KÖŞE YAZILARIVeysel Boğatepe

Kadınlar ne ister, Erkekler neyi bekler? – Veysel Boğatepe yazdı…

“Para kapıdan girmeyince aşk, pencereden uçup gider.”

Yanıtını kendim verebileceğim bir yazıya soru ile başlamak, benim için nadir düşebileceğim müşkül durumlardan birisidir. Söz konusu kadınlar olunca, otuz yıl boyunca kadınlar üzerine araştırmalar yapan Sigmund Freud’un “Henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıl süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım bir soru var: Kadınlar ne ister?” şeklindeki çaresizliğini dışa vuran bu sözünü anımsarım. Peki o günden bugüne ne değişti? Yanıtınız çok şey değişti ise buna kadınların değişmediğini de ekleyebilirsiniz ancak burada bir parantez açıp hemen belirtmeliyim ki günümüzde “Kadınları Anlama Kılavuzu” gibi kendini dahi anlayamayan bildik, sıradan ve klişe yazılar, bol ağdalı ve popülist sloganlarla yayınlanan ve toplumun gözüne sokulan dekoratif kitaplar ve hatta kendilerine aşk doktoru titr’ini veren hibrit tiplerin değil kadını anlaması, kadın olgusunun ne olduğunun ayrımında bile değillerdir. Yazdıkları ve reklam desteğiyle sundukları, kadının tırnağına oje ya da gözlerine rimel olmaktan öteye gidemiyor çünkü hepsinin ortak paydası, dürtüsel olarak kadının duygusunu gıdıklamaktır.

Haklı olarak diyeceksiniz ki; ‘tamam da birader sen ne diyorsun bu konuda?’ Şayet mizah anlayışınız cinsellik ve küfürün üstünde ise beni anlayacağınızı umuyorum fakat hemen bir parantez içinde belirtmeliyim ki bu yazı kadınları anlama kılavuzu falan değildir. Bu yazıyı referans alıp ikili ilişkilerinizi yönlendirmeye çalışırsanız bütün sorumluluğu da üstlenmiş olursunuz. Anlaştık mı? Öyleyse yazı başlığını oluşturan sorudan ne anladığıma ve verebileceğim yanıta geçebiliriz. Bana göre kadınların ne istediğini keşfetmeden önce ne olup olmadığına biraz kafa yormak gerekiyor.

Etek ile elbise arasındaki fark

Kadınların davranış ve alışkanlıklarını anlamak, ihtiyaçları ile ihtiraslarını kavramak, etek ile elbise arasındaki farkı ayırt etmek kadar hassas bir ayrıntıdır. Erkek dehasının, kadın bilmecesini çözebilmesi ve onunla sakin, huzurlu bir yaşam sürdürebilmesinin şifrelerini Freud otuz yıl harcamasına rağmen çözemediğine göre bizde en fazla zorlayabiliriz. O halde işe kadınların karşı cins olmadığını, tamamen farklı bir türe, familyaya ait olduğunu kabul ederek başlayalım ama burada uyarımızı da yapalım. Kadın milleti o kadar da anlaşılmaz varlıklar değillerdir fakat yine de birçok yönleri ile halen bize gizemli geldikleri de kesindir. En azından öyle olmasalardı kafayı onlarla bozmaz, gerçek kişilik ve kimliğimizden yani özümüzden soyutlanıp biçimsel farklılıklara ve şekilciliğe yönelmezdik. Bu yapay değişim, onların istediği erkek olma yolunda atılan ilk adımdır ve gerisi kendiliğinden gelecek, kısa süre sonra her şey birbirini tekrar edecektir.

Peki, bir erkek bir kadında, kızda ne aramalı? Önce nefes almalı… şaka! Tabii ki bir cesetle birlikte olmak istemeyebiliriz ama sosyal anlamda onun yaşadığını gösterir tüm sinyalleri toplamamız ve bundan sonra bir karara varmamız en doğal, en doğru yol olacaktır. Şimdi bu ipuçlarından hareketle onların derinliklerine saklanmış sır dolu yaşamlarına göz atabiliriz.

Çıkmak mı, nereye?

En başta söylemeliyim ki, çıkmak veya birlikte olmayı düşündüğünüz kadınlar genellikle anlaşılması zor olan kadınlardır ki, tavsiye etmem. Özellikle bu kadınlar anlaşılmaz bir tutum sergilerler fakat onlarda diğerleri gibi anlaşılmak, sevilmek, okşanmak ve hatta sevişmek isterler. Bu durumda çekici bulduğunuz bir kadına yaklaşıp dürüstlük taslamanın bir yararı olacağını düşünüyorsanız fena halde yanılırsınız. Buna en bariz örnek bizzat bu yazıyı yazan kişi, yani benim. Mesela; “Merhaba, ben Ahmet. Sizi acaip çekici buldum. Şah damarımdaki kanın hızını uğultu halinde duyuyorum. Hadi size gidelim, şıkıdım, şıkıdım oynayıp al bana, mor sana yapalım.” mı dersiniz? Eğer bir hıyarlık edip de buna benzer şeyler söylemeye kalkışırsanız, inanın ‘şap’a oturursunuz. Çünkü dobracılığın modası 60’larda toprağa verildi, sizlere ömür. Peki, çıkmak istediğiniz bir kadını nasıl tanıyacaksınız, nasıl bir yol izlemek gerekiyor? Bütün mesele aslında sizin ona gideceğiniz yolun nasıl aşılacağı noktasında düğümlenmektedir. İşe öncelikle omuzlarınızın üstünde taşıdığınız o yuvarlak saksıyı biraz silkeleyip, kadınlar hakkında ne bildiğinizin ayrımına varmakla başlayabilirsiniz.

Diyelim ki en başta arkadaştınız ve zamanla ona karşı duygularınızda değişiklikler oldu. İşte bu durumunuz tam anlamıyla iğneyle kuyu kazmaya veya atomu parçalamaya eşdeğer bir durumdur. Çünkü, arkadaşlığı duygusal boyuta taşımak, sanılandan daha zor bir durumdur. Çoğunlukla bu tür girişimler, karşı tarafın vereceği: “Aramızdaki arkadaşlığı yıkmak istemiyorum” şeklindeki bir yanıtla son bulur. Bu ve benzer şekilde kurulan her cümlenin sizin için kesin anlamı şudur: “Seni çekici bulmuyorum”. Siz bu durumda kuyruğunuzu kıstırıp köşenize çekileceksiniz veya çok çetin bir savaşın içine gireceksiniz. Yani artık ölümlerden ölüm beğenebilir, en yakışıklı cesede sahip olabilirsiniz. Karar vermeden evvel iyi düşünün derim ama yine de karar sizin zat-ı şahanenize kalmıştır. Ben yine de bu konuda ki uyarımı yapayım; şayet ben bu işin peşini bırakmam diyerek tercihinizi savaşmaktan yana kullanırsanız işiniz oldukça zor olduğunu peşinen söyleyeyim. Abartmıyorum, sizin ve onun inatçılığına göre 4-5 yıl sürdükten sonra ondan vazgeçmek zorunda kalacaksınız.

Flört döneminde iki tarafta oyuncudur

Masum flörtlerde kendini ifade etmenin bir yoludur. Birini, bir şekilde bulursunuz, tanışırsınız, tanıştırılırsınız ve ilk adımı atarsınız. Ancak ikinci adımı da nereye atacağınız ilk adım kadar önemlidir. İlk başlarda birbirinizi henüz tanımadığınız için sanki Alice’nin harikalar diyarında hissedersiniz kendinizi. Mutlu ve umutlusunuz. Her şey çok yeni ve tazedir. Kendinizi nasıl tanıtmak isterseniz o şekilde tanıtırsınız veya ifade edebilirsiniz. Bazı durumlarda abartı sanatına sığınıp, başkasında gördüğünüz özellikleri sizdeymiş gibi sıralayıp koltuk altlarınızı şişirebilirsiniz, sorun yaratmaz. Sinemaya, tiyatroya, parka, diskoya, yemeğe ve tabii ki tatile dahi birlikte gidebilirsiniz. Adeta dünyayı bir kez daha birlikte keşfetmenin heyecanını yaşayabilir hatta ayaklarınız yerden kesildiğinde uzaya çıkan ilk iki insanın sizler olduğu hülyasına bile kapılabilirsiniz. Ama bunların hepsi bir ütopyadan ibarettir ve geçicidir. Çünkü bilinç altınıza bastırdığınız sorunlar henüz bir bahar dalı gibi taptazedir. Fakat zamanla sorunların ve sevinç kalıplarının aslında geçici değil de kronik olduğunu anladığınızda artık her ikiniz için de başlangıcın sonuna yaklaşılmıştır. Ama olsun, bu durumlarda bile bir kadınla yaşamı sürdürebilmenin birkaç yolu vardır mutlaka.

Her neyse artık bir kadınla flört etmenin, birlikte yaşamanın en kestirme yolunun her şeyi kolay unutabilir bir hafızaya sahip olmaktan geçtiğini unutmayın. Çünkü kadınların sizden bekledikleri en önemli detaylardan birisi de onda gördüğünüz olumsuz hal ve tavırları çabucak unutmanızdır. Ve yine unutmayın ki, flört kelimesinin zıddı aşık olmaktır ama hiçbir şey söylememektir (!). Tabi bir de platonik aşklar vardır. Düşünün bir kere (gerçekten düşünün ama) hiçbir hayal kırıklığına uğrama ihtimali yok. Onunla konuşamadığınız için eksikliklerinden, zaaflarından haberiniz yok. Onu adeta beyninizin merkezine alıp ideal bir figür yaratıyorsunuz. Bu durumlarınızı engelleyebilecek hiçbir şey, hiçbir neden yok. Siz artık başkalarının istediği kadar değil ancak kendi isteğiniz kadar özgürsünüz. İşte ben buna kısaca platonik aşk diyorum.

Empati’den antipati yaratmak

Psikolojinin bu konudaki anahtar kavramlarından birisi de ‘Empati’dir. Yani duyarlılık ve kendini karşındakinin yerine koyarak düşünebilme yetisidir. Bilmesine biliyor herkes fakat pratikte uygulaması yoktur çünkü çoğunluk düşünmüyor. Bilgi toplumunda, bilgiden ürken, gerçeklerden korkanlar haline getirildik. Teori de çok şey bilen fakat pratikte cahil ile yarı cahiller arasında sıkışıp kalan azınlıklar haline geldik. İlk söze “beni yanlış anlama ama…” şeklinde başlayıp, söylediklerimizi karşı tarafın olduğu gibi anladığı yanılgısına düşmekten kurtulamıyoruz. Artık sorgulamanın kaçınılmaz olduğu durumda işte o gerçekle karşı karşıya kalıyorsunuz. Seni anlıyorum diyen kişinin yanlış anladığını, aslında hiçte dinlemediğini görüp harcadığınız zamana ve emeğe hayıflanıyorsunuz. Oysa siz, romantizmi biraz daha köpürtüp bazı geceler evinin önünde küçük ümit kırıntılarının verdiği özlemle penceresine bakmayı hayal ederken hani -belki fark eder de- bir kerecik olsun dönüp bakmasını ümit edersiniz. Fakat her şey sizin hayal gücünüzde ve bakış açınızda yaşanmaktadır. O merkeziyetçi ben egonuz ancak bu şekilde tatmin olmaktadır ve başka türlüsü de mümkün değildir. Çünkü, en başta kimlik ve kişiliğinizden soyutlanıp kendinize yabancılaşmış, başkasının istediği kalıbın şeklini almayı kabullenmişsiniz. Artık bu şekilde devam etmeyi sürdürürseniz bileğinize kuvvet, Yalova’ya kadar kürek çeker durursunuz.

Bu gibi durumlarda yapmanız gereken tek şey, kendinizle olan kavgayı bitirmek ve barışı sağlamaktır. Başlanılan veya başlanılması düşünülen her ilişkinin, her iki taraf için de doğru ve sağlıklı bir iletişimden geçtiğini unutmayın. Monologlar ancak tiyatro oyunlarında olur ve yaşam bir tiyatro oyunundan ibaret değildir. Egonuzun ve bakış açınızın biraz olsun dışına çıkmayı, birbirinizin pencerelerden bakmayı, sorunlara objektif yaklaşıp akılcı çözümler üretmeyi denerseniz mutluluğa giden yolun öyle zannedildiği gibi zebaniler tarafından kapatılmadığını da göreceksiniz. Ama her şeyden önce artı ve eksilerinizle kendiniz olmayı asla unutmayın.

Şimdi bu yazının toplamından yine başa dönüyoruz ve soruyoruz: ‘Sahi kadınlar ne ister?’

Veysel Boğatepe

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı