Erbil KarakoçKÖŞE YAZILARI

Paslı Çarkın Uğultusu – Erbil Karakoç yazdı…

İnsan haksız bir iş görür de susar mı ? Susmaz.
Eğer susarsa o insan mıdır değildir.
Fakir Baykurt

Ancak haksızlığa uğramış, ezilmiş, kırbaçlanmış, yok sayılmış, yol kenarına itilmiş, savaşlar sonucu yurdundan göç etmek zorunda kalmış, elleri koynunda kapısının eşiğinde oturup yol gözlemişler için haksızlığa karşı direnebilmenin tek enstrümanı edebiyattır.”
Erbil Karakoç

Şüphesiz haksızlığa uğrayan insanın ilk eylemi ses çıkarmaktır. Haksızlığa uğrayan sesinin yettiği yere kadar haksızlığı duyurmak ister. Fakat ses çıkarmak haksızlıklar karşısında her zaman yeterli değildir, onun için insan sesine ses olacak kendisi gibi, haksızlığa uğramış ve haksızlıklar karşısında susmayan haklılar arar ve ikinci adımı atmış olur. Örgütlenmek! Artık haksızlıklar karşısında “zihin harekete” (Teori) geçmiştir! Şimdi sıra eylemdedir. (Pratik)

Böylelikle ezilenlerin bilincinde ilk strateji olarak efendilerinin gözüne girmektense, kendi güçlerine güvenmenin tohumları atılmış olur. Artık efendilerin yalın yüzü ezilenlerin gözüne daha net görünür. Fakat yine de puslu hava yeterince dağılmış değildir. Eldekini kaybetme korkusu, gelecek düşüncesi, sınıfının gereği olarak eve ekmek götürmenin telaşı, çocuklarla ilgili kaygılar ve yoksulluğun perçinlenmesi… Hepsi hatta daha fazlası insani olan kaygılardır. Anlaşılabilir! Tamda burasıdır kırılma noktası. Bahsettiğimiz kaygılar efendilerin elinde bir kırbaç vazifesi görür. (İnsani olmayan efendilerin kırbacıdır) Her an şaklatılmaya hazır her an öfkeli bir elden çıkarak kimi hedef aldığı belli olmayan (aslında belli olan) bir kırbaç emekçiler ve ötekiler üzerinde sallanmaktadır. Emekçiler için soyut korkular, artık sınıfsal korkuluğun somutluğuna ulaşmıştır! Yıllarca bildiği işin (sektörün) dışında çalışamayacağını bilmesi emek gücünü satarken pazar daralması yaşamasını teorileştiremese de, işçi/emekçi sezgisel gücüyle bilir ki yıllardır emeğinin sömürüldüğü alanın içinden çıkması söz konusu değildir. Yıllarca bildiği iş üzerinden sömürülmüştür! Kendisine yardımcı olacak adalet mekanizmasının bozukluğu ve paslı çarkın dönerken uğuldayarak çıkardığı ses işçi için kulak tırmalayan ve dayanılması güç bir müzik türüdür.
Ezilenlerin, işçilerin/ yoksulların elbette kendi enstrümanları vardır. Bunlardan ilki ve en önemli olanı haklarını koruyacağı iyi bir sendikadır. Ancak haksızlığa uğramış, ezilmiş, kırbaçlanmış, yok sayılmış, yol kenarına itilmiş, savaşlar sonucu yurdundan göç etmek zorunda kalmış, elleri koynunda kapısının eşiğinde oturup yol gözlemişler için haksızlığa karşı direnebilmenin tek enstrümanı edebiyattır. Yani şiirdir, romandır, hikayedir, ağıttır… Tüm bu tözlerdir! İyileştirici olan ve yol gösteren ise felsefedir.

Rene Descartes da şöyle demektedir; “Tözü düşündüğüm zaman var olmak için kendinden başka hiçbir şeyin varlığına muhtaç olmayan bir şeyi düşünüyorum.”
Spinoza ise Ethica‘da şöyle der; “Salt kendi doğasının zorunluluğu sonucunda var olan ve eylemini sadece kendisi belirleyene özgür denir.”

Felsefe zihnin özgürleşmesini sağladığı gibi olanlarla ilgili bir neden sonuç ilişkisi de kurmamıza yardım eder. Hatta daha ilerisinde ise neden- sonuç ilişkisinden çıkar kendimize “ne yapmalı” sorusunu sordurduktan sonra bir yol haritası koyar önümüze. Artık bu haritadan ilerlemek için zihin özgürleşmiştir. Bulanıklığa yol açan karamsarlığa düşen zihin artık özgür bir zihindir.
Ve haksızlığa uğrayan insan ilk eyleminden sonra aydınlanmanın meşalesiyle dönüp geriye baktığında hayli bir yol aldığını görür. Ancak bu yola şaşırmaz belki gülümser.

Erbil Karakoç

Yanlış bir tartışma biçimi: 'Sanat ne içindir?' - Erbil Karakoç yazdı... 1

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı