Joseph Roth’un ‘Eyub-Basit Bir Adamın Romanı’nda Rusya’dan ABD’ye Göçen Yahudiler
Prof. Dr. A. Didem Uslu yazdı...

Joseph Roth’un ‘Eyub-Basit Bir Adamın Romanı’nda Rusya’dan ABD’ye Göçen Yahudiler – Prof. Dr. A. Didem Uslu yazdı…
Avusturya Yahudisi bir yazar ve gazeteci olan Joseph Roth (1894-1939)’un Eyub-Basit bir Adamın Romanı kurgusunda Rusya’dan ABD’ye göçen bir Yahudi ailesi anlatılır. Aslında yazar Roth, kullandığı Eyub hikayesinde Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı’nın ilk bölümü olan Eski Ahit bölümündeki Eyup’ün (The Book of Job) hikayesinden yararlanmıştır. Eyüb’ün sabrı birçok kültürde ünlenmiştir. Eski Ahit’teki hikâyede Şeytan, “Sen insanlara her şeyi veriyorsun da sana bağlılar. Yoksa neden seni sevsinler? Bir kez ellerinden her şeyi al da gör bakalım sana bağlı kalacaklar mı?” diyerek Tanrı’yı kışkırtır. Bunun üzerine de Tanrı Eyüb’ü sınar ve Yahudi adamın başına gelmedik bırakmaz. Bu süreçte kimi zaman Eyüb, Tanrı’yı inkar edecek veya isyana kalkışacak gibi olsa da, sonunda Tanrı’ya bağlı kalmıştır. İşte bu eski hikâyeyi, Joseph Roth romanında kullanır.
Aslında roman ilginçtir çünkü Zuchnov’da yaşayan ve öğretmenlik yapan yoksul Mendel Singer’in karısı Debora roman boyunca kocasını küçümseye küçümseye bir hal olur. Karı kocanın Yonas, Şemarya isimli iki oğulları ve Miryam adında bir kızları vardır. Debora dördüncü doğumunda Menuhim adını verecekleri özürlü bir çocuk dünyaya getirir. Çocuk konuşamamakta ve yerde sürünmektedir. Doktorlar buna çare bulamazlar ama Haham, anneye “sana büyük bir yük bile olsa ayrılma ondan” (20) der. Ne var ki aile bu çocuğu geride bırakıp kızlarının iyiliği için ABD’ye göçer. “Menuhim ölmedi, kudretli bir sakat olarak yaşamayı sürdürdü” (24). Bir tek Haham, Menuhim’in sağlığına kavuşacağını ama bunun zaman alacağını söylemiştir.
Ailenin ikinci oğulları Şemarya önceden ABD’ye yerleşmiş ve Amerikalı olmuştur. Kızları Miryam ise Rus askerleriyle oynaşmakta olduğu için aile kızlarını durultmayı ABD’ye kaçışta bulur. Bundan sonra oğullar ölür ve kızları delirir ama özürlü oğulları ünlü bir sanatçı olarak ABD’ye gelip babasıyla buluşur.
Menuhim’in doğumuyla karı koca arasında soğuma başlar. Zaten Debora kocasını öğretmen olduğu için baştan itibaren aşağı görmektedir (40). Ancak Mendel’in göz hikayesinden sonra “o günden itibaren Mendel Singer ile karısı arasında bir arzu kalmadı” (26) denir. Bundan sonra Debora yalnızca biricik oğlu Menuhim’le meşgul olur ama çok ıstırap çekse ve pişman da olsa biricik oğlunu bırakıp ABD’ye göçer ve onu göremeden ölür.
Basit adamın romanı basittir ama hüzün ve gözyaşı doludur. Menuhim’in iyileşmesi bir mucize ile olmuştur. Ne var ki romanda mucize şöyle açıklanır: “Mucizeler, Yahudilerin henüz Filistin’de yaşadıkları çok eski zamanlarda gerçekleşmişti. O günden beri mucize olmamıştı.” (83). Başka deyişle Yahudi tanrısı Yahudilere yardım etmez ve mucizeler gerçekleştirmez. Böyle edebi mucizelere antik Yunan’da kurgunun aceleyle sonuca bağlanması nedeniyle deus ex machina adı verilmiştir çünkü bir üstün güç veya melek dünyaya inip her şeyi bir anda düzeltir. Romanın başındaki sayfalarda anlatılan “göz” ise romanı grotesk yapar (25).

Roman, 1900’lerden başlayarak Rus-Japon (1905) savaşını anlatır, sonrasında da I. Dünya Savaşına değinir (1914-1918) ve 1917 Bolşevik İhtilali anılır. Temelde roman dördüncü çocuk ve özürlü oğul Menuhum’in doğumu ve sonrasındaki terk edilişiyle büyümesi arasındaki dönemi kapsar. Ancak romana Bildungsroman demek doğru olmaz çünkü okuyucu Menuhim’in iyileşmesini, büyüdüğünü ve nasıl sanatçı olduğunu görmez. Onun yerine Yahudi ailenin ABD’deki günleri anlatılır. Bu noktada ilginç olan başka bir nokta da, ABD’ye yerleşen ve İngilizce öğrenmeye çalışan Yahudi ailenin Mendel’i anlayamayışı sırasındaki Ağrı Dağına yaptığı atıftır: “Buralara da geldiğine göre, kesinlikle Kafkaslar’ı ziyaret etmeden ve özellikle de Tevrat’tan etraflıca okuduğu Ararat’a tırmanmadan dönmeyi düşünmüyordu” (58). Tevrat’ta Ağrı Dağının anılması ve Ermeni haritasında da Ağrı Dağı figürünün bulunması gerçekten ilginç. Acaba toprakları ele geçirilen ABD yerlisi Kızılderili’lerin veya sömürgeleştirilmiş tüm ülkelerin kutsal kitapları veya haritası olsa, semboller nasıl veya nereye kondurulurdu? Bundan benim anladığım, kimi küçük ülkeler halklarını bir arada toplamak, bölünmemek ve kopmamak için din temelli ideolojilere ve düşmanlıklara başvuruyorlar.
Romanın yarısından sonraki ABD macerasında Mendel sinagoğa karşı soğur ama sürekli dua eder. Amerika macerası sırasında Yahudiler çok önceleri siyahlar için siyah sosyolog W.E.B Du Bois’nın kullandığı “iki bilinçlilik” kavramını yaşarlar. Başka deyişle ABD’de yabancı gibi görülen kimi insan toplulukları, dış dünyada beyaz Protestan Amerikalı (WASP) topluma uyar, içte ise kendi kimliklerini sürdürürler. Örneğin Singer ailesinin oğlu Şemarya, ABD’de Sam olmuştur. Ne var ki Yahudiler bu iki bilinçlilik konusuna çok mükemmel bir şekilde adapte olmuşlardır. Aralarında muazzam sıkı bir din bağı, yardımlaşma organizasyonu ve mükemmel bir dayanışma ağı sağlayıp bir yandan da gittikleri memleketlere uyum sağlamışlardır. Bugün ABD’deki diasporaları her istediklerini yaptıracak kadar güçlüdür. Mesela romanda ABD’ye gelen herkes karantinaya alınır. Ne var ki Mac bu Yahudileri ahbap-çavuş ilişkisiyle karantinadan muaf tutturmuştur (100).
Her şeye rağmen, benim anlayamadığım Yahudiler neden yaşadıkları veya gittikleri her ülkede sorun yaratmış ve sürgün yemişlerdir? Kovulma veya sınır dışı edilme durumları ilginçtir. (Bkz internet. Kaynaklarda farklı sayılar bulunmaktaymış ama 109 adet kovulma iddiası varmış.) Tarihin istenmeyen çocukları olmaları veya onlara yapılan zulüm ve katliam hikayeleri sosyolojik açıdan ilginçtir ve objektif olarak incelenmelidir.
Herkesin çok iyi bildiği gibi, bir tek Osmanlı Türkleri, 1492’de İspanya ve Portekiz’den kovulan Sefarad Yahudilerini kabul ederler ve yüzyıllarca Yahudiler, Osmanlının yüksek himayesinde diplomasi, hekimlik ve bankerlik alanlarında rahatça çalışır, imparatorluğa da yararlı olurlar. Gerçi imparatorluk kan kaybederken onlar da çıkarlarına bakarlar ve İsrail’i kurmak için durumdan yararlanırlar. II. Dünya Savaşı sırasında yoksul Türkiye’deki 1940’ların Varlık Vergisi meselesinde ise, Aşkale’ye gönderilme konusu üzücüdür ama bu kanun Müslüman Türklere de uygulanmıştır. Ne var ki Türkler her zaman savaşlarda asker olarak cepheden cepheye savruldukları ve zengin olamadıkları için vergiye tabii tutulanlar büyük oranda gayrimüslimler olmuştur.
Romanın ilginç başka bir yönü de ABD ve Rusya arasındaki kıyaslamadır. “Amerika harika bir ülke” diyerek oraya gitmek için can atan Debora şöyle söyler: “Miryam bir Kozak’la sürtüyor, Rusya’da sürtebilir tabii, Amerika’da Kozak yok. Rusya kederli bir ülke, Amerika özgür bir ülke, neşeli bir ülke” (68). Romanın başka bir yanı da gelgitli anne kız ilişkisidir. Cinsellik fikrinden bir türlü vazgeçemeyen Debora, kızı Miryam’ı kıskanmaktadır (72-73). Görüldüğü üzere roman sadece dini bir olayı ele almaz, çeşitli başka temaları da işler.
Prof. Dr. A. Didem Uslu

Joseph Roth, Eyup. Basit bir Adamın Romanı. Çev: Cemal Ener, İstanbul: Can Yayınları, 2019. (Tüm alıntılar bu kitaptan yapılmıştır.)

‘Z Kuşağı’nda Genetik Beyin Gerilemesi İddialarının Bilimsel Dayanağı Yok’




























































