Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Ölü Doğa Resmi – Bülent Bakan yazdı…

Kürenin her yerinde nano boyutta zorbanın av sezonu başta sağlık çalışanları olmak üzere devam ederken en çok keyif veren şeyin günlük gazeteme ulaşmak olduğunu fark ettim. Gerçi artık kürenin en ucra köşelerinden biri olan burada kâğıdın üretiminden vazgeçilmiş kürenin salgına ve onca kayba rağmen üretimden vazgeçmeyen noktalarından gelmiş kâğıda basılı harflerin kokusunu bırakmak isteyen için mümkün. Dijital gaste hiç ilgimi çekmedi. Uluslararası bilgi öğütme çürütme ve morartma ağı da benim için çok uzak. Ben kâğıdı seviyorum. Hem de en mantarlısından en küflüsünden en sarartılmış olanları, abartmış olmasam el yazmalarının peşine düşesim var. Bugünün izleri nedense en çok on beşinci yüzyılda var!  Covid 1984’ün yarattığı ekonomik çökelti yakamızı bıraksa o da olurdu muhtemelen. Bugün okunan metin ne kadar antika ise neredeyse o kadar değerli benim gibi Tebeşir Çağı’ndan kalanlar için.

Açık havanın iç mekânlara göre hükmen galip geldiği yaklaşan azgın sonbahar öncesi son yazdan kalma sabahta muhtemelen 1918 kuş gribinden sağ çıkmış kargaların su içtiği bir noktada gazetemi her zamanki gibi en son sayfadan okumaya başladım. Sekiz sütuna manşetteki felaket haberlerini sona bırakarak gerilimi erteleme taktiğim işe yaramadı. Küreyi saran bilcümle farklı cins ve cibilliyetteki öldük-bittik haberleriyle uslulararası uzay istasyonunda ultra Covid 1984’e yakalanmış bir astronot gibi gerildiğimi hissettim.

Bir zamanlar hapishane kaçkınlarının kaçmamaları için gönderildiği kürenin Homon Sapiens’in son uğrak noktasında nesli tükendiği için sadece adanın birinde mahsur kalmış dört ayaklı kara kuru canavarın (Sarcophilus harrisii) adasında üç yüz seksen okyanus memelisi (Globicephala fashismus melas) karaya vurmuştu. Büyük çabalar ile kurtarılanlar bile kum tepelerinin sığladığı sulara çark etmişti. Sosyal medyaya meraklı bu irticacı hayvanlar sürüler halinde seyrediyorlar ve takip ettikleri alfa kafayı sıyırıp da rotayı olmadık yerlere kırdığında -Dur Ne Yapıyorsun Sen! demekten çekinip eksiksiz onu takip etmek gibi bir zaafları var. Yaralı veya zor durumda olan 7 metre ve 3 ton civarındaki hemcinslerini de terk etmeyi hazmedemiyorlar. Çekik gözlü ada sakinleri yakalasa kökünü kurutmak için çekik gözlerini bile kırpmayacağı bu değerli sualtında uçmaya meraklı güzel yaratıkların Weimar meraklısı eylemi neden yaptığı etik bilimin (butik sanat?) ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu arada son durakta küresel ısınmanın ısıtmaktan çekinmediği çalılıklar durduk yerde tütmeye başladığından hem de on bir milyon kilometrekare hem de onlarca noktada birden aynı anda yanmaya devam ettiğinden nadir bulunan kitaplar gibi değerli nesli tehlikede olan hayvanlar içler acısı sahneler ortaya çıkarıyor. Yangını söndürmek için denizden su toplayan uçaklar yangına milyonlarca mikro-plastik top atıyor. Poşetler ve pet şişelerden gelen mikro plastikler yangın yerinde karnaval havası gibi sahneler yaratıyor…

Uzaydan bile kolayca görülebilen duman fırtına öncesi yağmurlara ilave şimşek gök gürültüsü ile milli piyango bileti büyük ikramiye dağıtır gibi yeni yangınlara neden oluyor. Bu fırtınalar bonus olarak yangınlar ile beraber yeni yetme kıtada da tam gaz devam ediyor. Tayfunlar karaya temas ettikleri noktada Covid 1984’ün etkisini unutturup daha büyük yıkımlara ve acılara yol açıyor.

Yangınlar nedeniyle yerlerinden olan böcekler özellikle bir tür sivrisinek (Hypocerides nearcticus deyyus-Phoridae) ve (Anabarhynchus hyalipennis deyyus-Therevidae) bu yangınlardan sayısal olarak çoğalarak ve saldırganlaşarak ortalığı teröre boğuyor. Canından bezen başıbüyük hayvanlar kaçarak kurtulmak için yanmaya devam çayırlara otlamaya gidiyorlar.

Kürenin bir kahve tepsisi olduğunu ve hatta ısınmak bir yana buzlu limonata kıvamında olduğunu iddia edenler orada burada dolanırken bunlardan Sana ne? diyenler için son söz. Böyle bir buhranda ölü doğa resmi yapmak içimden gelmiyor demek için bu kadar laf-ı güzaf. Kürenin başı Homo Morgenthau’lar ve onların yardakçıları Homo Deyyus’lar ile belada. Küre can çekişmeye ve ölmeye devam ediyor. Küresel vahşi yaşam popülasyonu 1970’den bu yana yüzde altmış sekiz oranında düşmüş, sadece Karaiplerde bile yüzde doksan sekizler seviyesinde iken kürenin buz kütlesinin kapladığı alanın yüzde yetmiş gerilediği biyo-çeşitliliğin tehdit altında olduğu doğanın can çekiştiği bir kürede ölü doğa resmi yapmak içimden gelmiyor.

Küresel ve yerel çöküşle ve Covid-1984 ile mücadele için etik bilim ve butik sanattan başka bir ilacımız yok. Bu nedenle duvarlarınız boş kalmasın. Sadece duvarlarımız değil sokaklarımız, caddelerimiz, meydanlarımız, köy yollarımız ve köy meydanlarımızda etik bilim ve butik sanat ile dolsun. Birazcık kafamız çalışsın ve yüreğimiz serinlesin.

Bülent Bakan

"Yazı"nın Sanat Serüveni 1 - Bülent Bakan yazdı... 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı