Funda GökgücüKÖŞE YAZILARI

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu

Funda Gökgücü yazdı...

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu – Funda Gökgücü yazdı.

Charles Gounod’un “Romeo et Juliette” operası, Shakespeare’in ölümsüz trajedisini 19. Yy Fransız lirik geleneğinin incelikleriyle yeniden yorumlar. Shakespeare’de aşk, toplumsal düzenin sert duvarına çarparak yok olur; genç aşıkların ölümü toplumun kendi şiddet döngüsünü sorgulamasına yol açar. Gounod ise bu sertliği hafif ve melodik açılımıyla lirik bir sürece taşır. İnsanı yormayan müziğiyle dinleyicisinden çok az şey ister.

AŞKIN METAFİZİĞİ

Gounod Romeo ve Juliet’in ölümünü bireysel bir trajediden öte metafizik bir seçime taşır. Romeo’nun zehri içmesi hem özgür bir seçim hem de kaçınılmaz yazgının mühürlenişidir. Gounod melodileri, aşkın sonsuzluk arzusunu ölümün zorunluluğuyla çarpıştırır. Bireysel aşk toplumsal çatışma içinde yok olur.

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu

REJİ

Rejisör Aytaç Manizade son yıllarda film ve sahne sanatlarında görmeye başladığımız “Anakronizm” (Yaşananları hem gösteren hem de gizleyen yaşanan çağı, zamanı, mekanları kendi gerçekliğinden kopartan) akımını bu operada minimal yönelimle sahneye taşımış. Bu anlamda gösterdiği cesaret ve zihinsel öngörüsünün, genç rejisörlere ilham olmasını diliyorum. Ancak az sonra açıklayacağım gibi dekor ve ışık katmanı bu az bulunur konsepti terörize etmiş, yönetmenin elini kolunu bağlamış. Reji, eserin tarihsel zarafetini her şeye rağmen koruyarak, çağdaş akımları takip eden seyircinin beklentisiyle uyumlandı. Rejisör “güvenli alan” tercihinin dışına çıkarak risk almış. Ve eserin felsefi katmanlarını açmış.

SHAKESPEARE YORUMLARINDA ONTOLOJİK KATMAN

“Suyun kaynama derecesi, bulunduğumuz coğrafyaya göre değişir.” Yani Afrika’daki Fransa’daki, Türkiye’deki Romeo’nun “aşk” olgusunu kavraması farklılıklar gösterir. İşte bu “hakikat”, Shakespeare’in yeniden okumalarını bambaşka bir yere taşır.

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu

KARAKTERLER VE OYUNCU PERFORMANSLARI

Romeo (Arda Doğan) partilerini nefis yorumladı. Gerçekten çok güzel bir ses ve muazzam bir müzikalitesi var. Ancak oyunculuğunda, beden dilinde tüm bu duyarlılığın en küçük yansıması yoktu. (Romeo, yalnızca tutkulu bir aşk değil, aynı zamanda özgür iradesiyle kaderine meydan okuyan bir figür) Umarım ilerleyen günlerde güzel sesine odaklanmayıp, söyleyişine taşıdığı duyarlılığı oyunculuğuna da geçirir.

Juliette (Görkem Ezgi Yıldırım) partileri ustalıkla taşıdı. Juliette 13-16 yaş aralığında bir kız. Doğal olarak beden dilinde, salınışlarında bu masumiyeti, kırılganlığı görmek ister seyirci, ilk aşkın ateşini.

 Tybalt (Ali Can Akyıldız) Oyunun masum tatlı karakteri, gecenin iki yıldız oyuncusundan biri. Rolü ve partilerini güvenle taşıdı. Tybalt karakteri düellodan sonra sahnede ölür. Ve bu trajedinin başladığı noktadır. Sahnede “ölmek” gerçekten oynanması en zor anlardan biridir bir oyuncu için. Neredeyse kusursuz oynadı.

Stephano (Ezgi Karakaya) gecenin diğer yıldız oyuncusu. Güzel sesinin yanında, rolü de müthiş kıvrakla oynadı. Zekâsı sahneden taştı. Rolüne gücünü koydu. Tüm genç opera oyuncu adaylarının, ders algısında izlemesini, yakın takibe almasını öneririm. Öğrenecekleri çok şey var. Yakında dünya sahnelerinde eser bu yetenek. Bravo Ezgi Karakaya!

Capulet (Erdem Baydar) Yılların verdiği ustalıkla, Wagneryan bir şarkıcı olmanın ağırlığı ve güveniyle sahneye çıktığı anlarda, gözümüzü üstünden ayıramadık. Oyuncu arkadaşlarını da yarattığı bu konfor alanına çekti.

Mercutio (Arda Aktar) operanın deneyimli sanatçısı. Rolünü yönetmenin yöneliminden ayırmadı. Kurulan konsepti estetize ederek sesine ve bedenine taşımış. Baştan sona sahnelerini aklıyla tasarlayıp, yeniden yarattı.

DEKOR, KOSTÜM, IŞIK

Dekor

Tayfun Çelebi;
görsel olarak güzeldi ama düşünsel açıdan sınırlı, klasik mesafeli, güven odaklı bir alanda tuttu seyirciyi. Çebi, deneyimli başarılı bir tasarımcıdır. Gounod’un bu operası “GrandOpera” olarak sınıflandırılır. Kalabalık bir eserdir. Büyük Tiyatro (Opera sahnesi) adı üstünde hiç de küçük olmayan, verimli bir sahnedir. Keşke dekorla bu sahneyi bu kadar küçültüp, daraltmasaydı. Bazı sahnelerde öyle büyük sıkışmalar yaşandı ki oyuncular birbirine çarpmamak için ekstra efor harcadılar. Kalabalık sahnelerde yönetmen koroyu öbekler halinde konumlandırmak zorunda kalmış. Çerçeve içine kurulan dekor öne taşınabilirdi. Sahnenin önü hiç kullanılmayan ölü bir alan olarak kaldı. Özellikle Romeo ve Juliette’in balkon sahnesi seyirciye yaklaştırılıp daha sıcakkanlı, yakın bir atmosfer yakalanabilirdi.

Kostüm

Sevtaç Demirer;
Kostümler yönetmenin “Anakronizm” anlayışıyla, rejiyle uyum içindeydi.

Işık

Bülent Aslan, Ali Gökdemir;
Minimalist reji anlayışında en önemli unsur ışıktır. Bu yalın anlayışın içinde, her şey ışıkla anlatılır. Özellikle floresan renklerinin bolca kullanılışı seyircinin gözünü hırpaladı… Yönetmenin zihniyle buluşmadı. Final sahnesinde ışığın dramatik yoğunluğu yeterince yükselmedi. Trajik bir oyunun ağırlığı daha keskin bir ışık dramaturjisiyle desteklenebilirdi. Final bu bağlamda eksik kaldı.

Orkestra ve Şef

Orkestra şefi Tolga Atalay Ün, Gounod’un notalarını, lirik dilini romantizmle birleştirdi. Bazı anlarda bütün ruhunu seyircinin avuçlarına bıraktı. Şefin hikâyeye şefkatli yaklaşımı, kurduğu müzikal denge, aşk ile ölümün dualitesini yansıttı. Bu yorum uçuruma yuvarlanan kahramanların yazgısını melodik olarak güçlendirmiş. Ancak benim izlediğim gece nefesliler bütün güçleriyle enstrümanlarına yüklendiler. Bazı pasajlarda o denli forte çaldılar ki… Viyolonsel grubu ise orkestradan sürekli koptu. Kuşkusuz gecenin en çok yorulan sanatçısı değerli şefimiz oldu.

Koro

Gounond’un bu eserinde gerçek baş rol koronundur. Koro toplumsal vicdanı temsil eder. Ve taraf olur. Kolektif sahnelerde ritmik disiplin güçlü yolu ancak ifade katmanlarında zaman zaman yüzeysellik hissedildi. Yine de finalde koronun yükselen sesi, bireysel trajediyi toplumsal bir yankıya dönüştürdü. Bu bağlamda koro, Aristotales’in tragedya anlayışındaki “Katharsis” işlevini hatırlattı.

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu

VAROLAMAYAN AŞKIN TRAJEDİSİ

Romeo ve Juliette ilişkisinde aşkın kırıntısı dahi yoktu. İçinde her şeyin olduğu ama “aşk”ın olmadığı, (oynanmadığı) bir eser izledik. Şunu da eklemek isterim: Opera dünyanın en zor sanatı. Neredeyse açlık sınırının altında kalan maaşlarıyla sanatlarını icra eden sahne emekçilerini kutluyorum. Umarım bir gün yurt dışında çalışan meslektaşlarıyla yakın ücret eşitliğine kavuşurlar.

SON SÖZ: ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN ŞİDDETİ

Geçmişte aşk için, toplumsal şiddet döngüsünde kendilerini imha eden Romeo ve Juliette şimdi ne yapıyor?
Love bombing, gaslighting, ghosting…

Funda Gökgücü

Romeo Ve Juliet: Toplumun Şiddet Döngüsünde Aşkın Varoluşu

Psikoterapiye Ne Zaman Gitmeliyim?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu