
Yolculuk Nereye – Salime Kaman yazdı.
Anadolu köylüsünün türkülerinden biri, çığırmaya başladı kafamın içinde:
‘Yine gam yükünün kervanı geldi.’
Köyden kente gitmek isteyen insanların öyküsünü yanık yanık anlatan türkü.
Türküleri severim. Bu türküler, katman katman anlam yüklüdür. Çok derindir, derinliklidir en geniş ve en derin anlamlarıyla düşündürürler. Sonunda kocaman bir ‘AH’ çekersin ve ‘an’a dönersin. Bu kez tüm insanlara bir sitemle seslenirsin. Ah insanlar, ahhh insanlık…
Zihnim, yüklerle doldu. Yük taşıyan kamyon üstünde bir yolculuğa hazırlanan insanlar gibi düşünceler hücum halinde zihnime. Hepsi de öncelik alma peşinde.
İnsan ve insana dair olanı değerli, anlamlı kılınanlarla birlikte bazen de tam tersi ‘hiç’ olanlarla yükünü almış yola çıkmaya hazır.
Başımıza ne gelirse gelsin, yaşam devam ediyor. Bizi derinden yaralayan olayları hiç anmamak, tümüyle unutmak, daha doğrusu unutmuş gibi davranmak zorundayız. Ya da zorunda mıyız?
Jean Baudrillard’ın dediği gibi:
“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum”
“Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.”
“Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.”
“Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.”
Burada söz konusu olan nedir? Tabii ki ‘ortadan kaybolma’dır.
Herkesin dilinden düşürmediği ‘küreselleşme’ artık popülaritesini yitirmiş bir hareket oldu.
Ya sizce?
Şu anda dünya neyle ilgileniyor? Tabii ki ‘yapay zekayla’. Ortamlar karıştı, değişti ve bilmediğimiz değişimler son hızla yol alıyor.
Gerçek olanlar, gerçekler, kavramın ya da fikrin içine bu yöntemle sokuluyor yok edilmeye çalışılıyor. Tıpkı Jean Baudrillard’ın ‘İnsanların farkına varmamasına rağmen, gerçekliğin artık olmadığı’ gerçeği gibi.
Teknolojik olanaklar, zihinsel ve maddi anlamda her yeri sarıp sarmaladı, sarmalamaya da son hızla devam ediyor. İnsan sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturarak ortadan kayboluyor daha doğrusu ‘materyalizmin ulaştığı tüm yaşam alanlarından kovularak’ yok ediliyor.
Farkında mıyız?
Ya farkında olanlar! Seslerini duyurabiliyor mu?
Böylece dünyanın, insandan yoksun bir dünya haline getirilmesinin önü açılıyor. Böyle bir dünya nesneldir ve ortada tanıklık yapacak hiç kimse kalmayacak. Tamamen işlemsel bir biçim kazandırıldığında da zihinsel bir canlandırılmaya ihtiyacı olmayacak.
Doğal dünyanın kafalarda yeniden canlandırılabilmesi de olanaksız olacak.
Bir başka deyişle teknolojik nesnenin temel özelliklerinden biri, yeteneklerini sonuna kadar zorlamak ve insanla arasına kesin çizgi çekmektir. Bu teknolojik nesneler, yaşamın her alanında insana karşı kullanacağı sınırsız sayıda olanaklar yaratır. Amacı insanı tamamıyla ortadan kaldırmayı sağlamaktır.
Bu nasıl olur? İnsanda mevcut olan programlanmış hücre ölümünün gerçekleşmesine hız verilmesiyle olur.
Bu da insanı, ‘apoptoz’ olarak adlandırılan her insanın genetik sisteminde bulunan kodlanmış, kendi kendini yok etme programını içeren mekanizmayı aktifleştirmek için, düşünmeye zorlar ve hücrenin ölümünü harekete geçirir.
Bu bir çeşit savaş değil mi? Bu savaşta teknoloji, insanlığın sanal düzeyde ortadan kaybolmasına yol açar. Bu dünyaya ait olmamayı düşündürür. Bu düşünceyi kabul eden ya da fark eden ne hisseder?
Burada değerler, gerçekler, ideolojiler, nihai amaçlar çözülüp gider. Bir çeşit yok olmadır bu.
Ortada büyük bir oyun vardır. Hegel’in Minerva’nın Baykuşu misali gibi. Tarihin maddi pratiği ortaya çıktıktan sonra Minerva’nın baykuşu kanatlarını açar ve uçmaya hazırlanır. Minerva’nın baykuşu, ancak gün batarken uçmaya başlar.
Teknolojik gelişmelerin yükseldiği, kolektif insan yaşamının yok edildiği ‘bir kuşağın’ dünya üzerinde ne durumda olduğunu, ne düşündüklerini biliyor muyuz? Tabii ki biliyoruz, görüyoruz.
Artık ne teknoloji insan hayatını arşa çıkarabiliyor, ne de teknolojiye olan güven ilerleme kaydediyor. Güven kırılıyor. Güvensizlik dört bir yanı sarmalıyor. Güven bir kez yitirildi mi, artık hiçbir şeyin önemi kalmıyor.
İnsan sadece kendi içinde gizlediği hayat damarı anlamına gelen doğallığa beslediği güveninden vazgeçemez, geçse de zor geçer, direnir hemen terk edemez onu korumak için çabalar.
Hegel’e göre her kavram, insanlığın ortak yaşamı ve tarihi ile deneyimlenen bilgi üzerine inşa edilir. Baykuş metaforu ile Hegel, düşüncenin ve bilginin, yaşanan deneyimlerin ardından geldiğini ifade eder.
Minerva, baykuşu simgeler, baykuş bilgeliği ve hileyi anlamada mahir olan özelliklerin öğreticisidir. Çünkü baykuş kimsenin görmediğini görür, bilmediğini bilir, herkesin uykuya daldığı zamanda kanatlarını açar ve en doğru tezleri o zaman diliminde tahlil eder. Minerva’nın baykuşu, bilginin taşıyıcısıdır.
Amacı insanı tamamıyla ortadan kaldırmayı hedefleyen teknolojik nesneler, yaşamın her alanında insana karşı sınırsız sayıda olanaklara sahipken, ‘bilgi ve düşünce’ yok olması hedeflenmiş insanla, nasıl deneyimlenecek?
Halbuki, Hegel’e göre her kavram, insanlığın ortak yaşamı ve tarihi ile deneyimlenen bilgi üzerine inşa edilir. O zaman insanlığın ortak yaşamı ve tarihi ile deneyimlenen bilgi üzerine inşa edilecek kavramlarda olmayacak. Halbuki insan çok yönü, binlerce yönü bulunan bir varlıktır. Bu varlıktan vazgeçilir mi? Geçilemez, geçilmemeli!

Günther Anders, ‘İnsanın Eskimişliği’ kitabında teknolojinin insanı nasıl eskittiğini, nükleer tehdit, tüketim kültürü ve insanın doğayla ilişkisindeki yabancılaşmasını irdeler. Nükleer silahlardan iklim krizine, çevre sorunlarından yaşamların metalaşmasına kadar Günther Anders’in öngörü dolu eleştirileriyle insanlığı yeniden düşünmeye davet eder. İnsanın kendi yarattığı teknolojik dünyada nasıl anlamını yitirdiğini, yok oluş tehdidiyle nasıl yüz yüze geldiğini anlatır.
Günther Anders (1902-1992) de doğmuş Avusturyalı filozof, eleştirmendir. İki cilt olan ‘İnsanın Eskimişliği’ kitabı, teknolojiye yönelik en erken ve en zengin eleştirilerinden biri olarak kabul edilir.
Yaşama arzusunu olabilecek en uç noktalara taşımak da insanlığın yine sanal düzeyde ortadan kaybolmasına yol açmaktadır. Tıpkı insanı zorla ‘apoptoz’ sürecini başlatmasına zorlamasını gibi. Herkesin bildiği genç kuşak arasında gittikçe yaygınlaşa intihar girişimleri, stres, öfke, mali belirsizlik, hayal kırıklıkları, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları ile ilişkilendirilebilir. Bazen de insanlar, bunun kendisi için kaçılması olanaksız bir yazgı olarak da kabul eder. Bir başka deyişle hakikat ve sahtecilik arasındaki her türlü ayırım ortadan kalkınca çaresizlik daha da artar.
Sonunda, Elias Canetti’nin belirttiği ufuk noktasının ötesine geçmiş olabiliriz de! Tıpkı körleşme gibi.
Elias Canetti ((25 Temmuz 1905 – 14 Ağustos 1994), modernist roman yazarı)’nin en bilinen eseri, yirmi altı yaşında yazdığı ve Ahmet Cemal tarafından 7 yıllık bir çevirinin ürünü olarak Türk edebiyatına 1981’de kazandırılan ‘Körleşme’ romanıdır. Kitabı okuyorum. (Daha bitiremedim. Bu kitabı bitirdiğimde detaylı analiz yapacağım.) Yazar kitabını, ‘Dünyasız Bir Kafa’, ‘Kafasız Bir Dünya’, ‘Kafadaki Dünya’ başlıklarıyla üç bölümde yazmıştır. Roman, uygarlığın yıkılışıyla, düşünce ve gerçeklik arasındaki kopuşun insanoğlunun nasıl aşağılandığını konu alıyor. Bugün olduğu gibi, sadece insanlar yok olmuyor, insanlık da yok oluyor
Günther Anders’in ‘İnsanın Eskimişliği’ kitabından aldığım şu satırlarla yazımı bitirmek istiyorum:
Ne önünüzde giden at gözlüğü takmış olanlar tarafından biçimlendirilin ne de tekerlek izlerini koklayın. Atların arkasında oturan, ama onlara hükmeden arabacı olun. Arabanın üzerinde kalın, atları da gözden yitirmeyin; dahası onlar tarafından çekilirken her dönemeçte tehlikeyi yaşayın ki sorumluluğunu da taşıyın. Ödevimiz budur.
Kaybolmamak için, ‘yolculuğun nereye’ olduğunu bilmek lazım…
Salime Kaman
Ressam- Sanat Yazarı
Adana-Ocak 2026

Kaynakça
Jean Baudrillard, Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi? Boğaziçi üniversitesi yayınevi, 2012
Sevgi Özcan, Hegel Felsefesinde Kendi Kendini Gerçekleştiren Özgür Bir Varlık Olarak İnsan, SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2021, Sayı: 54
Belgin Levent, Minerva’nın Baykuşu, Anonim Dergisi, Sayı: 8
Günther Anders, İnsanlığın Eskimişliği, Alfa yayınları, 2012 (iki cilt bir arada)
Elias Canetti, Körleşme, Sel yayınları, 2025
‘İlaç Alsan Da Almasan Da Grip Aynı Sürede Geçer İnanışı Doğru Değil’




























































