Asya KafkasyalıKÖŞE YAZILARI

Büyük Yazar Victor Hugo 220 Yaşında – Asya Kafkasyalı yazdı…

Paris‘te bir gün bir yayınevinin kapısından içeri on üç, on dört yaşlarında bir çocuk girer. Koltuğunun altındaki bir tomar kâğıdı işaret ederek ‘Şiirlerim’ der;‘Bastırmak istiyorum’. Yayınevi sahibi gülümseyerek ‘Şiir satılmıyor ki’ der. ‘Benim şiirlerim satılır ama hata ettiniz. Bu ilk şiirlerimi basacak olsaydınız, sonraki tüm eserlerimin basım hakkını size verecektim. Büyük bir servet kaybettiniz’ der ve arkasını dönüp çıkar gider. Daha sonraları gülüp geçtiğine kimbilir ne pişman olmuştur yayınevi sahibi. Ne bilsin, o sırada – geleceğin dahi yazarı olacak olan – Victor Hugo‘yu reddettiğini.

26 Şubat 1802’de Fransa‘nın Besançon şehrinde doğdu Victor Hugo. Sonraları generalliğe kadar yükselecek olan yüzbaşı babası Napolyon‘un ordularıyla oradan oraya gittiği için, çocukluğunun önemli yılları İtalya ve İspanya’da geçti. Bu güneşli ülkelerin romantik ruhunun, cıvıl cıvıl renkli yaşantısının yanısıra, sahip oldukları kültür ve tarih zenginliği küçük Victor’u derinden etkileyerek, ondaki ilk romantik duyguların gelişmesine önayak oldular. Babası kendisi gibi onun da asker olmasını istiyordu ama Victor Hugo edebiyatın ruhunu gittikçe daha çok sardığını hissederek, daha onyedi yaşında ilk edebiyat dergisini (Conservateur Litteraire) çıkardı ve kısa zamanda birbiri ardına, hepsi de büyük hayranlık uyandıran eserler vermeye başladı. Dehası daha o yıllarda kabul edilmeye başlanmıştı. Ayrıca ikinci tiyatro eseri olan Ernani‘nin büyük sükse yapmasıyla, genç Hugo edebiyatta Romantik Akım’ın öncülüğünü de ele almış oluyordu (1830). Aynı yıl, aralarında ilk büyük romanı olan Notre Dame de Paris‘in de olduğu epey yapıt tamamlamıştı.

Ama o çağlarda hemen hemen her sanatçının kaçınılmaz kadersel çilesi olan para sıkıntısı Hugo’nun da hayatı boyunca yakasını bırakmadı. Bu yüzden ilk yıllar iyi giden evliliğindeki mutluluğu da gölgelenmeye başlamıştı. Fakat hepsinden daha korkuncu, 1843’te çok sevdiği kızı Leopoldine’nin ölümü oldu. Bu olayın üzerine on yıl boyunca eser vermedi Hugo. Zamanla siyaset hayatına atıldı. Bu vesileyle uzun yıllar Belçika ve İngiltere’de sürecek olan sürgün hayatıyla da tanıştı. III. Napolyon’un tahttan indirilmesinden sonra 1870’te Fransa’ya döndüğünde büyük bir halk kahramanı ve Cumhuriyet savaşçısı olarak karşılandı. 1876’da Paris’ten Senato Üyesi seçildi.

Ardında, hepsinde ölümsüz gerçeklerin dile getirildiği, birbirinden değerli pek çok yapıt bırakan Victor Hugo, 22 Mayıs 1885’te Paris’te hayata gözlerini yumarken, dünyaya ayrıca, çağlar boyunca ışık tutacak bir kültür mirası bıraktı. Les Miserables (Sefiller) idi bu muhteşem mirasın adı.

LES MISERABLES (SEFİLLER)

Victor Hugo Sefiller

‘BEN VERDİM’ diyordu polislere Digne piskoposu Charles François! Bir gece önce evinde zoraki misafirken, gümüş takımları çalıp kaçan ve yolda polislere yakalanıp karşısına getirilen, cezasını yeni doldurmuş yılların kürek mahkumu Jean Valjean için. Şaşkına dönen polisleri gönderdikten sonra da sözlerine şöyle devam ediyordu : ‘Jean Valjean, kardeşim, sen artık kötülüğün malı değilsin, iyiliğe aitsin. Senden ruhunu satın aldım. Onu kara düşüncelerden, kötülük düşüncesinden çekiyorum, Tanrı’ya veriyorum. Bu sözlerle, hayata son derece kızgın ve kindar olan bir kürek mahkumunun muhteşem bir insanlık örneğine dönüşmesini sağlarken; mutlak sevginin, iyiliğin ve affetmenin gücünün karşısında hiç bir karanlığın dayanamayacağını insanlığa da sergilemiş oluyordu Charles François.

Bu büyük romanı üzerinde Guernesey’deki sürgün yıllarında uzun uzun çalışmıştır Victor Hugo. Çeşitli aralıklarla kesilen ondört yıllık bir çalışmadan sonra 1860’ta tamamlandı bu muazzam yapıt. Daha ilk yayınlanışından itibaren, insanlığa ışık tutan en muhteşem eserlerden biri olarak edebiyat dünyasının baş köşesinde yerini aldı. Dünya durdukça da, çağlar boyunca köşesinden ışığını vermeye devam edeceği de şüphesiz…

Asya Kafkasyalı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu