Bülent Bakan

Bir Tatlı Kaşığı – Bülent Bakan yazdı…

Bugünün küresinde sorunların çözümünü bulmak ve tarif etmek hiç kolay değil. Yemek tariflerindeki gibi bir tatlı kaşığı iksir kullanarak lezzet yakalamak mümkün değil. Çoğu yemek tarifinde ya ölçüler çarpıktır ya da püf noktaları buharlaşmıştır. Toplamda bir tatlı kaşığını doldurmayacak boyuttaki virüs küreden milyonları Tahtalı Köye yollamaya devam ediyor. Üstelik sorunların kök sebebi olabilecek konular da yarım yüzyıldan evla süredir biliniyor. Köklü olanlardan biri olan küresel ısınma ne kadar inkâr edilse de sorun yumağını karıştırmaya devam ediyor. Bu düdüklü tencereye benzeyen kürede bir tatlı kaşığı içilebilir su bulsanız susuzluğunuza çare olmaz. Yakın gelecekte su en büyük problemlerin başında gelecek gibi duruyor. Esasen baktığımızda su bazlı bilimsel araştırmaların da, su bazlı boyaların da bir çözüm üretebilmesi uzak bir olasılık gibi görünüyor. Ama gerçekten de öyle mi?
Bir tatlı kaşığı akıl, bir tatlı kaşığı bilim ve bir tatlı kaşığı sanat her derde deva olabilir. Belki de kaynar kazandan alınacak bir kepçedir sorunları çözecek olan. Öncelikle bilimin de sanatın da mutfakta olması gerekiyor. Sessizce aşı bekleyen kalabalıkların bilim ve sanat ile tanışması gerekir öncelikle. Bilim ve sanat elit kaldığı sürece sorunlara çözüm bulmak olanaklı değil. Bir tatlı kaşığı değil bir tanker dolusu iksir bulsak bile çözüm zor. Atilla İlhan hayatta olsa sorardı ‘Hangi Sanat?’ ve ‘Hangi Bilim?’ diye. Bu soruların cevabı müzayedelerde bol sıfırla kendini ifade eden sanatta ve havale geçiren yarasaları elinden kaçıran bilimde değildir doğal olarak. Butik sanat ve etik bilim de yeterince yağlı ve kaslı olamayacağına göre Gobi Çölünde elinde bir tatlı kaşığı su ile dolaşan butik sanatçı veya etik bilim adamının çözümsüzlük konusunda sigortalarının attığını ve iş görmez olduklarını görmek hiç zor değil.
Bir tatlı kaşığı pekmezin herkesin (özellikle de butik sanatçının kendisi hariç) derdine deva olması zor. Yine de ilginç çözümlemeler ile karşılaşabiliyoruz. Damien Hirst milyonlarca noktadan oluşan kağıt işlerini katalogladıktan sonra şatışa çıkarmış durumda. İmzaladıktan sonra portresinin olduğu fragmanlı, kategorili, isimlendirilmiş şekilde kutulayan Damien Hirst yine çok özel bir işe imza atmış durumda. ‘The Currency’ olarak adlandırılan seri tam olarak on bin adet üretilmiş. 21 Temmuz tarihine kadar bir hafta boyunca hisse senedi gibi talep topladı Damien Hirst. NFT ya da orijinal işlerden birine sahip olmak isteyen sanatseverler iki bin doları belirlenen zaman içinde ödemek şartıyla işe sahip olma hakkı kazanıyor. Deneysel olarak yapılan bu Eser Piyasaya Verme Eylemi arada bir galeri olmadan sanatçının kendi ekibi tarafından yürütüldü. Güney Londra’daki Newport Caddesindeki Victoria döneminden kalma Hirst Atölyesi mi desek Hirst Galerisi mi yoksa Hirst Müzesi olarak mı değerlendirsek bilemediğimiz geniş sergileme ve boyama alanlarından oluşan capcanlı sanat merkezinden yürütülüyor. Noktacı işlerin kökeni on yıllardır süren Damien Hirst’ün bir serisinden geliyor. Yıllardır aynı renk kartelasını ve orantısı belirli boyutlara dayandığı için de tamamının satılabileceğini varsayabiliriz. NFT ve orijinal işlerin orantısını da yine matematiksel bir tahmin üzerine konumlayan Damien Hirst’ün kürenin en çok satan ressamı olması bir tesadüf değil. Kâğıt işlerinin nispi olarak daha ucuz olmasının binlerce hayranının bir Damien Hirst eserine daha sahip olabilme olasılığını arttırdığından oldukça önemli bir deneysel çalışma olduğu söyleyebiliriz. NFT olarak almaya karar verilen işlerin orijinalinin yakılması fikri de en ilginç yaklaşımlardandır. Yeni gelişen dijital koleksiyon gelecekte koleksiyonların dijital platformlara aktarılması olasılığını gündeme getiriyor. Bakalım işin sonunda bayrak yarışını kim kazanacak.
Klasik noktacıların her bir noktasının on binlerce dolara müzayede evlerinde açık artırmaya girdiğini düşünecek olursak Damien Hirst’ün tanesi 50 dolara gelen boya birikintisinin çölde bir tatlı kaşığı tuzlu su olduğunu iddia etmek haksızlık olmaz. Bir tatlı kaşığı tuzlu sudan alırsanız susuzluğunuz artar ve daha çok istersiniz. Uzun yıllardır Londra’nın kürenin sanat merkezi olarak kalmasını sağlayan demirbaş sanatçılarından Damien Hirst’ü takdir etmemek zor. Her biri A4 boyutlarından biraz büyük olan işlerden bir tanesine sahip olabilmenin bir tatlı kaşığı sirke limonlu suyun aç karnına içildiğinde yaratacağı etkiye sahip olabileceğini tahmin edebiliriz.
Kürenin her geçen dakikasında 21 gramların azaldığını dikkate alacak olursak bu Damien Hirst imzalı 2oo gramlık kâğıt işleri benzersiz bir etkiye sahip olacaktır. Ancak kürenin sağlığını geri kazanması için çok daha fazla iksire ihtiyaç var. Kepçeler dolusu iksirin butik sanatçılar ve etik bilim adamları tarafından Gobi Çölüne dönmüş kürenin her yerinde aşı ile beraber eşit olarak dağıtılması gerek. Sıcaktan kavrulan Sahra Çölünde bir tatlı kaşığı su hayatta kalmamızı sağlamaz ama iyi bir moral olabilir. Bir çay kaşığı virüsün yaptıklarını görünce ruhbanlara, politikacılara ve ruhban politikacılara bir kepçe dolusu akıl, bilim, sanat ve beyin dilemekten başka bir şey gelmiyor elden.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı