KÖŞE YAZILARIFunda Gökgücü

Puccini’nin ‘Turandot’u: Mit, İktidar, Kibir

Funda Gökgücü yazdı...

Puccini’nin ‘Turandot’u: Mit, İktidar, Kibir – Funda Gökgücü yazdı…

Giocoma Puccini‘nin tamamlayamadan yaşamını yitirdiği son eseri “Turandot”. Opera eserleri, çoğu zaman aşkın yüceltilmiş, idealize edilmiş formlarını anlatır.  Fakat Puccini’nin yarım kalmış başyapıtı “Turandot” yalnızca bir aşk hikayesi değil; güç, korku, bilinç akışı ve insan doğası üzerine bir mit olarak okunmalıdır. Eserin dramatik ekseni kadın ve erkek arasındaki aşkın değil, bilinçle bilinçdışının şefkatle zalimliğin, bireysel irade ile kolektif zorunluluğun çatışmasıdır.

TURANDOT’UN MASKESİ: Mitik feminizm, patriyarkal gelenek.

Turan’ın kızı bilmeceler prensesi Turandot, Patriyarkal (Ataerkil) opera repertuvarında sıradışı bir figürdür. O “erkekler tarafından fethedilmesi gereken çaresiz bir  kadın” tipolojisinin tam karşısında, erkekleri cezalandıran, arzularının bedelini ölümle ödeten bir anti-mit yaratır. Fakat bu cezalandırma, yalnızca kişisel bir sadizme dayanmaz. İktidarın ana ekseninde  duran, güzel ulaşılmaz prenses kendisiyle evlenmek isteyen taliplerine üç bilmece sorar. Yanıt alamadığı talibini idam ettirir. Bu noktada Turandot, Nietzche‘nin “güç istenci” kavramıyla okunabilir.  Kendi kırılganlığını görünmez kılmak için gücü mutlaklaştırır, tüm tiranların yaptığı gibi kendi varlığını ölümlerin üzerinden kurar.

TARİHSEL ZEMİN: “ÖTEKİ”NİN PROJEKSİYONU

Puccini, 18. yy. İtalyan oyun yazarı Carlo Gozzi‘nin aynı adı taşıyan eserinden esinlenmiştir. Ancak Gozzi’nin peri masalı, 20 yy. Başındaki avrupa için farklı bir anlam taşıyordu: Egzotik doğu artık masum bir fantezi değil, sömürgeci bir hayalin aynasıydı. Bu bağlamda Turandot’daki Çin bir coğrafya değil, bir ruh halidir: Yabancıya duyulan korkunun, arzunun, merakın karışımı. Puccini’nin orkestrasyonunda duyulan, pentatenik diziler, egzotik armoniler… Puccini bunu yalnızca süs olarak değil, psikolojik bir fonksiyonla kullanır.

Kadın Figürü Olarak Turandot: Arzunun Buzdan Tanrıçası

Turandot batı sanatındaki “soğuk kadın” arketipinin doruk noktasıdır. Aşk burada ölümcül bir meydan okumadır.  Onun bilmeceleri yalnızca zekayı değil, varoluşu sınar.

Müzikal Yapı: Rasyonel Aşkın Kıvrımları

Müzik açısından Turandot Puccini’nin en “Matematiksel” eseridir. Her şey ölçülüdür, simetriktir; Orkestradaki Çin temaları bile duygusal değil, yapısaldır. Puccini müziğini “duygu mühendisliği” gibi tasarlar müziği. Ritimsel sertlik, mekanik geçişler ve koral dokular Turandot’un buzlu doğasını yansıtırken, Calaf’ın ünlü aryası “Nessun Dorma” bu soğukluğu kıran tek insani dokunuştur.

Nessun Dorma

Birinci Dünya Şavaşının yıkımından doğan umudun sesi. Artık hiçbir şey saf değildir, aşk bile bir direniştir.

Bitmemişliğin Estetiği

Puccini’nin 1924’te ölmesiyle yarım kalan eserini Franco Alfano tamamlamıştır. Final, Puccini’nin ruhunu yansıtmadığı için daima tartışmalı kalmıştır. Ancak Adorno’nun “Bitmemiş aanat yapıtı, tamamlanmış olanın fazlasıdır” sözünü anımsatarak, belki bu tamamlanmamışlık eseri ölümsüz kılar. Finaldeki yapay mutluluk, Puccini’nin dramatik diyalektiğini çözemez, belki de çözmemeli…

Puccini'nin 'Turandot'u: Mit, İktidar, Kibir

REJİ

Rejisör Vincenzo Grisostomi Travoglini klasik kalıplara sadık kalarak, hantal bir dünya kurmuş. 2025 yılından baktığımızda sürekli kendini tekrarlayan bıktırıcı mizansenle zayıf bir algoritma. Kuşkusuz bu zayıf kurgu, oyuncuları da çaresiz bir alana sürüklüyordu. Düşünsel açıdan estetik biçimlerin belirsiz kaldığı, copy-paste (kopyala yapıştır) yöntemiyle yapılmış, kişisel yaratıcılıktan çok uzak bir eser izledik. Tüm devinimler sahte ve yapaydı.  Özellikle halkın kırbaçlandığı (kırbaçlanır gibi yapıldığı) sahnelerde seyirci gülmemek için kendini zor tuttu.

KARAKTERLER VE OYUNCU PERFORMANSLARI

Turandot (Mehlika Karadeniz Bilgin) Turandot’un duygusal soğukluğuna karşılık gelen ses rengiyle müzikal mesafesini koydu. Rolünü genelde “Gestus” (Duruş, tavır, jest) ile kavradı. Ancak rejinin alan sınırlaması ve karşısındaki oyuncunun (Calaf-Valeriy Gergoriev) azıcık olsun oyuna (oyunculuğuyla) katılmamasının kurbanı oldu. Ve orkestra o denli baskın çalıyordu ki entenasyonları sarsıldı. Her  şeye rağmen büyük volümlü ses avantajını çok iyi kullandı. Kendisine bu kadar ihanet eden organize bir yapının içinden elinden geleni yaparak sıyrıldı.

CALAF (Valeriy Georgiev) Bilmeceyi çözen kahraman. Ama bu zafer, etik bit derinlikten yoksundur. Onun arzusu, bir kadının ruhuna dokunmak değil, bir “Fetih”dir. Oyunculuk verilerinden tamamen yoksun ezberlediği mizansenleri yaptı! Fiziği rolle çakışıyordu. Hiç kimseyi beğenmeyen güzeller güzeli “Turandot”un bu adama aşık olması için en küçük bir veri yoktu elimizde. Üstelik sesi de sıradan, müzikaliteden yoksundu. Ülkemizde bu rolü oynayacak onlarca oyuncu varken neden yabancı ve yeteneksiz birine teslim edildiğini anlayamadım.

LIU (Seda Ayazlı) Eserin en dokunaklı, en felsefi karakteri. Liu ne “güç istenci”nin soğukluğu ne de kibrin ihtişamı ile hareket eder. Turandot’un mitik soğukluğunu çözebilen aslında Calaf’ın öpücüğü değil, Liu’nun sadakati ve fedakarlığıdır. Hayatını bir adam uğruna yok eder. Liu belirleyici bir “etik özne” olarak eserin merkezine yerleştirilmiştir. Seda Ayazlı zarif, duyarlı sesiyle, oyunculuğuyla sessiz bir ışık gibiydi. Bazı sahnelerde içsel gücünü aşırı içine çekti, Yine de temiz bir yorumdu.

PING, PONG, PANG (Çetin Kıranbay, Y. Emre Peksşen, Emre Akkuş) Yüzeyde “komik arafigürler” gibi görünseler de Puccini’nin eserine kattığı trajikomik felsefenin en keskin tarafıdır. Maskeli tiyatronun grotesk kahramanları. İnsanlığın kaybolmuş neşesi. Bir bakıma, bu üçlü Shakespeare’in soytarılarıdır: Gerçeği söylerler, ama kimse onları ciddiye almaz. Ruhları yaşamak ister ama sistemin içinde boğulurlar. Özgürlükten mahrum kalmış bireyin trajedisi, modern insanın ikizidir. Üç oyuncu da bu roller için seçilmiş en iyi casttı. İçlerinden taşan ateşi görebiliyorduk. Ancak rejisör bu üçlüyü organik bir zincir olarak bağlayamamıştı. Oynarken üç zeki oyuncu bunun farkındaydı. Kendi zeka ve yeteneklerine denk olan bir rejinin içinden seyretmek isterdik.

DEKOR

Özgür Usta kalabalık bir oyunda her alanı kullanmış. Rejisörün anlayışı içinde kalmış.

IŞIK TASARIMI

(Fuat Gök) 1. Perde boyunca ışık yandı. Sahne aydınlandı. Neredeyse her opera eserinde kullanılan “Mor Işık” gözlerimizi yaktı. 1. perde sonunda ışıklar söndü. 2. ve 3. perde de yer yer kullanılan birkaç farklı konsept vardı. Hepsi bu. Görkemli, mitolojik bir eserde çok daha karmaşık bir matematik olmalıydı. Asla yaratıcı bir kurgu yoktu.

ORKESTRA VE ŞEF

Şef (Sunay Muratov) orkestrayı deşifre edercesine yönetti tüm eser boyunca. Gerçek opera seyircisi Puccini’yi seyretmeye değil daha çok dinlemeye gider. Orkestra eseri baştan sona bangır bangır çaldı. Bir yerden sonra orkestra değil bando dinliyormuş hissine kapıldık. Sahnedeki solistler için çok güç  bir durumdu. Şef orkestraya paralel evrenden bağlandı. Doğal olarak bu muazzam kopuklukta çok deneyimli orkestramızın yapacak fazla bir şeyi yoktu.

KORO

Rejisörün hantal devinimleriyle psikolojisi bozulmuş bir halk vardı sahnede. Hepsinin yüzünden bıkkınlık, bezginlik akıyordu. Eserin en cefakar topluluğu koroydu. Sahneye tıkış, tepiş sığdırılan koro aksamaya neden olmamak için sürekli tedirgindi. Şeften sağlıklı “Auftakt” almak için didinip durdular. Gösterdikleri çabayı seyrederken yoruldum. Koroyu bütün kalbimle kutluyorum.

Puccini'nin 'Turandot'u: Mit, İktidar, Kibir

SON SÖZ : Turandot’tan kadınlara övgüler

25 Nisan 1926’da La Scala operasında ilk sergilenişi sırasında ünlü şef Arturo Toscanini eserin belli bir yerinde performansı durdurarak seyirciyi bir süre sessizliğe davet etmiş. Müzik tarihinde beni çok etkileyen saygı duruşu…

“Turandot”un kaderi tamamlanmak değil, yarım kalmak olmuştur. Tıpkı gerçek bir “Aşk” gibi. Farklı bir iktidarın estetik biçimi.

“Turandot” 20. yy.’ın ilk feminist operası olarak kategorize ediliyor. “Liu gibi hayatını bir adam uğruna yok etme.”

Peki, Turandotlar günümüzde hangi ölümcül bilmeceleri soruyor kurbanlarına? Kadın zekâsının er ya da geç cezalandırıldığı bir dünyada bunu elbette yazmayacağım.

Funda Gökgücü

Puccini'nin 'Turandot'u: Mit, İktidar, Kibir

 

Bazı Besinler İlaçların Etkisini Değiştiriyor

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu