Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Çingene Mavisi – Bülent Bakan yazdı…

‘Her yıl Mart ayında, paçavralar içinde bir çingene obası köyün(Macondo) dışına çergilerini kurar, boru ve dümbelek şamatası içinde yeni icatların çığırtkanlığını yaparlardı. Önce mıknatısı getirdiler. Kendini Melquiades diye tanıtan sakalı taraz taraz, elleri pençe gibi, iri kıyım bir çingene, Makedonyalı bilge simyacıların sekizinci harikası dediği nesneyle akıl çelen bir gösteriye girişti.’

Gabo’nun çok sevdiğim çizgi roman ile büyülü fantastik film arası ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ta Melquiades çingene bilge olarak çok önemlidir Macondo’nun içgüdüsel tarihinde. Kolonya üreticilerinin soyup Salda Gölüne çevirdiği kıtanın da çingeneleri olduğunu bilmezdim. Çingenelerin olmadığı bir Macondo nasıl çöle dönerse mavi bilye de aynen bir çöle benzeyecektir. Çingene obası her geldiğinde olmadık nesneler getirir Macondo’ya. Yıllar sonra şimdi fark ediyorum da köyü çılgın bir merak duygusu seline boğan nesnelerin arasında bir sanat eseri yok. Çingeneler de Macondo’lular gibi yaşayan bir sanat eseri, bir pentür olduğundan belki de bir sanat eseri getirme gereği duymadı Melquiades. Belki de bir türlü belini doğrultamayan bu muz plantasyonu kıta en son bir sanat eserine gereksinim duyuyordur. Salgın sonrası bazı nesnelerin cilaları parladı da bazıları da gözden düşmedi mi? Bir resim, bir heykel veya bir fotoğraf ne ifade edebilir ki Macondo Mezarlığından kendine yer beğenmeye başlayanlar için. Yüz yıllık yalnızlıktan kıvranan çıkmaz sokağın başından çorap ya da çuval bir türlü eksik olmaz. Küredeki diğer Macondo’ların durumu da aynıdır. Macondoların sayısı belirsizdir. Belki de Macondo’ları değil de Macondo’ya büyülü nesnelerin geldiği yerleri saymak daha mantıklı. Salgın sonrasında aşılarını tamamlamış, salgına dayak atmış bir Macondo bulmak olanaksızdır. Macondo’ların başı Macondo’lu olmayanlar nedeniyle beladan kurtulmaz.

‘Martta çingeneler yine geldiler. Bu kez, Amsterdamlı Yahudiler’in son buluşu diye gösterdikleri bir teleskopla dümbelek çapında bir büyüteç getirdiler. Koyun öteki ucuna bir çingene karısı diktiler, teleskopu da çerginin ağzına koydular. Beş reali bastıran, gözünü teleskopa uydurup çingene karısını bir arşın ötede görüyordu. Melquiades, bilim uzaklığı ortadan kaldırdı, diye fetva verdi. Çok yakında insanoğlu evinden dışarı adım atmadan dünyanın neresinde ne oluyorsa görebilecek.’

Bilimin sözde elinden kaçırdığı bir hastalıklı yarasa yüzünden Macondo’lular evden dışarı adım atamaz oldu. Bazı noktalarda insanlar nehirlerde yüzerek varıyor Tahtalı Köye, diğer noktalarda ise tamamı aşılanmış Homo Sapiens’ler Batı Yakası Sepet Finalini seyrediyorlar ürkmeden. Erişimi olanlar için kürenin geri kalanı gerçekten de yakın oldu. Bu nedenle son elli yılın sonunda neler olup bitiyor görebiliyoruz. İki hintli kıtanın bir de ortasında bir hintli kıtacık var ama üst komşu alttakilerden birkaç fersah ilerlemiş durumda. Kara kıtayı anlamak zor da bu çiçeklere bezenmiş kıtanın neden geri kaldığını anlamak zor demiyoruz. Müze kıtanın nüfusu çiçeklere bezenirken kan kaybından kurtulup bugüne nasıl vardığına bile şaşırmak gerek.

‘Jose Arcadio Buendia bile Melquiades’in bilgeliğinin akıl almaz boyutlara vardığına inandı, ama baş başa kaldıklarında çingene, takma dişlerin aslını esasını anlatınca heyecandan kabına sığamaz oldu. Bu is hem öylesine yalın, hem öylesine olağanüstü görünüyordu ki, Jose Arcadio Buendia’nın simya deneylerinden bir anda sıdkı sıyrılıverdi. Üzerine yine hafakanlar bastı. Doğru dürüst yemek yemiyor, evin içinde dönüp duruyordu. Şu dünyada akıl almaz şeyler oluyor, dedi Ursula’ya. Irmağın hemen karsı kıyıcığında her türlü sihirli araç gereç varken, biz burada, eşekliğimize doymayalım.’

Bir takma dişin sihir olduğu dünyada yaşıyoruz Macondo olarak. Kürede nesnelerin imparatorluğu esip duruyor en başından beri. Nesnelere kumanda edemeyenler Macondo’lu olmaya devam ediyor. En son bir küçük şişe dolusu sıvının patentine sahip olanlar kürenin yeni milyar dolarder listesine adlarını yazdırdı. Bu yeni görgüsüzler yakında koleksiyonlarını oluşturmaya başlar. Kürenin sanat merkezlerindeki fuarlardan, borsanın aşılı sanatçılarından eser almaya başlar. Macondo’luların cebinde kalan birkaç dolar boşalır. Biri daha fakirlerken birileri de yalınayak dolaşır koleksiyon teknelerde. Güneşin tadını çıkarır Güneş sahillerinde. Bu yeni yağlı kaslı şamanlara Damien Hirst enstalasyonlarını tavsiye ederim. Bugünleri görmüş gibi ecza dolapları kurmuş yıllar önce. Bugüne bu denli uyabilecek başka bir sanat eseri görmedim ben.

Yakında aşılar sayıca katlanır, eczanelerde satılmaya başlar ve sokağa çıkmadan önce izinle günlük aşıyı olup öyle çıkar hale geliriz. Bu yeni sınıf ayın aydınlık yüzündeki havuzlarda güneşlenip serinleyerek tatil yaparken de biz evden çalışmaya devam ederiz.

Bugünlerde çingenelere özenmeye başladım. Oskarlı Nomadland, neredeyse reklam filmi gibiydi. Karavan çingenelerin buluşudur. Bir yerde gereğinden fazla kalmayan bu gezginleri en iyi anlatan her iyi işte olduğu gibi yine bir 68’li Gajo Tony Gatlif olmuş. Çingeneler nesnelerin imparatorluğuna hiç dâhil olmamışlar. Orduları olmamış hiç. Hiç gözünün üstünde kirpik var deyip savaş çıkarmamışlar. Atomu parçalayıp kadavraları toplamamışlar. Müze kurmamışlar, girenlerden ücret talep etmemişler ama müzede bir sanat eseri olarak yaşamışlar. Yerleşik hayata geçsinler diye görmedikleri zulüm kalmamış. Büyük savaşta milyon tanesi sabun olmuş, gaza doymuş, kül olmuş ama onlar yine vazgeçmemişler. Piramidin en altında kalmışlar ama bakıyorum da sfenkslerden, piramidlerden çok uzakta yaşayan bu gezgin sanat hayat uzmanlarından öğrenecek çok şey var. Kürenin ısınmasında en az ayak izi de onların. Doğayla uyum ötesinde bir ilişki tesis eden bu çılgın topluluk saygıyı hak ediyor.

Bugün Homo Sapiens olarak sürdürülebilir bir yaşam biçiminin çok uzağında yaşıyoruz. Bunun farkına varan bazıları kapitalist nesnelere olan bağımlılıklarından vazgeçip sadece yüz nesneye yüz verip yaşamaya karar veriyor. Çingeneler bunun çok altında taşımaya değmeyecek hiçbir şey olmadan bin yıldır dolaşıyor.

En çok da kendilerinden ayırmadıkları hayvanları ile olan ilişkilerine hayran oluyor insan. Onlar da göçebelikten yana şikâyet etmiyorlar. Bunu çözebilmek için orangutanların, şempanzelerin arasında yıllarca kalmıştı Charlie’nin Melekleri. Çingenelere sorsalar onlar söylerdi, her çingene bilir dört ayaklıların kesin kabul görmüş bir kişiliği olduğunu.

Tony Gatlif filmlerini seyredin. Gajoları veya yerinde duramayan doğanın içinde özgürce dolanan çingenelerin karbonsuz ayak izlerini takip edin. Böyle giderse Mad Max’in açık hava sinemalarında ilk seyrettiğimde büyülendiğim patlıcan kurusu gezegende bir gün herkes çingene olmak zorunda kalabilir. Nomadland olma günleri geldiğinde dikkat edin de susuz kalan toprağın obruklarına düşmeyin. Kürede başakların ilk yeşerdiği topraklar artık bir Obrukland haline gelmiş durumda. Aside doymuş, siyanürle yıkanmış mezarlıkların uzağından geçin. Denizin yanına bile yaklaşmayın. Marmara bugünden ölü deniz oldu, çöldü. Kusmuk denizi müsilaj yüzünden bataklık olmuştur çoktan. Bataklıkta kalıverirsiniz sonra dinozor leşleri gibi. Bu çıkmaz sokakta bir Çingene Mavisi bile bulmak zor bu zamanda.

Bülent Bakan

"Yazı"nın Sanat Serüveni 1 - Bülent Bakan yazdı... 2

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı