Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Uygarlıkların Yükselişi Ve Taklası – Bülent Bakan yazdı…

Carl Sagan’ı ezel ebed çok severim. Soluk Mavi Nokta’yı henüz renklenmişken televizyonda görmüş ve büyülenmiştim. Carl Sagan küredeki çocukların sevgilisi bir çoklu evren profesörüydü. Çoklu evreni çok iyi bilen bir uzaylı idi kesin. ‘Hepimiz birer yıldız tozuyuz.’ dediğinde tozuttuğunu anladım. Bu bir çöküş belirtisiydi.

Carl Sagan,1994 yılında ‘Soluk Mavi Noktanın kitabını yazdı ve yayınladı. Bununla yetinmedi Kozmos, Temas gibi daha birçok kitap yayınladı. Belli ki maaşı yetiştiremiyordu, bu da çöküşün belirtilerinden olmalıydı.

Carl Sagan, bir talebini NASA‘ya faksladı. Voyager I’in Güneş Sistemi’nden çıkmadan fotoğraf çekmesini istedi. Böyle bilimsel değeri olmayan bir talep de çöküşün belirtisiydi. 1989’a kadar bu konuda kulağının üzerine yatan NASA, Voyager 1’in şoförünü işten çıkardığında çöküş kesin başladı diye düşündüm. Sonunda NASA yöneticisi Richard Truly, konu ile bizzat ilgilendi.

Voyager I onun sayesinde 6 milyar kilometre uzaklıktan gezegenin fotoğrafını gönderdi. Gezegenin bir fotoğrafını dahi solutmadan çekemediklerinden belliydi çöküşe geçtikleri.

Carl Sagan da duygulanıp kesin çöküş belirtisi olan şu cümleleri kitabına ilave etti ve Cosmosadlı TV programında dile getirdi. Maaş yetmeyince televizyona transfer olmuştu.

‘Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. Eğer bu resme dikkatlice bakarsanız orada bir nokta göreceksiniz. O noktaya tekrar bakın. Bu nokta bizim evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun içinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji, ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her âşık çift, her anne ve baba, her umut dolu çocuk, her mucit, her kâşif, her ahlak hocası, yozlaşmış her politikacı, her şöhret yıldızı, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinin içinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün …Şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün …Anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar da yoğun! Bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Dünya, şu ana kadar yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. En azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. Evet, ziyaret ediyoruz. Ama henüz yerleşemiyoruz. Beğensek de beğenmesek de, Dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer. Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük Dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.’

Çöküş o zamandan beri devam ediyor. En son Uzay Komutanlığının kurulması da bunun belirtisi. Biz kurduk çünkü Onlar da kurmuştu ne yapalım kurmasa mıydık diyen uzay meydan savaşları yapılmadığından Mareşal olamayan büyük kumandan Uluslararası Uzay İstasyonunda birlikte masa tenisi oynayan astronot ve kozmonotları aydan seyreden taykonotların yumruklaşıp birbirine girmesinden ve ESA’den gelen uzaydaşlarının araya girmemesinden endişeli olduğunu dile getirmekten son anda kaçındı. Bunların hepsi birer çöküş belirtisi.

Carl Sagan ‘Bir toplumda sadece yüksek eğitim standartlarını sağlamak tek başına yeterli gelmez. Konu çok daha derindir. Birçok noktada birden düzeltme yapmak gerekir. Eğer yapmazsan başka biri bilim, sanat ve eğitimi daha iyi yapar ve ekonomik avantajlar dâhil öne geçer. Biri yükselir diğeri batar.’ diye uyarırken de haklı olarak batıyoruz uyarısını yapıyordu zaten. O günden bugüne ilerleyemediler, roket işini habire roket patlatan bir Güney Afrikalıya kaptırdılar. Mars’ta altın gümüş arayacaklarına mikrop, bakteri aradıklarından bellidir battıkları. Onlar gibi Çinliler, Ruslar, Japonlar, ESA ile Almanlar ve de geride kalan Avrupalılar da uzun yıllardır batmaya devam ediyorlar.

Sanatta da batış belirtileri çok. Sadece Contemporary dedikleri deve mi kuş mu belli olmayan son kullanma tarihi geçmiş eserleri kurtlanan yeni sanatı takip etsen bile batışın izlerini bulursun. Uzun yıllardır bir Pablo Diego José Francisco de PaulaJuanNepomucenoMaría de losRemediosCipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso‘nun ortaya çıkmaması bu belirtilerin en başında gelir. Büyük müzayede evleri de batmakta olan müzelerden dinozor kemikleri satmaya başladığına göre batmaları yakındır.

Onlar bata çıka ilerlerken biz kesin yükselişteyiz. Hangi ölçeğe göre mi yükselişteyiz. Ölçersek yükselemeyiz. Biz kesin yükseliyoruz.

Oğlum Wallace Henry Hartley, sen çalmaya devam et. Cafe Latte mi de getirin. Şu ayaklarımı da suya soktum mu yükselişi yakından seyredebilirim artık. OHHHHHHH …

Bülent Bakan

"Yazı"nın Sanat Serüveni 1 - Bülent Bakan yazdı... 2

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı