KİTAP

Ulaş Karakaya, ‘Yarına Kalan’ isimli kitabını imzalıyor

İmza günü 18 Eylül Cumartesi saat 14.00’de Giresun Sahafzade Kitabevi’nde

Yazar ve Belgesel yönetmeni, sitemiz yazarlarından   Ulaş Karakaya,’Yarına Kalan” isimli kitabını imzalıyor. Yazarımız   18 Eylül Cumartesi günü saat 14.00’de Giresun Sahafzade Kitabevi’nde okurları ile buluşacak.

DELİBALLI ÖYKÜLER

Ulaş Karakaya 2021 yılının Mart ayında, 255 sayfa sayılı, 44 belgesel anlatımlı öykü; çitleriyle, fraktılarıyla, dağlarıyla derlenip toplanarak okuyucusuyla buluştu. Öykülerin içine sığdığı tek bir cümle olsa, o ne olurdu diye cevap aradığımda, aradığım kapı hep kelime olarak “Yarına Kalan”a vardı. Öncesinden de sonrasından da okuyucuya seslenen yerel şive, destansı lirik anlatım üslubu, bir vakum misali içine alarak okuyucusuna sıkı sıkıya sahip çıktı. Kimi öykülerin dağlarında gezinirken birden bire; Hasan Ali Yücel’in; “Dağ başında kendi başına açıp solan çiçek bırakmayacağız,” cümlesinin hissi bize eşlik etti. İlmek ilmek işlenmiş olay örgüsüyle, Keşaplı Destancı Eyüp’ün, Zeytinlik Mahallesi’nin, Micanoğlu’nun, Metin Oktay’ın, Dereli Han’ın, Saydaş’ın, Kaptan Yorgi’nin, Delikli Taş’ın, Aksu Deresi’nin düğününü 46 model chevrolet’ine bindirip, okuyucusuna Portofino şarkısını dinlettirdi. Sarıçalı arının vızıltısında sarı ağunun kokusu geldi yaylalardan. Öykülerin delibalları birbirinden farklı olsa da benim favorilerim Meryem, Alişan, İshak oldu. Anadolu’nun kara yazgılı çocuklarıydı onlar.

Onları okurken aklıma ister istemez Şolem Aleyhem’in Sütçü Tevye hikâyesindeki kahraman Hodel geldi ve onun gibi sorup durdu; “Ne arıyorsunuz burada! Dünkü günü mü kaybettiniz?”

O nedenle yarına kalanlar iz bırakmıştır ve izi olan yollar hep görünendir. Bilindik olup zihnimize yerleşendir. Ninelerimiz ve dedelerimizin evvelden -civan gibi bir delikanlı vardı,- diyerek cümlesine başladığı, güneşe doğru akıp kavurucu cümlelerin sıcaklığıyla çocukluğumuzun kokusuna bürünerek, rüzgârın eşliğinde dinledikçe bir anda dağların kucağına itildiğiniz öyküler vardır ya, öyledir bu öyküler, has öykülerdir. Sabahattin Ali’nin dizelerinden gelen “benim meskenim dağlardır dağlar,” Ulaş Karakaya’nın kaleminin müdavimidir adeta. Kalenin kayalıklarını döven dalgalar kaleminin ucuna sıraya girer. Peşi sıra; kilise, hapishane ve şimdi müze olan binanın içinde Alişan sizi bekler. Meşe ağacının özü gibi olan Sadık; hikâyenin içinden yarına ben kaldım der ve ıslak elleriyle omzumuza dokunur. Ardı sıra cesaretli olanların yediği galdirik turşusu obuzların kuytuluğunda çiçek açar. Çiçeğin adı söylenmez, gelincik olmuştur ve gelincik kendine yapılan kalleşliği unutmaz,” der. Zaman zaman araya namus ile şan dinlemeyen sevdalıklar girer. Kiminin adı Sevinç olur, kiminin adı İpek.. En yiğidi, Meryem’dir çünkü ona bırakılan bir vasiyet vardır. -Memleket mi Yıldızlar mı?- öyküsünde Erol Günaydın’ın; “Karadeniz dağlarında çok güzel çiçekler vardır, çeşit çeşit,…” dediği; nerede bir haksızlık olsa oralı olmalı sözünün manası her defasında Meryem’e varır. İnsanlığa seslenir; “Size felek vurmamış ondan şıksınız bu kadar.” Hapishanede bekleyen Alişan’a gelince; Giresun Müzesi’nin soğuk duvarlarını birçoğumuzdan daha önce tanımıştır. Hatırlayacağınız gibi 1943 yılında; İ. Hakkı Tonguç bir sınıftan içeri girerek öğrencinin birine soru sorar: “Devletin vatandaşlarına karşı görevleri nelerdir?” Öğrenci köyden yeni geldiği için gözü, gönlü açılmamıştır dolayısıyla soruya yanıt veremez, karşısında konuşamaz. Tonguç Baba sonra öğretmene hitaben; “öğrencilere önce düşünmeyi, sonra da düşündüklerini korkmadan söylemeyi öğretmelisiniz, der. İşte Alişan’ın da; Tonguç’un enstitülerinden mezun olan bir Talat hocası vardır; Küçük Prens’i hediye etmiştir Alişan’a, sonra da öğretmenlik vazifesini yaparken giydiği beyaz gömleğini bırakmıştır. O gömleği giyer Alişan ve ona krallık teklif edilir fakat kral olmak istemeyince gömleğine ve kitabına kırmızılıklar bulaşır akunduruklar arasında.. Tüm bu olaylar yaşanırken daha yazılmamış olan Ahmed Arif’in dizeleri yıllar sonra buraların Alişan’ını anlatır gibi yazılır.

Yiğit harmanları, yığınaklar

Kurulmuş çetin dağlarında vatanların

Dize getirilmiş haydutlar,

Hayınlar, amana gelmiş

Yetim hakkı sorulmuş

Hesap görülmüş.

Demdir bu……

Dağlarımızda buram buram yayılan kokusuyla sofralarımıza inip yerleşebiliyorsa anuklar;

insan da böyle bir şeydir,

bir ayağı düşünce ikliminde, bir ayağı hep çukurda.

Velhasıl; burası “Yarına Kalan” ülkesidir, okuyan nasibini alır, okumayan ise geride kalır.

Dağ başlarında kendi başlarına çiçek açıp solmadan o çiçeği bulmanız umuduyla…

Fatma Civelekoğlu Geçer

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı