KÖŞE YAZILARIZeynepçe

Mehmet’e Mektup

Mehmet;

“Uyanıp, yüzüne su çarpmaya gitmişsin de, kendini ayna karşısında bulmuşsun; bir başkasının ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yansımayla karşılaşıyor musun”diye sormuşsun bana.

Bilmem.

Bazı hallerde zevkle adayabilirim kendimi. Uyanık aşkın şarkısını da söyleyebilirim, lakin şu var ki: Âşık benim. Ve kaybeden ben.

Bu konuşmadan sonra, sadece duymak istediklerini duymak üzere açtı kulaklarını; Zeynep.

Doğum tarihi 1970 idi. “1970ten bu yana oluşmuş varlık ve yokluğu anlarsam kendimi tanır mıyım? Ana rahmini eklesek, küsuratlı bir sayı. Fazla hesaba ne hacet. 69 sonrasını alıyorum öyleyse” diye düşünürken, komşu penceresinden bir ezgi yayılıverdi. Yoksa uzaklardaki bir yelkenliden?

Zaliha’nın “Beklenmeyen Misafir” şarkısıydı bu seslenen.

– Garip bir yolcu gibi gurbet ellerde; Gezerken seninle karşılaşmıştık.Bakışın kor gibi beni yakarken, İkimiz öylece donup kalmıştık. Beklenmeyen misafirdin, inan, sen benim gönlümce; Böylesine tatmamıştım, Mutluluğu ömrümce; Bütün günahlarını verseydin bana; Açılır, yine de kollarım sana; Mutluluk ne demek öğrettin bana.

“İnsan” dedi, Zeynep; Yalnızca kendisini paylaşabilir. Şarkı aklını karıştırdı. Misafirlerini daha saygılı ağırlaması gerektiğinin ayırdına vardı. Utandı. Ama! Hep, tek bir kişiyi beklemek, ne demek, bunu onlar bilirler mi?

Biliyorum bugün kötü geçecek Mehmet. Biliyorum yanında olmam gerek. Neredesin?Yanımda olsaydın, sana “Neredesin?” demeyecek, fakat, yanından daha yakın olacaktım sana. Gölgemi satmadığım için sen beni öldürmezsin. Biliyorum.

Aynamı, emrettiğin yere koydum. Piyanonun altına yerleştirdim. Bakalım sonuç ne olacak. Sana anlatmak için önce ısınmalıyım. Bana bakışını özledim. Bunu biliyor musun? Bana, her bir başkasıymışım gibi baktığın an, senin için var olmayı özledim. Seni seviyorum Mehmet. Şüphesiz seni seviyor olduğum açık değil mi? Seni seviyorum.

Tüm insanlar bir yana, seni görebiliyorum. Aslında gözlerim senin dışında kör. Ben körüm. Bunu biliyor muydun? Ya sağır olduğumu? Neyse; Boş verelim gitsin.  Herkes benim kimliğimi sorup,kimliğime yakışır kalmamı beklerken, sensin sadece, kâğıdımı kontrol etmeyen.Sensin öz celladım ve sevgilim. Bunu görüyorum. Ön yargılı ve abartılı davrandığımı mı söyleyeceksin?

Böyle olmasının bir nedeni var mı? Soracak mısın?

Mehmet… Yapmadan davranmamı ve söylemeden öğretmemi tembihlemişsin. Ben bunu yapamam. Olmuyor işte, bir türlü! Haklısın bu durumda ben sakin olurdum. Ve düzenim farklı. Belki biraz memnun, ama canı, canı çıkasıca sıkkın. Aslında…Yine haklısın. Seni çözemem, çözemiyorum.

Beni bırakmış ve gitmişsin. Belki?

Neyse… Sakin olmayı isteyen kim? Ben ki, sana tutkuyla bağlıyım. Seni bırakıp güzel ve zengin mi olayım? Neden? Islanacaksam senin okyanusunda ıslanmayı dilerim. Can sıkıntısının altın girdabı nedir? Ben, Karun’un can sıkıntısından şikâyet yazdığını bir vakit duymuş ben…

Anlatmak istediğim: Bu operada hayalet olurum yeğdir.

Yurdumu alçaklara uğratmam; Ne de sen…

Neyiz biz? Ya kokun? Nereli? Onu mayhoş bir tatla anıyorum. Genzimi yakıyor. Buhurdanıyorum.

Bana dostlar karamsar dediler. Hayır. Değilim. Hastayım.Yastayım. Tecrübelerimi anlatmaktan öteye geçmedim ve insanlara. Sadece sana yazdım her zaman. Anlıyorsun değil mi? Sadece sana… Belki bana inanan ben artık yoklukta duvar aşığıyım. Ama sana inanan ben: Ölümsüzüm.

Beni dinle deyip, benim yanında yerim olmadığını anlatmışsın. Koruma içgüdüsü mü bu? Oysa sana olan özlemim henüz taze. Yaptığım hiçbir fetih bu kadar asil, bu denli güzel olmamıştı.

Şimdi nasıl inkâr edebilirim? Senin mekânın,benim için dünyanın cenneti. Ne var ki beni rahat bırakmayacaksın, biliyorum.Nasıl geçebilirim karşına bir başkası olarak? Ne ezilmiş bir kimlik, ne de sevmekten korkan bir yürek olan ben, nasıl, nasıl, bunca zamanın önyargısına karşı savaş versin? Samimiyetim eksik kalır bunca derdin içinde.

Doğal düşmanları olmayan, tek olan ben! diye düşünürdüm kendimce. Sen karşıma çıkana dek!

Gör bak ki, sensin sevdiğim. Sana tapıyorum. Aşk böyle. Bir tane ben, ve o da sana ait. İçimdeki çocukluğu gezdiren ise yine ben olmak isterim. Ne ben onu bırakırım, ne de sen, benden bunu beklersin.

Ben senin okyanusuna gizlice sızmış, sana doğru sessizce gelirken, sen,kulaçlarınla dalgaları yükseltiyorsun. Olsun varsın. Gece olduğunda korkacak bir gölgem de kalmıyor. Ud çalacağım, toprağa dönüp. Ve, Pazar sabahı, Cuma selası dinleyeceğim. Sana, “seni seviyorum” demek, alnıma yazılmış bir kez. Başka da bir şey söylediğim yok zaten. Uzun lafın kısasına bakıldığında, hepsi bir. Göreceksin. İşte kanatlarımı bağışladılar yine 4 melek. Yorgun düşene kadar kanatlanırım. Varacağım yer sen olacaksın. Yorgun bir ben, belki, ölü birben. Diyelim ki Allah kadir.

Oysa bilmem. Her şey öyle aşikâr ki seni gördüğümden beri. Bilinmez olsam da. Bilinir bir savaşçı da olsam…Bir savaşçı!

Gündüzler bana geçim kaynağı oldu seni göreli beri.  Rüyalarımın şehri oldular. Geceleri ise sadece seni tanımak için okur ve yazar oldum. Bir köyün bir kulübesinde. Seni her şeyden ve herkesten okuyabiliyorum. Seni her şeyden ve herkesten dinleyebiliyorum. La ilahe illallah.

Benim kandilim güneş mi? Yıldızlar mı?Yoksa çakan Yıldırımlar mı? Bunların gözünün içine dimdik bakabiliyorum da…Senin gözlerine bakmak zor benim içim. Bu bir muamma.

Gözlerim kirlendi. Kirlendim. Kulaklarım kirlendi. Kirlendim. Ta ki sonsuzluğum kirlenmesin!

Öyleyse, belki günlüğümü yakmalıyım. O, bir rüya günlüğü.Belki bu vakit Allah da dost bulur.

Sana ağıt yaktığımı düşünemiyorum. Oysa ölüm gününü çok.

Bana kızmışsın. Biliyorum, kaşımı kaldırıp sesimi alçaltacak bir ben olabilirim. Olmuyorum.

İnadına! Neyin inadıysa?

Sanma ki seni nefesimmişcesine özlediğim bir gün olmadı bir erkek yaşamımda. Ama nefes almayı biliyor muyum?

İşte sana bu mektubu ve beraberinde, son aylarda yazdığım bazı derlemeler gönderiyorum. Beni anlatabilecek herhangi sözlerden yoksunum. Neyse ki çalışkan kahramanlar var. Dünyaya dair umut beslemem için birer eşruh. İşte onları okur ve onlara yakınlaşırsın belki. Bu şekilde, ben de, beni sevmeyen sen kurgusundan kurtulma çizgisine gelmek duasındayım. Bunu paylaşmak zor ama, işte dünyanın bir noktasından, diğer noktasına, her an kitap yolluyor ve sana ulaşması için bir dua okuyorum. Kitaplar sadece sana ve bana özel.

Mesele ne biliyor musun? Bu beriki sözler değil ama… Senin birine böyle sadakatle bağlı olmanı en doğal karşılıyorum. Bunun güzelliğini yaşıyorum.Erdemin sükûnetini… Sana her şeyin en güzelini diliyorum Mehmet. Sana inanmıyorum. Sen de bana inanmıyorsun. Biliyoruz.

Zeynep Ersen
zeynep.ersen@yahoo.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı