Erbil KarakoçKÖŞE YAZILARI

Hayat Zengindir! – Erbil Karakoç yazdı…

Yağmur bulutlarda toplanıyor
Yeni bir hayatı filizlendirmek için…
– Erbil Karakoç

Şu kör olası zenginlik kaç insanın canını yaktı? Tarihin başlangıcından bu yana kaç insan zengin olmak parayı bulmak ve rahat etmek adına hayatlarını yaşayamadan yok olup gittiler? Yine zenginlik uğruna kaç insan kaç insanı katletti?

Peki insan sonunda zengin oldu mu ? Evet belki birileri zengin oldu. Yani.  Kimileri saraylarda yaşadı. En güzel hamamlarda yıkandı. En güzel elbiseleri giydi. Peki mutlu olabildiler mi ? Benim cevabım elbette hayır. Zenginliğin peşine düşen insan kendisi zengin olamadığı gibi etrafındakileri de fakir bıraktığının farkına varamadı. Üstelik onca acılar ve ıstıraplarla. Hem de hayat fakiri!

Çünkü para ve hırs uğruna düşmanlarını çoğalttı. Zengin olmak uğruna canlar yakan kişi, gecede kendini boğacak ayak seslerini dinlemekten, esen rüzgara kayıtsız kalmadan dans eden ağaçların dansını duyamazdı. Kuru dal parçasının çıkardığı keman sesinden bir hayalet yaratması kaçınılmazdı. Zengin olmak isteyen insan hep ihtiyaçlarından daha fazlasını istedi. İstedikçe de daha fazlası az geldi bir türlü yetmedi. Bundan sonrada yetmeyecek. Oysa zengin olan tek bir şey vardı: “Hayat ve hayatı var eden doğa.”

Bir gecenin yerini sabah ışıklarına bırakması zenginlikti. Kimsesiz ırmaklarda toplanan kuş sürülerinin şarkıları zenginlikti. Toprağa düşen tohumu yeşertmek için bulutlarda toplanan yağmur damlaları zenginlikti. Yeni doğmuş bir tayın uçsuz bucaksız yeşil çayırlarda koşması zenginlikti. Kartalın mavi göklerde süzülmesi, serçelerin akşam olunca bir ağaç dalında topluca ötüşmeleri zenginlikti. Say sayabildiğin kadar.

Elbette bu zenginlikleri keşfedenler de oldu. İlk keşifçiler şairlerdi. Doğa üzerine insan üzerine sevda üzerine kahramanlıklar üzerine  ölüm üzerine hasret üzerine onca güzel şiirler yazdılar. Bin yıllar bin yılları kovaladı, hala o şiirler dillerimizdedir. Hayatımızdadır. İhtiyacımız olduğu anlarda en çok o şiirlere sarılırız. Özlemimizi hayatımızı anlatır bize o şiirler. Elma bahçelerinde ıslık çalıyorsak ya da kör karanlık bir sokaktan geçiyorsak ilk önce o şiirler dilimize dolaşır. Sonra romanlar vardır. Öyle nadir öyle güzel romanlar ki hiç bitmesin isteriz. Okudukça damağımızda ruhumuzda benliğimizde bıraktıkları aromanın keyfi tarifsizdir. Sonra resimler vardır. Sinemalar. Tiyatrolar. Yani sanat vardır. Doğadan alıp insana insanın hediyesi olan sanat!

Hayat zengindir yeter ki biz “insan kibrimizden” kurtulup hayatın bize sunduğu olanakları içselleştirmeyi bilelim.
Yok etmek uğruna değil yaşatmak uğruna sahip çıkalım doğaya.

Bu yazı kaleme alınırken bir yanımız bahar bir yanımız ise hepimizin korktuğu bir salgın belası. Evlerimize kapandık uzaktan geçmekte olan zamana bakıyoruz. Yorucu bir hayatımız var. Hepimizin önceliği ekmek kavgası. Böyle olması çok doğal ve çok anlaşılabilir!

Ancak tam da bu zamanlarda anlamalıyız “paranın bizi bir yerlere götürmeyeceğini.” Paramız olsa dahi eve kapanmak zorunda kalacağımız günlerin olabileceğini. Daha güzel bir dünyayı var etmek için daha fazla insan yanımızı ortaya çıkarmalıyız. Yani sanatımızı daha fazla sivriltmeliyiz. Daha çok şiir yazmalı insan daha çok hikaye anlatmalı ama önce başkalarının hikayelerini de dinlemeli insan.

Çünkü zengin olan hayat-doğadır insan değil!

Erbil Karakoç

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı