Ermenice Yazılmış Türkçe Roman: Hovsep Vartanyan’ın ‘Akabi Hikâyesi’ Romanının Başarısı
Prof. Dr. A. Didem Uslu yazdı...

Ermenice Yazılmış Türkçe Roman: Hovsep Vartanyan’ın ‘Akabi Hikâyesi’ Romanının Başarısı – A. Didem Uslu yazdı…
Osmanlı tebaası olan Hovsep Vartanyan Efendi‘nin(1813-1879) ‘Akabi Hikâyesi’ başlıklı romanı 1851 yılında yazılmıştır. Bu roman için kitabın kapağında “ilk Türkçe roman” denmiştir. Oysa Türk edebiyatı kitaplarında ilk roman olarak Şemsettin Sami’nin 1872 tarihli Taaşşuku Talat ve Fıtnat romanı anılmaktadır. Görüldüğü üzere, Türkçe yazılmış bu iki roman arasında yirmi yıl bulunmaktadır.
Bu yazıda hangi romanın daha önce yazıldığı konusu önemsenmeyecek ve romanlara yarışma yaptırılmayacak ama romanların Türk edebiyatına olan sanat katkısı üzerinde durulacaktır. Böyle yumurta/tavuk gibi meselelerde, başka deyişle, çözümsüz konularda tartışmak anlamsızdır çünkü Türkçe yazılan ilk eser 720 tarihli Göktürk Kitabeleri’dir.
Öncelikle aklıma takılan bir konuyu ele almak isterim: Romanda hiç Müslüman karakter bulunmaz. Kurgu tamamen Osmanlı’nın Ermeni dünyasını anlatır. Bunda tabii ki bir sakınca yoktur. Ancak bir Osmanlı romanında yalnızca Ermenilerin olması ilginçtir çünkü edebiyatta farklı uygulamalar bulunmaktadır: Fransız yazar Albert Camus’nün Veba romanı Cezayir’in Oran kentinde geçer ama kurguda hiç Arap karakter bulunmaz. Bu sömürgeci olan Fransa için doğaldır. Hele Camus’nün Yabancı romanında Fransız bir adamın, yani Mersault’un bir Arap’ı nedensiz öldürmesi, kendini haklı çıkarması ve bu romanın sevilmesi daha da ilginçtir.
Sonuç olarak elimizde iki imparatorluk vardır ama iki farklı bakış açısı görünmektedir: Sömürgeci olan kültür yalnızca kendine değer vermekte, sömürgeci olmayanda ise büyük bir rahatlık ve özgürlük yaşanmaktadır.
‘Akabi Hikâyesi’ üç farklı türdeki aşkı anlatması bakımından çok başarılı bir romandır. Ancak çatışması zayıf kalmıştır: Romanın yegane çatışması farklı dinden olan Ermenilerin düşmanlığıdır. Ermeni’nin Ermeni’ye düşmanlığı (146) roman boyunca sürer. Asal karakterlerden Akabi, Ortodoks Ermeni iken, sevdiği erkek Hagop, Katolik’tir. Roman merak unsuruyla ilerler. Hagop epey derin ve felsefi konuşur ama kurgu din düşmanlığından öteye gitmez. Üstelik bir de kötü adam (villain) karakteri olan papaz Fasidyan işleri iyice karıştırır.

Romandaki üç farklı türdeki aşk ve kadın/erkek ilişkisi şu şekilde sıralanabilir:
1) Hagop ve Akabi’nin karşılıklı ama trajik aşkı.
2) Görgüsüz, cahil, şımarık ve zengin Rupenig’in Fulik’e olan karşılıksız ama ısrarcı ve saldırgan aşkı.
3) Akabi’nin annesi Anna Dudu ile ayrı kaldığı ama fedakârlık yaptığı kocası Boğos Ağa arasındaki derin sevgi. Boğos Ağa Paris’te “Kaçkın Türk” diye tanınmıştır.
Bir de Sofi Dudu ile Balıkçı Hampartzum ilişkisi vardır ki bu, gaddar balıkçının karısına eziyet ettiği bir tür ilişkidir.
Roman coğrafi açıdan da önemlidir çünkü İstanbullu Ermeniler, İstanbul içinde yaşadıkları gibi, bir de yaylaya çıkar gibi köylere giderler. Sonuçta Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar gibi, Osmanlı toplumunun ticaretle uğraşan zengin azınlıklarıdır. Hem de Sultan II. Abdühamit’in kişisel parasını emanet ettiği ve çok güvendiği “milleti sadıkası”dır.
Romandaki sosyolojik ipuçları da ilginçtir: Ermeni toplumundaki kadına yönelik ataerkil baskılar, yoksul/zengin tarzındaki sınıfsal farklar ve yaşlılarla gençler arasındaki hiyerarşiler bu topluma özgüdür. Akabi, kendisini büyüten amcasının sözünden çıkamaz ve bu yüzden aşkından olur. Öte yandan Hagop, babasının sözünü dinlemeden bir yerden bir yere gidemez. Ermeni kızların yaşmaklı olması ve yaşmak çıkaranlara papaz affı da (199-200) ilginç bir noktadır. Romandaki İstanbul tasvirleri ve hava durumu tarifleri muhteşemdir. Osmanlı Türk adetleri ve Türkçe deyimler de romana renk katmaktadır. Evler harem/selamlıklıdır, balıkçı sarık takar. Müslüman Osmanlı’nın “iyiliği görme” hassasiyeti ve iyilik unutmama konusu Ermenilerde de vardır.
Roman mükemmel bir sosyoloji, coğrafya ve tarih çalışması gibidir. Ermeniler, Osmanlı’nın zengin tüccarları oldukları, Hıristiyan Avrupa ile yakın ilişkiler kurabildikleri ve Fransızca konuşabildikleri için zaten Osmanlı tiyatrosunun başlamasına ve gelişmesine de büyük katkıları olmuştur. Avrupa’daki gelişmeleri takip etmeleri çok önemlidir. O yüzden roman diye başlayan Avrupa edebiyatı türüne ve kurgu yazmaya da çok hakimdirler. Roman, başlangıçta Osmanlıca kelimeler kullanılması yüzünden anlaşılması zor gibi gelebilir. Ancak bir süre okuduktan sonra anlamak kolaylaşır. En çok sevdiğim nokta da, Ermenilerin işittikleri gibi kullandıkları bir Türkçe kullanımdı: “O vakit” demek yerine, “ol vakit” denmesiydi.
Prof. Dr. A. Didem Uslu





























































