Şiirin Sessiz Okulu: Ertan Mısırlı, Kemal Tahir Halk Kütüphanesi’nde
Sertaç Çelik yazdı...

Şiirin Sessiz Okulu: Ertan Mısırlı, Kemal Tahir Halk Kütüphanesi’nde – Sertaç Çelik yazdı.
Kemal Tahir Halk Kütüphanesi, yalnızca kitapların değil, şiirin de sesle buluştuğu mekânlardan biri. Kadıköy Belediyesi ile Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ortaklaşa düzenlediği şiir buluşmaları üç yıldır devam ediyor. Bu ayın konuğu, söyleşinin moderatörlüğünü şair Mustafa Köz’ün üstlendiği Ertan Mısırlı’ydı. Kütüphanenin dingin atmosferi, şiir ve sohbetin doğal eşlikçisi oldu.
İlk şiiri 1991 yılında Argos dergisinde yayımlanan Ertan Mısırlı’nın, adını Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın koyduğu ilk kitabı Eski Islık 1999’da okurla buluştu. Ardından Ölüm Beyaz Gölge (2003), Cinnet Yazı (2007) ve Ölümsüzler Günü (2012) geldi. Fazıl Hüsnü Dağlarca Günlüğü (2014), Ney Bahçesi (2017) ve Ben Sizin Yabancınızım (2023) ise bu şiir yolculuğunun sonraki durakları oldu. Ölüm Beyaz Gölge ile 2003’te TTB’nin düzenlediği Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, Ölümsüzler Günü ile 2012’de Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü, 2015 yılında Özkan Mert Şiir Ödülü’nü ve Ben Sizin Yabancınızım adlı kitabıyla 2024 Turgut Uyar Şiir Yarışması Birincilik Ödülü’nü aldı.
Söyleşinin önemli başlıklarından biri, Mısırlı’nın Fazıl Hüsnü Dağlarca ile kurduğu uzun soluklu ilişkiydi. Dağlarca Günlüğü’nün girişinde de belirttiği gibi, Mısırlı için Dağlarca “şiirin Pisagoru”ydu. Pythagoras’ın okulunda öğrencilerin yıllarca susmayı öğrenmesine gönderme yapan şair, kendisinin de on beş yıl boyunca susarak ve dinleyerek ilerlediğini anlattı. Ancak Doğan Hızlan’ın deyimiyle “tek başına bir okul” olan Dağlarca’nın dünyasına öğrenci olarak kabul edilmeyeceğini bildiğini; bu nedenle o okula bir “müstahdem” gibi girdiğini söyledi. Bu yaklaşımı bir adanmışlık olarak tanımlarken, asıl belirleyici duygunun sevgi ve saygı örülü bir merak olduğunu vurguladı.
Mısırlı, Dağlarca’nın şiirindeki etkisini özellikle Ney Bahçesi kitabında hissettiğini belirtirken, ustasının şiirdeki davetkâr “haydi”lerine duyduğu hayranlığı da dile getirdi. Dağlarca ile Vagon Kıraathanesi’nde tanıştığını; on sekiz yıl boyunca onunla yakın bir beraberlik yaşadığını anlattı.
Söyleşinin en dokunaklı anlarından biri, babası Ziya Mısırlı’ya dair anlattıklarıydı. Seksen üç yıldır görme engelli olmasına rağmen babasının hiçbir zaman kendisini sisteme teslim etmediğini; “Ben ne ile var olabilirim?” sorusuyla hayata tutunduğunu söyledi. 1968 yılında Çaycuma’daki evlerine Fakir Baykurt ve eşinin misafir geldiğini, o gün babasının keman çaldığını ve birlikte “Kanaryam Güzel Kuşum”u söylediklerini anlatarak, edebiyatla hayatın iç içe geçtiği pek çok anıyı dinleyicilerle paylaştı.
Söyleşi boyunca Mısırlı’nın edebiyat çevreleriyle erken yaşta kurduğu temaslar da paylaşıldı. Orhan Kemal ile Sokaklardan Bir Kız romanının düzeltmeleri sırasında, babasıyla birlikte Hüsnü Tabiat Matbaası’nda tanıştığını; Varlık Yayınları’nda ise Yaşar Nabi Nayır’la karşılaştığını anlattı. Babası Ziya Mısırlı’nın 1976 yılında Türkiye Yazarlar Sendikası’na üye olduğunu ve 17 Eylül 1978’de İzmir Fuarı’ndaki TYS imza gününe Halim Şefik ve Asım Bezirci ile birlikte katıldıklarını aktardı. İzmir’de Ankara Oteli’nde Halim Şefik’le aynı odada kaldıkları anıyı da dinleyicilerle paylaştı. Bu birikimin, onu anılarını yazmaya yönelttiğini de vurguladı.
İlhan Berk’le tanışması ve yıllar içinde gelişen dostlukları da söyleşinin dikkat çeken başlıklarındandı. Mısırlı, İlhan Berk’le ortak bir çalışmasının hazır olduğunu da dinleyicilerle paylaştı.
Etkinliğin sonunda Mısırlı’nın paylaştığı bu anı, çocukluğun şiirsel iziyle dinleyicilerin belleğinde derin bir yankı buldu. Babasının kemanıyla çaldığı Hicaz makamındaki “Kanaryam Güzel Kuşum”u birlikte söyledikleri o akşam, şiirin ve yaşamın nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir anıydı. Bu hatıra, söyleşiyi sadece bir şiir buluşması olmaktan çıkarıp hayatın içinden yankılanan bir şiir yolculuğuna dönüştürdü.
Sertaç Çelik





























































