
Sıradan Olanın Farklılığı: Berrin İlhan – Vecdi Uzun yazdı.
“Beni ayakta tutan, felsefe, psikoloji ve sanat üzerine okuduğum o satırları oluşturan altı çizilesi cümlelerin büyüsüydü; kavrayış ve uyanış ile gelişen farkındalık.
Sanat yapan insanların öncelikle farkındalıklarının yüksek olması gerektiği inancındayım.
Farkındalık yoksa samimiyet de yoktur.
Sanatta yapay şov kaynaklı yaklaşımlar veya popüler tavırlar ile kabul gördüğü çizgiden şaşmayanlar, yaratma cesaretini bir takım çevrelere satmış kişilerdir diye düşünürüm.”
Berrin İlhan, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. Prof. Dr. Fevzi KARAKOÇ danışmanlığında Yeditepe Ün. Plastik Sanatlar Resim Bölümü’nde tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. Sanatçı 6 kişisel sergi açmış olup, Türkiye de ve yurtdışında çeşitli karma sergilerde, bienal ve çalıştaylarda yer almıştır. Dünya Sanat Günü kapsamında Land art (Arazi Sanatı) uygulamaları ve sergiler gerçekleştirmiştir.
Uzun süredir çalışmalarını ve sanat dünyasındaki çıkışlarını takip ettiğim Berrin İlhan’ın “Sıradan Olanın Farklılığı” yazı serisine konu olmasında etken olan farklı kişiliği ve çekinmeden eleştirilerini ortaya koyabilmesidir. Farklı olmaya gayret etmeyen, gerçekten farklı olduğu için farklılıklarını ortaya koyabilen bir sanatçı kişiliktir. Piyasadaki genelde bilindik “Ben resmimi yaparım ve satmaya bakarım. Gerisi beni hiç ilgilendirmez.” diyenlerden değildir. Son on yılda sanatındaki gelişimi de planlı değişimlerle yapabilen nadir sanatçılardandır. Berrin İlhan; ülkemizde bir kadın sanatçı olmanın dezavantajlarının farkında olup, bunu tüm kadınların ve kadın sanatçıların birlikte hareketiyle aşılacağı düşüncesindedir. Bu konudaki çalışmalarını önemseyip, zaman zaman yazılarıma da konu yaptım.
Berrin İlhan’dan sessiz, sakin, sıradan ve sadece resim yapan bir ressam olmasını beklemek ona haksızlık olacağı düşüncesindeyim. O farklılıklarının bilincinde olarak onlarla kendisini yaratmıştır.

Berrin İlhan sanat yolculuğunu ve bu yolculuktaki köşe taşlarını anlatmaktadır.
“Üniversite hayatıma Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü kazanarak başladım. Çok kıymetli hocalarım oldu; bana yön veren, zorlayan, yenilgiler karşısında dik durmayı öğreten, güçlü değerler olarak tanımlayacağım kişiliklerdi. Her birine sevgi, saygı ve teşekkürlerimi bu vesileyle iletmek isterim.
Öğrencilik dönemimde Hasip Pektaş hocamla yaşadığım bir anı bende önemli bir etki bırakmıştır. Şöyle ki; Hocamızın verdiği bir logo tasarımı ödevimiz vardı. Gözümden hiçbir milim kaçmaz ama o yarım milimlik bir hatamı söylerken (biraz şakayla karışık, biraz da ciddi) beni bilerek kızdırdı. Ben de kalemi, kâğıdı fırlatıp tepki verdim. Koridorda sakinleşmek isterken, bir anda sinirden ağlamaya başladım. Bana seslenerek “Gel kız buraya,” dedi. Ama ben inatla “Hayır! Konuşmuyorum sizinle,” diye karşılık verdim. Bir kez daha seslendi. “Neyse” dedim içimden ve atölyeye girdim. Gözyaşlarımı silerken bana söylediği bir cümle içimdeki o küçük kız çocuğunu kocaman bir umutla ayağa kaldırdı. Cümle şuydu: “Ağlıyorsan inan, başaracaksın! Sen yaparsın, inanıyorum!” Bu cümle, ne yapmak istediğini bilen biri için itici bir güçtü. Bana kattığı şeyler önce inat, sonra azim ve işime duyduğum samimiyet olarak yeşerdi.
Sanat yolculuğum, sanatçı eşim İsmail İlhan’ın (1961–2008) hayatıma dâhil olmasıyla birlikte resme duyduğum sevdanın somutlaşmasıyla başladı. Aslında resim hep içimdeydi. İlkokul öncesinden beri benimle büyüyen bir gereklilikti bu. Gereklilik diyorum, çünkü tutku, hırs ve hayallerim ancak kalem ve kâğıtla anlam kazanıyordu. Ruhumu besleyen bir ihtiyaçtı. İfade etme gücü bir çocuk için çok kıymetlidir. Kimi notalarla, kimi boyalarla, kimi de yazdıklarıyla yaşar bunu. Çocuktum işte. Belki de hâlâ biraz öyleyim.
Eşim, resme başlama yolculuğumda yön veren, öğreten ve eleştiren ilk sanatçı kimlikti. Resim sanatında teknik bilgilerden, boyanın kimyasına; kompozisyondan oran-orantıya ve resim yüzeyindeki birimlerin hiyerarşik yapısına kadar pek çok şeyi ondan öğrendim. İlk olarak kolaj denemeleriyle başladım ve sonrasında bunları tuvale aktardım. Yüzey büyüdükçe kolajlardaki etkinin daha fazla detaya ya da sadeleştirmeye ihtiyaç duyduğunu fark ettim. Konu olarak deniz ve deniz altı dünyasını ele aldım. Resimde tema ve tutarlılığın önemi büyüktür. Konudan ve üsluptan uzaklaşmadan bir dizi resim ürettim. Çocuklarımızı biraz büyüttükten sonra Yeditepe Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladım. Sanat danışmanım saygıdeğer hocam Fevzi Karakoç ve atölye hocam ise saygıdeğer Özdemir ALTAN’dı. Tez konum, resimlerimde de işlediğim temaya uygun olarak “Türk Resminde Deniz” oldu. Başarıyla tamamladığım yüksek lisansımın hemen ardından, 2006 yılında Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği resim yarışmasına katıldım. Amacım; farklı platformlarda, farklı sanatçılar arasında görünmek ve yolumu test etmekti. Yarışmada başarı ödülü aldım. Önce içimdeki çocuğun hayalini gerçekleştirdim, ardından bu yolun başındaki bir sanat yolcusu olarak doğru yolda olduğuma inandım.Bu noktadan sonra yolculuk ilerlemeye başladı. Elbette hedefe yürürken sancılar da olacaktı. Sanatta hedef, insanın kendisiyle yarışıdır. Benim amacım, öncedoğru yolda olup olmadığımı anlamaktı.Zamanla başka yarışmalara da katıldım, eserlerim sergilendi. Pek çok şaibeli duruma tanıklık etsem de aldırmadım. Çünkü biliyorum ki, yolculukta her zaman cam kenarına denk gelinmez.”

Hayatında eşinin önemini sevgiyle anlatan Berrin İlhan, onun hala aklında ve kalbinde olduğunu her fırsatta dile getirmekte ve sanatta kadın olmanın güçlüğünü yenmek için ortaya koyduğu çabayı anlatmaktadır.
“Hayatın handikapları, iniş çıkışları elbette bitmez, eşimin kaybıyla zorlu bir dönem başlamıştı. Alt üst olan bir yaşam ve bu yaşamın içinde yalnızlık, uzaklaşmak, yorgunluk ve mücadele.İlk dönem resimlerim, soyut kompozisyonlardı ancak; hem bir kadın hem de anne olarak yaşadığımbu sorunlar, kendimi ifade etme isteği uyandırdı ve soyut resimlerime kadın figürleri eklemeye başladım. Ancak bu figürler, soyut öğelerle bağ kurmalıydı. Bu hiç kolay olmadı. Soyutlamak, konumlandırmak ve çözümlemek adeta zorlu bir doğum gibiydi.Tüm bu süreçte resimlerimde istediğim performansı yakalayamadığımı hissettiğim zamanlar oldu. Buna rağmen yılmadım. Çok resim yırttım, çoğunu da beğenmedim.
Yüzlerce kitap okudum, varlığımın anlamı, var olmanın anlamı, hepsi hayata tutunmanın vazgeçilmezliğinde bir zincirin halkalarıydı. Beni ayakta tutan, felsefe ,psikoloji ve sanat üzerine okuduğum o satırları oluşturan altı çizilesi cümlelerin büyüsüydü; kavrayış ve uyanış ile gelişen farkındalık. Sanat yapan insanların öncelikle farkındalıklarının yüksek olması gerektiği inancındayım. Farkındalık yoksa samimiyet de yoktur. Sanatta yapay, show kaynaklı yaklaşımlar veya popüler tavırlar ile kabul gördüğü çizgiden şaşmayanlar, yaratma cesaretini bir takım çevrelere satmış kişilerdir diye düşünürüm. Bir sanatçı için en büyük tuzak, reklamlardır. Şımarırsınız ve şımartıldığınız yerden bir ısırık daha almaya çalışırsınız. Böyle kimlikler ülkemizde birçok sanat yolcularını etkilemiştir, böyle mi olmalıyım, böyle mi ilerlemeliyim ve tutunacak dal galeriler veya sanat simsarları mı diye.
Kendi yolculuğumda bilindik bir el bazı imkânlar sunarak sanat camiasında var olma yolunda adım atmamı sağlayacaktı. Sonrasında kolunu kaptırmak olduğunu bildiğimden derhal uzaklaştım. Sanatımı kendim için yapıyordum. Kimsenin piyonu ya da bir sarmaşığın kapladığı ağaç olmak istemedim. Biliriz ki sarmaşık dolandığı ağacı kapatır ve ağaç ne kadar görkemli olsa da, görünen yine sarmaşıktır. Bu sebeple, bir kadın olarak bu zorlu yolculukta yalnız olmayı tercih ettim. Beni farklı kılan en önemli şey de karakterim, gururum ve kendime olan saygım olmuştur. Bana göre, birilerinin arkasında veya yanında poz vermek yerine, kamera arkasında gülümsemek en karakterli davranıştır. Resimlerimin beğenilip beğenilmemesi değildi beni ilgilendiren; sanatın, aslında benim oyun alanım olduğunun, ruhumun özgün yansımaları olduğunun bilincindeydim.”

Sanat dünyasında büyük çoğunluk eleştirmenlik müessesesi konusunda susmayı tercih ederken Berrin İlhan burada olduğu gibi her yerde ülkemizdeki eleştirmenler konusunda da düşüncelerini iletmektedir.
“Bu arada ülke sanatında sadece sanat, sanatçı, galeriler ve sanat simsarları mı tek sorun? Sanat eleştirmenlerini de gözlemlemek gerekmekte, samimi olduğuna inandığım isimler var ancak, belli kalıplardan çıkamayan, yenidünyaya bakmayı, baksa da eskiye nazar etmekte ısrarcı olup, yenilenme çabasında olamayanların yanı sıra ahbap çavuş ilişkisiyle veya maddi karşılık beklentisiyle olmadık isimlere övgüler dizenler de var. Bambaşka bir çağdayız, yenilenmeye ve yeni bakış açılarıyla sanatı yorumlamaya ihtiyacımız var. Sanırım eleştirmenlerin de kendilerini kalıplaşmış normlardan çıkarması gerekmekte. Bu demek değildir ki, beni de görün, hayır bu değil. Ben zaten yeni değilim ama sanatın ilerlediği ve eskiye olandan sıyrılıp deri değiştirdiği bu yolda, farklı yorumları, yeni formları, yeni ifade biçimlerini, yeni üslupları kendi içinde yorumlama ve doğru eleştiri becerisini ortaya koyabilme gerekliliğinin bir ihtiyaç olduğununsanat eleştirmenleri tarafından da fark edilmesi gerekir. Herkes bu yolda bu çağda kendini yenilemek, dürüstve samimi olmak zorundadır.Sözün özü; sadece biz sanat yolcuları değil, eleştirmenler de çağa uygun bakış açıları geliştirmelidirler.
Bugüne değin yurt içi ve yurt dışı pek çok sergiye katıldığım gibi farklı disiplinlerde de çalışmalar yaptım, özellikle arazi sanatı alanında çalışmalarım oldu.Arazi sanatı uygulamalarımda da biriciklik esasına sadık kaldım; zira plastik sanatlar alanında olduğu kadar bu alanda da özgün olmak kolay değildi, geniş bir yelpazeye sahip olduğu için derin bir araştırma gerektiriyordu. İlk olarak sanat şemsiyeleri ile yola çıktım, sonrasında resmedilmiş ayakkabılar, sanatçının paletindekiler gibi uygulamalarla farklı yaklaşımlar sundum. Bunlar resim sanatımda ki dille ilintili uygulamalar olmasa da, sanatta çok sesliliğin bir gereksinimiydi. Sanat yapan insanların coşku dolu içsel devinimleri sadece tuval başında olmakla yetinmemeli. Arayış yan yollardan ana yola ulaşmaya çalışmak gibi gelir bana. Her yol o yolculuğun izlenimlerinde bir bakış açısı oluşturur, farklılıklar katar. Siyasi yapı, toplumsal gidişat, ekonomi, kuşak farklılıkları vb. gibi. Sanatçı da bunlardan ayrı düşünülemez. Kendini de farklı bir yerde konumlayamaz. Duyarsızlık, sanatçıya giydirilen bir post gibi olmamalı, tıpkı geçmişte olduğu gibi, sanatçı cesur, duyarlı ve muhalif olmak zorundadır. Eleştirel yaklaşım sanatçıyı besler ve geliştirir.”

Bir kişinin farkının önemini ve gücünü anlayıp, kendisini bu farklılık gücü üzerinde konuşlandırması oldukça güçtür. Berrin İlhan’ın farklılığının farkında olan bir sanatçı olduğu düşüncesindeyim. Sanatçı bu farklılıklarını sadece resim yaparak değil, sanatla ilgili her konuda duruşunu ortaya koyarak eyleme çevirebilmektedir.
“Beni farklı kılan nedir dersek, sanırım aykırılığım, inadım, duyarlılığım ve karakterim. Duruş en önemli faktördür. Tüm bu saydıklarımın totalde beni getirdiği yer, kendi içsel huzurum. Şov yapmıyorum, samimiyim, satış odaklı resimler peşinde değilim. Satılmasın ama benim olsun; hatta satılan resimler gittiğinde üzülürüm, sanki benden bir parça gidiyor gibi olur… Hayıflanmak ve pişman olmak gibi duygulara sahip değilim. Sanat piyasasındaki al gülüm ver gülüm gibi sömürü düzenine de girmem. Onlar da beni istemez bence, sebebi, kopyaya yakın benzer resimler yapmadığımdır. Piyasaya baktığımızda, bir galeri ile anlaştınız diyelim, sizinle yarı yarıya anlaşıyor, sırf sizi pazarladıkları için; ancak, bu kurtlar sofrasına onca emeği heba edip, ruhumu satacağıma kendimle kendi imkânlarımla sanatımı icra ederim daha iyi. Reklam peşinde olmak popüler olacağım kaygısı, şeytanla anlaşmaya benzer. Ülkemizde pek çok galeri, yem alacağı yere yatırım yapıyor. Kendi tavrını oluşturmamış sanatçı geçinen bazı isimlerin bu zaafından yararlanıyorlar. Avrupalı veya Amerikalı isim yapmış sanatçılara özenip taklide kaçan, kendi üslubuymuş gibi sunan bu isimler, piyasada şişirilmeye çalışılıyor. Bu kayboluştur, kazanan sadece galericidir. Sanatçı ruhunu satmaz, özgün olur. Özenti ve taklitle kaybedersiniz.
Ülke sanat camiasındaki en büyük sorunsal, bu tip sanat simsarları ve galeri sahiplerinin bünyesine aldığı sanatçıyı, marketindeki en pahalıya satacağı cazip ürün gibi görmesidir. Kazan kazan politikasının sanatçı kimliğini yok etmesi bir yana, sanatın ve sanatçı tavrını ortaya koyamayanların bu tuzakta ticari meta gibi sunulması, gerçek sanat ve sanatçılar için aşılması zor bir duvar gibidir…Hal böyle olunca da sanat algısı, toplumda yanılgılara yol açarak, sahte sanatçıların ve sanat sevicilerinin çoğalmasına yol açıyor. Bu durumda, gerçek beğeni, gerçek sanatçı kimdir tam bir muallak olup, hiçbir şeklide toplumun sanatsal algısının gelişimine de hizmet etmemiş oluyor. Bu noktada, sanat nedir, nereye varacağız tam bir muammadır. Bu sebeple böyle ticarete ve beğeniye dayalı yaklaşımlara dâhil olmak yerine, bildiğini okumak ve tüm bu fırsatçı, çıkarcı popüler kan emicilerden uzak durmak gerektiğini düşünüyorum. İçimizdeki çocuğu öldüren bu döngü, ülke sanatına hiçbir fayda sağlamadığı gibi, kültürel gelişimine de zarar vermektedir, çünkü Sanat; sanat içindir.
İlerde ne yapmak isterim, elbette birçoğumuzun hayali, fark edilmektir. Bu fark edilme kaygısını da doğru bir zeminde oluşturmak gerekir. Çok da kapılmamak lazım, yoksa piyasa resimleri yapmaya ve yukarıda belirttiğim gibi, taklide kadar düşer insan. 75 metre uzunluğunda yekpare bir çalışmam var. Dünya siyaseti faşizme doğru yeniden bir yol almaya başladığı dönemde 2016 yılında başladığım ‘’Faşizm Her Zaman Üniforma Giymez ‘’ adlı çalışmam. Umberto Eco’nun bir sözünden yola çıkarak yaptığım bir resim. Dünyada, dünden bugüne faşizmin izlerini taşıyan ve faşizmi sadece ırklara yönelik bir yok etme algısından çıkararak, kadına şiddetle başlayan süreçten geçiren bir resimsel dizgi. Bu resmin sergilenmesi kolay değil, öncelikle 75 metre bir duvar gerekmekte, köşeler vs. sorun olmaz, bir top gravür kâğıdına yaptığım için, kıvrılarak sergilenebilir. İlk etapta bu projemin doğru zaman ve yerde Sergilenmesi için adımlar atacağım.
Şu anda Antalya Çağdaş Sanat Fuarı konseyinde yer alıp, MSR sanat fuarcılığının bana verdiği bu pozisyon ile yapabileceklerimi düzenlemek ve organizeetmek ile meşgulüm.Biliyoruz ki sanat fuarları da sanat simsarları ve galericilerin kazanma politikası üzerine işlemekte; ancak, dikkatimi çeken bir nokta var ki burada fuarcı anlayışa asla sözüm yok, onlar zaten işini yapıyor. Kalitesizliğin başında, yüksek kar elde etme uğruna ortaokul, lise düzeyinde çalışmalar ile kendini meşhur etme çabasında olup sanat yaptığını zanneden, ben yaptım oduncu tavırlı sanat eğitimi almış kişilerin, galerilerin ve derneklerin bünyesinde boy göstermeleri.Özellikle sanat derneklerinin, sanatçıdan aidat alıp bu tip fuarlarda da satın aldıkları yerleri iki-üç katına satarak yüksek kar elde etme anlayışları çok can acıtıcı. Ülkemde bu sanat derneklerinin o aidatları ne yaptıkları da bu bağlamda sorgulanmalı. Sanatçıya destek için kurulan bu derneklerin yıllık sergilerinde, hatta belediyelerin ücretsiz galerilerinde sergi düzenleyip, yüksek meblağda katkı payı almaları, nasıl bir sömürüdür? Neden aidat ödüyoruz ve bundan neden yararlanamıyoruz? Anladığım o ki bu sistemde sanatçıya destek yok. Ne yazık ki sanatçı kurban, sanatçı meta.”
Vecdi Uzun

YARIŞMALAR
2006 -Kültür ve Turizm Bakanlığı 66.Devlet Resim, Heykel, Seramik ve Özgün Baskı yarışması, RESİM alanında, ÖDÜL.
2006 -32.DYO geleneksel resim yarışması SERGİLENME
2006 -İngiltere de Lille firması tarafından düzenlenen yarışması,Sergilenme
2007 -Kültür Bakanlığı, Şefik Bursalı Resim Yarışması,Sergilenme
2010- Kültür Bakanlığı, Şefik Bursalı Resim Yarışması,Sergilenme
2015 – Kültür Bakanlığı, Şefik Bursalı Resim yarışması,Sergilenme
2018 -4.Uluslararası Ex-Libris yarışması,Sergilenme
2022-5. Uluslararası Ex-Libris yarışması,Sergilenme
2023 – Makine ihtisas Organize Sanayi, Cumhuriyetin 100.yılı resim yarışması,Sergilenme
2025 – 6. Uluslararası Ex-Libris yarışması,Sergilenme
SEÇME SERGİLER
2006 Lillies yarışma sergisi-İNGİLTERE
2010 Mısır Kültür Merkezi karma sergi – İSTANBUL
2011 Galeri Binyıl, karma sergi – İSTANBUL
2011 BRHD, 40.yıl karma sergi – ANKARA
2011 Karma sergi, Kunstsamleren Gallery in Oslo – NORVEÇ
2013 Uluslararası 2. İZMİR Sanat Bienali – İZMİR
2014 İstanbul Sıra dışı karma sergi, Şirket-i Hayriye Sanat Galerisi- İSTANBUL
2014 BRHD, 44. Yıl sergisi – ANKARA
2014 Karma sergi, Galeri BU – İSTANBUL
2014 Uluslararası 15 Nisan Dünya Sanat Günü Sergisi Bülent Ecevit Sanat Galerisi – ANTALYA
2014 Karma sergi, Galeri BU – İSTANBUL
2015 Karma sergi Galeri Eksen, Nişantaşı – İSTANBUL
2015 Macaron konağı karma sergi-AYVALIK
2016 BRHD, 46.Yıl sergisi _ ANKARA
2016 Karma sergi, Zeynep Sanat Galerisi – BODRUM
2017 TUYAP Sanat Fuarı -İSTANBUL
2018 TUYAP Sanat Fuarı – İSTANBUL
2019 Karma Sergi –KIBRIS
2019 Ordu’nun Renkleri uluslararası Sanat Çalıştayı ve Karma Sergi-ORDU
2020 Balaban Sanat Galerisi, Karma sergi- İSTANBUL
2021 Karma Resim Sergisi, Balaban Sanat Galerisi – İSTANBUL
2021 ASROPA uluslararası karma sergi –GÜNEY KORE
2023 Likya yolu kültür Fest. ARTMEYDAN – ANTALYA
2024 KHAN HOTEL karma sergi – ANTALYA
2024 1.Çağdaş Sanat Fuarı – ANTALYA
2025 2. Çağdaş Sanat Fuarı – ANTALYA
2010 yılında bir çalışması, Amerika da İngilizce ve Türkçe olarak basılan Cemal SÜREYA’nın UVERCİNKA adlı kitabına kapak olarak basılmıştır. Çalışmalarının bir kısmı yurt içi ve yurt dışında koleksiyonlarda yer almaktadır.




























































