
‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ Kitabı Üzerine – Salime Kaman yazdı.
‘Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi. Işık ve zaman, plakaların üzerindeki keskin yüzleri karakteristik nüanslarını siler… İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar…’
‘Belli ki hayatın bir amacı olduğu müddetçe insan her şeye göğüs geriyor.’
‘İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler. Yaşanması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz. İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği halde yine de yapar…’
‘Acıdan ve ölümden daha kötüsü vardır. Daha kötüsü, insanın kendine saygısını kaybetmesidir.’
‘Daima doğru yerde olduğu için onu kimse asla görmezdi.’
Sandor Marai’nin (1900-1989) yazdığı ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ kitabını okurken beni düşündüren, sorgulatan, keşfe çıkartan bazı sözlerini not aldım. Kitap inceleme yazıma bu cümleleri yazarak başlamak istedim.
Kitabın, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2025 yılında İstanbul’da 6. baskısı yapılmıştır. Almancadan Türkçeye çevirisini Esen Tezel yapmıştır. Kitap 120 sayfadır.
Dünya klasiklerinden bir roman olan Sandor Marai’nin ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ kitabı, her zaman güncelliğini koruyan derinlikli tanımlarıyla, kendine özgü bir gücü olan bir kitap.
İnsan duygularına derinlemesine etki eden, farklı duyguları bir arada yaşatan bir başka boyutuyla da kendini kendine düşündüren, sorgulayan ve sorgulatan bir klasik…
Sandor Marai, Macar yazar, şair ve gazetecidir. Yazarın roman, anı, şiir, oyun, denemeleri ve günlükleri vardır. Günlüklerini, 1943 yılında yazmaya başlayan Sandor Marai 1989 yılına kadar yazmaya devam etmiştir.
Günlükleri, yazarın edebi külliyatının en önemli parçalarındandır. 18 cilt olan bu metinler Sandor Marai’nin paralel bir yaşamı olarak kabul edilir.
Kafka hakkında yazan ilk eleştirmenlerdendir. Çeşitli Avrupa şehirlerinde gazeteci olarak çalışan Sandor Marai, yazılarını Macarca yazmıştır. Elliden fazla romanı Avrupa dillerine çevrilmiştir.
1989 yılında intihar ederek ölmüştür.

Yazar, ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ kitabında yoğun, çok katmanlı, çok yüzeyli bir yapının birçok yönüne ışık tutuyor. Okurken tutarlı ve nesnel gözlemler yaptıran kitap, bireyselliğin korunmasını, tarafsız kalarak belli bir bakış açısı ile çözümleme yapılmasını da sağlıyor. Bu çözümleme içinde yazar okurunun yapıtla buluşmasını ve anlamın sınırlarına doğru bir yolculuk yapmasını da sağlıyor.
Bu anlamsal yolculukta, ‘gerçeklik’ ve ‘gönderge’ ilişkisini, karmaşık bir biçimde yansıttığı da söylenebilir.
Sandor Marai, ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ kitabında, uzun yıllar birbirini görmemiş iki eski dostun (General Henrik ve Konrad) 41 yıl 43 gün sonra gerçekleşen tek bir akşam yemeğinde hesaplaşmalarını anlatır. Roman, esasen bu buluşma etrafında şekillenen bir iç hesaplaşma ve yüzleşmedir. Yazar geçmişte yaşanan olayların nasıl insanların hayatını şekillendirdiğini ve duygusal olarak nasıl bir yük haline geldiğini incelikle işler.
Kitapta yazar dışında, ‘öykülemek’le yükümlü olan öykünün içinden iki anlatıcı daha vardır. Birinci anlatıcı General Henrik. Diğer anlatıcı az konuşan genelde dinleyen Konrad’dır.
Bir romanda birden çok anlatıcı varsa, ‘öyküleme düzeyleri’nden bahsedilir. Öykünün içerdiği zaman ve uzam öğeleri gibi.
Yazar kitapta olayları, yazınsalın arkasında yatan koşulları kimi zaman saf bir yaklaşımla, kimi zaman yaratıcı edimin kendine özgü karmaşık yaklaşımı ile ‘iç dökme’yi andıran söyleşimler şeklinde sunmaktadır. Böylece yazar okurunu, yazar/yapıt ilişkisini düz bir çizgi üzerinde, neden/ sonuç ilişkisine benzer biçimde tanımlamaya iter.
Sandor Marai kitabında dostluğa, yaşama ve ölüme, ihanete, yaşlılığa, yalnızlığa, yorgun ve kırılmış duygularını durgun, sakin bir öfke eşliğinde kabullenilmiş hayal kırıklıklarıyla, iki yaşlı insanın yaşamlarının ve dostluklarının uzun muhasebesi, ‘kırk bir yıl kırk üç gün sonra’ yapılan yüzleşmelerinde ince ince ilişkilerle örülen çok katmanlı, çok yüzeyli yapının birçok yönüne ışık tutmaktadır.
Aşağıda, kitaptan yaptığım alıntılarda ki kavramlar ve terimceler de olduğu gibi, yazarın dünyası, deneyimleri esere yansıyabilir ancak asıl olan bu olgu değil, gerçeklikle- kurmacanın karıştırılmasıdır. Bu karışım da çok başarılı yansıtılmıştır. ‘Gerçek ve kurmaca.’ Ayşe Eziler Kıran ve Zeynel Kıran’ın dediği gibi, romanı roman yapan da ‘gerçekliğin yeniden sunumu’dur.
‘Belki de dünyada ışıklar gidiyor, bugün bu bölgede olduğu gibi, temel bir olay sonucu, savaş değil daha fazlası; belki de bütün dünyada insanların ruhlarında da bir şeyler olgunlaştı ve vaktiyle konuşulup halledilmesi gerekenler şimdi demir ve ateşle konuşulup hallediliyor. Bunun çok alameti var. Belki de…’ diyor nesnel bir şekilde, ‘belki de bu bildiğimiz, içine doğduğumuz yaşam biçimi, bu ev, bu yemek, hatta bu akşam hayatımızın meselelerini konuşurken kullandığımız kelimeler, belki de bunların hepsi geçmişe ait. İnsanların kalplerinde fazla gerginlik, fazla öfke, fazla intikam hırsı var. Kalplerimize bakıyoruz ve orada ne buluyoruz? Zamanın en fazla hafiflettiği ama için için yanmaya devam eden öfke. O halde neden dünyadan, insanlardan başka bir şey bekleyelim ki?’
Kitapta zaman olgusu iki düzlemde anlatılmaktadır. Birincisi, anlatımın kapsadığı zamandır. Diğeri de olayın gerçekleşme süresidir. Amaçlanan, bir gerçek etkisi olması durumunda hangi yıl/ay/gün meydana geldiğini, olaylar arası geçen süre ya da süreler de temel konulardandır.
‘İki Temmuz Bin Sekiz Yüz Doksan Dokuz, av o gündü, diye mırıldandı ve sustu…’
‘Demek döndü’ dedi bu kez yüksek sesle, odanın ortasında durarak. ‘Kırk bir yıl. Ve kırk üç gün.’
Kitapta bu gibi zaman olgularının çokça incelenmesi okurun derin yapıya ulaşmasında önemli etkenlerden biridir.
Yazarın ölümünden sonra birçok dile çevrilen ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ kitabının filozofi tarafı da vardır. Duygulara hükmetmek ya da sahip olmaktan çok, duygular hakkında düşünmeye önem veren sözlerinden bazıları gibi.
‘İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.’
‘Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.’
Kitapta kuşku ile baktığı dünyaya seslenmeleri, Sandor Marai’in geçmişinin sağlam ve tutarlı günlerine duyduğu özlemlerinden midir? Sorusunu akıllara getirebilir.
‘Sonunda dünyanın hiçbir kıymeti yok. Kıymetli olan sadece kalplerimizde kalan.’ cümlesi gibi.
Sandor Marai’nin giderek bozulan dünya da yaşamanın ağırlığına katlanması ve zorluklarına dayanmasını; kitabında, ‘Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız…’ dese de ‘Sonunda dünyanın hiçbir kıymeti yok.’ demesi de düşündürücüdür.
Bu bir vedayı/ vedalaşmayı, kırgınlığını/ kızgınlığını düşündürebilir.
Yazarın geçmişte kalmış, katlanmak zorunda olduğu zamanı hızla bozulan dünyaya seslenen bu kitabı ilk kez 1942 yılında yayınlanmıştır.
2025 yılında hâlâ ilgi ile aranan ve okunan bir kitap olmasında en büyük etkenin hala hepimizin katlanmak zorunda olduğu can sıkıcı dünya sorunları mı, bunlarla baş etmek için insanı üzen yıpratan çabaları mı?
Azalmayan, her geçen gün artan sorunlar.
Belki de temel sorunlar geçen bunca yıla rağmen hala aynılar, hatta daha da fazla!
Bu sorunlar içinde, kıymetlerin/ kıymetlilerin korunmasında esas olan nedir?
Esas olan; bence içimizde sakladığımız, içimizde özlemini çektiğimiz, yaşanmış güzel ve kıymetli günlerimizi, sevgilerimizi kalplerimizde soldurmadan koruyabilmektir.
Sonunda dünyanın hiçbir kıymeti yok. Kıymetli olan sadece kalplerimizde kalan.
Salime Kaman
Ressam- Sanat Yazarı
Assos- Ağustos-2025

Ölüm; Hayat Hiç Bitmesin İsteyenlerin Tuzağı, Gerçeği Arayanların Son Çıkışı




























































