KÖŞE YAZILARIKİTAPProf. Dr. Oğuz Makal

Tarih Yapan İki Adamın Büyükada Günleri: General Townshend Ve Lev Troçki

Oğuz Makal yazdı...

Tarih Yapan İki Adamın Büyükada Günleri: General Townshend ve Lev Troçki – Oğuz Makal yazdı.

İstanbul’a yakın adalardan, bir zamanlar adayı mesken tutmuş Rum vatandaşların Prinkipo, Osmanlıları Ada-yı Kebir olarak diye adlandırdıkları Büyükada çok şey saklar. Sakladıklarının bazıları bilinir, konuk ettiği ve hatırlanmayan insan –sayı olarak değil belki, önemi, değeri açısından- öyle çoktur ki. Örneğin Kral otoritesine başkaldıran prensler, hatta din adamlarının da sürgün yeri Büyükada olmuştur.

Daha yakın zamandan iki kişi farklı tarihlerde olsa da Büyükada’da konuk edildikleri köşkün pencerelerinden bize bakmakta, bir bakıma “tarihi bilinci’ne yardımcı olacak geçmişi ve olayları hatırlamamızı sağlamaktadır. Genç araştırmacı Şeref Umut Ersop, “General Townshend ve Lev Troçkinin Büyükada Günleri”nin izinde, okurun tarih içinde bir yolculuğa çıkmasına, yaşanmış anların değerinin farkına varılmasına yardımcı olmayı başarıyor.

Açık söylemem gerekliyse, Kut’ül-Amare’de emrine Hint asıllı 6. Tümen verilerek Osmanlı askeri Halil (Kut) Paşa birliklerine karşı savaşanın General Townshend olduğunu Şeref Umut Ersop’un bu kitabını okuyuncaya dek unutmuştum bile.

General Townshend, Türk birliklerince yenilgiye uğratılacak ve on üç bin askeriyle Nisan 1916’da esir edilecektir. General Townshend’ın esaret hayatı Angelina Jolie‘nin yönettiği Japonlara esir düşen Louis Zamperini’nin gerçek hikâyesindeki gibi acı ve işkence dolu olabilirdi. Ne acı ne işkence, hatta aşağılama yoktur; önce Heybeliada, ardından Büyükada’da kendisine her türlü kolaylığın gösterildiği, Türklerin konuk severliğini yakından görüp tanıdığı, kalbine yerleşen huzur dolu günleri yaşar.

Büyükada’nın bir konuğu daha olacaktır. 1929 yılında Josef Stalin ile giriştiği ideolojik savaşı kaybeden ve sürgün olarak -tabii ki Mustafa Kemal’in bilgisi ve oluruyla- İlyiç isimli gemi ile İstanbul’a gönderilen Bolşevik Devrimi’nin önemli ismi Lev Troçki önce İstanbul, sonra Büyükada sürgün duraklarında düşüncelerini Avrupa ve ABD’deki gazetelere rahatlıkla iletir, makaleler yayımlar ve Hayatım (My Life) Otobiyografisini, Rusya Devrim Tarihi isimli kitaplarını kaleme alır. Büyükada’da Cumhuriyet hükümetinin büyük gayretiyle Stalin ve belki beyaz Rusların suikastinden eşi ve oğluyla uzak kalacaktır.  (Kızı Zina torunuyla yanına gelirse de uzun süre kalmaz ve ne üzücüdür ki İstanbul sonrası verem tedavisi gördüğü Berlin’de intihar eder.) Troçki o günlerde sadece politika değil, balıkçılığı meslek edinecek denli balık tutmaya, balık avcılığı hakkında makale yazmaya yönelecektir.

Stalin, onu Sovyetler Birliği’nin vatandaşlığından çıkarmıştır ama Türkiye Troçki’ye oturma izni vermiştir, bir ara Kopenhag’lı komünistlerin davetiyle (14 Kasım 1932) bir konferans için gittiği Danimarka ilginçtir ona yerleşme izni vermeyecek, Troçki yeniden Büyükada’ya dönecektir.

Troçki, Stalin ile çatışmasının kaynağı olan “Sürekli devrim” hareketinin uluslararası arenada etkisi olması gerektiğine inandığı için Almanya ve Fransa’yı hedef görecek, bu iki ülkede yaşaması mümkün olmadığı için umudu Meksika’ya kalacaktır. Troçki, devrimci ressam Rivera‘nın Meksika Cumhurbaşkanından aldığı özel izin ile başlangıçta Frida Kahlo’nun evine yerleşir. Bu arada, Frida Kahlo’nun “Self-Portrait Dedicated to Leon Trotsky” adlı resmini de Troçki ile yaşadığı yasak aşkın anısına yaptığını belirtmeli… Meksika günlerini ve Belçikalı kimliğiyle kendini gizleyen, Troçkist Amerikalı genç kadınla ilişki kurarak Troçki’ye yaklaşmayı başaran Sovyet ajanı (Alain Delon) tarafından acımasızca öldürülüşünü 1972 yapımı Marksist yönetmen Joseph Losey tarafından çekilen The Assassination of Trotsky filmi çok iyi anlatır. Hatta buz kıracağıyla başına aldığı darbeden sonra korumalarının ajanı öldürmesini engellemesi de filmin unutulmaz bir sahnesidir… Tabii ki, Troçki 17 Temmuz 1933 yılında kendi isteği ile Büyükada’dan ayrılırken bir suikastle çok değil dört yıl sonra bu dünyadan ayrılacağını düşünmemiştir.

“General Townshend Ve Lev Troçki’nin Büyükada Günleri”, sadece bu iki tarih yapan insanın yaptıkları ve yaşadıklarına yakın plan bakmamızı değil, tarihin yönünü değiştiren Mustafa Kemal’i de daha iyi anlamamızı sağlar. General Townshend gibi kendisi de bir İngiliz, 1933-1939 yılları arasında İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi  olan Sir Percy Loraine’in şu açıklamasını her zaman hatırlamalıyız:

“Ben inanıyorum ki, Mustafa Kemal kendisinden çok halkına inanıyordu. Kendisinin sahip olduğu inançla halkını sahip olduğu cesaret, değer, onur, kendini görevine adama ve inancıyla birleştirdi. Bu sayede eski gelenekleri yıktı, muhalefete karşı durabildi, entrikaları engelledi ve nihayet hayalindeki Türk Cumhuriyetini kurdu.”

Sonuçta, “General Townshend ve Lev Troçkinin Büyükada Günleri” geçmişle göz göze gelmenin kitabı…

Oğuz Makal

Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru Mu?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu