyade acıya sempati duyan insanın kolaycılığını, bencilliğini ortaya koyan Wilde, bunun kötülüklere çare olmaktan çok, sorunları derinleştirdiğini ve yardım edilen yoksullar değil ortadan kaldırılmış yoksulluğun gerçek çare olduğunu çözüm yollarıyla anlatıyor. Kaldırılamayan yoksulluğun önündeki tek engelin, fedakarlığın erdemleri olduğunu belirterek adeta insanın beyninde şimşekler çakmasına neden oluyor. Devrimci bir yaklaşımla ‘Yoksullar, zenginlerin masasından düşen birkaç kırıntıya neden minnettar olsunlar?’ diye sormayı da ihmal etmeden.

Yoksulların artık o masada kendilerine de yer verilmesi gerektiğini fark etmesini ve bu kadar düşük standartları olan bir hayattan hala hoşnut, kötü beslenen bir hayvan gibi yaşamaya bu kadar istekli oluyorlarsa, insan olmanın da anlamı olmadığı tokadını savuruyor. İtaatsizliğin insanın asıl erdemi olduğunu ve tarihte bütün ilerlemelerin itaatsizlik ve isyan yoluyla gerçekleştiğini hatırlatıyor. Demokrasi, insanları insanlık adına yine insan eliyle dövüyorsa provokatörlerin gerekli olduğunu, onlar olmadan Amerika’da köleliğin kaldırılmasındaki etkileri gibi uygarlığa yönelik adımlar atılamayacağını ekliyor. Ancak özel mülkü koruyan kanunlar tarafından hayatı mahvedilen birinin, o kanunlar ve ödüllerle desteklenen otorite tarafından doğasının felce uğratıldığını, yozlaştırıldığını dolayısıyla acı çektiğinin farkına varamayacağını belirtmeden de edemiyor.

Sosyalizmin insanı bireyselliğe götüreceği için değerli olduğunu söyleyen yazara göre, kazancı değil gelişimi hedefleyen bireysellik, yaşamın en mükemmel haline ulaşmak için en gerekli şeylerden birisidir. İnsanoğlunun gerçek mükemmelliği, sahip olduklarında değil insan olarak ne olduğunda saklıdır. Bir insanın gerçekten sahip olduğu tek şey, ruhunda barındırdıklarıdır. Bunun dışında hiçbir şeyin bir önemi olmamalıdır. Özel mülkiyetin kaldırılmasıyla insan gerçek, güzel sağlıklı bir bireyselliğe kavuşacaktır. Böylece insandan ne alırlarsa alsınlar, zenginliğinden hiçbir şey eksilmeyecektir.

Sosyalizm idaresinde, yoksullukların ortadan kalkacağına, pis paçavralar içinde yaşayan kimsenin kalmayacağına, kimsenin açlıktan midesi sırtına yapışmış çocuklar büyütmeyeceğine, eşit ve adil bir toplumun her bir üyesinin toplumun refah ve mutluluğundan payına düşeni alacağına inanıyor. Ve yardımseverlerin günahlarının tamamen kaybolacağına da. Tabi ki sosyalizm bir otorite fikriyle kirletilmedikçe ve insanoğlunu yönetmek diye bir şey olmadığı, kendi başına bırakmak diye bir şey olduğu bilinciyle, gönüllü işbirlikleri ile hareket edilerek…

Oscar Wilde yine öldürücü bir başka tespit yapıyor: ‘Özel mülke sahip olmak ahlaksızlaştırır’ ve buna ilave olarak belki de biraz ironi yaparak mülkiyetin sonu gelmeyen, bitmek tükenmek bilmeyen talepleri olan bir bela olduğunu ve çekilmez hale getiren vergi yükü dolayısıyla mülkiyettten kurtulmanın zenginlerin de çıkarına olduğunu söylüyor.

Ayrıca özel mülkiyet ortadan kalkınca suç işlemek için bir sebep ve gereklilik de kalmayacak, suçun varlığı ortadan kalkacak. Oscar Wilde’a göre günümüzde suçlu denen hiç kimse gerçek anlamda suçlu değildir, modern suçun anası günah değil açlık ve kıskançlıktır. Aynı zamanda başkalarının kullanması için bir şeyler yapmak zorunda kalan bir birey, isteyerek çalışmaz ve içindeki mükemmeli işine yansıtamaz.

Sanat ve sanatçı tanımı da yapan Oscar Wilde, sanatçıyı diğer insanların isteklerinin bağlamayacağını ve hiçbir zaman popüler olmaya çalışmaması gerektiğini söyler. Toplum yenilikleri sevmez ama sanatın ilerleyişi de içeriğinin sürekli yenilenmesine, genişlemesine bağlıdır. Sanat eseri izleyeni hükmü altına almalıdır, izleyen sanat eserini değil. Ayrıca sanatçı popülerleştikçe hem kendisini hem eserlerini sorgulamalıdır.

Aynı şeyler roman için de geçerlidir. Toplumun beğenisini kazanmak ya da onlarla dalga geçmek için yazılan eserler kendini mahveder. Yazar eseri kendisini memnun etmek için yazmalıdır, toplumu değil. Gerçek bir sanatçı için toplum yoktur.

Oscar Wilde kitabında üç çeşit despottan bahsediyor:
Beden üzerinde baskı kuran despot, bu iktidardır.
Ruh üzerinde baskı kuran despot, bu dindir.
Ruh ve Beden üzerinde baskı kuran despot, bu da halktır!

Bu yüzden de sanatçının halkla birlikte yaşaması imkansızdır.

Oscar Wilde için geçmişin ve şimdiki zamanın önemi yoktur, kafa yorulması gereken gelecektir. Çünkü insanda tek bağlanabilecek özellik değişimdir.

Oscar Wilde’a göre bencillik; bir insanın dilediği gibi yaşaması değil, diğer insanların o insandan kendileri gibi yaşamaları talebinde bulunmasıdır. Dolayısıyla sanatta doğru olan herhangi bir şey hayatta da doğrudur.

Modern dünya, yoksulluğu ve acı çekmeyi yok etmek istiyor. Bunun için sosyalizme güveniyor, güvenmeli. Bunun için hedeflenen şey kitapta tanımı ve çerçevesi belirlenen bireyselliktir. Bu bireysellik insana aradığı şeyi yani hayatı sunacaktır.

İnsanlığın ulaşmak istediği mutluluğun pusulası olan bu kitabı mutlaka okuyunuz.

Oğuz Kemal Özkan

sosyalizm-ve-insan-ruhu

 

Bu kitaba kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/sosyalizm-ve-insan-ruhu-oscar-wilde/

 

 

 

 

 

Kitap devrimi hayatt

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı