BlogKÖŞE YAZILARIKÜLTÜREL MİRASŞeref Umut Ersop

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e Lodosçuluk Mesleği

UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Çerçevesinde Bir Değerlendirme

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e Lodosçuluk Mesleği: UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Çerçevesinde Bir Değerlendirme – Şeref Umut Ersop yazdı.

“Gökyüzüne bakarak denizi koruyanların bilgisi,
Lodosçuluk adıyla hafızada yaşar.”

Lodosçuluk, Anadolu’nun kıyı bölgelerinde yüzyıllar boyunca denizcilik ve balıkçılık faaliyetleriyle birlikte gelişmiş, rüzgâr ve hava olaylarına ilişkin geleneksel bilgiye dayalı bir meslektir. Bu çalışma, Lodosçuluğu Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet dönemleri bağlamında ele alarak, mesleğin tarihsel sürekliliğini ve dönüşümünü UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Lodosçuluk, kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü bilgi sistemi, toplumsal işlevi ve insan-doğa ilişkisini yansıtan niteliğiyle somut olmayan kültürel mirasın önemli örneklerinden biri olarak ele alınmaktadır.

Somut Olmayan Kültürel Miras Çerçevesi

UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, somut olmayan kültürel mirası; toplulukların, grupların ve bireylerin kültürel kimliklerinin bir parçası olarak kuşaktan kuşağa aktardıkları uygulamalar, temsiller, bilgiler ve beceriler olarak tanımlanır¹. Bu çerçevede geleneksel doğa bilgisi, çevreyle kurulan ilişkiler ve sözlü aktarım yoluyla sürdürülen meslekler önemli bir yer tutar.

Lodosçuluk, doğrudan doğa gözlemine dayalı olması, yazılı değil sözlü bilgiyle aktarılması ve toplumsal yaşamı düzenleyici bir işlev üstlenmesi nedeniyle UNESCO’nun “doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar” başlığı altında değerlendirilebilecek nitelikler taşımaktadır. 2

Eski İstanbul’da, deniz kenarında dolaşarak lodos ya da başka fırtınaların kıyıya sürüklediği nesneleri toplayan, sığ sularda kumları eleyip satılabilecek şeyler arayan kişilere Lodosçu adı verilirdi. Lodosçuluk genellikle kuşaktan kuşağa aktarılan bir uğraştı ve bu işi yapan ailelerin kendilerine ait, herkesçe bilinen çalışma bölgeleri bulunurdu.

Lodosçular, bel hizasına kadar uzanan çizmeler giyer; yanlarında ise kumun yapısına göre farklı gözeneklere sahip elekler taşırdı. İstanbul halkı arasında, bu kişilerin denizin içinde ya da kumların arasından son derece kıymetli eşyalar çıkardığına dair pek çok söylenti dilden dile dolaşırdı. 3

Yaşar Kemal, ‘Deniz Küstü’ adlı romanında Lodosçuluğu;

“Lodosçuluk İstanbul şehrinde kadim zanaattır, helal ekmektir. Ta Bizans’tan beri sürüp gider.
Her lodos sonu rüzgar denizin altını üstüne getirdikten, deniz dibinin kumunu, çakılını, yosununu, kabuğunu, taşını alıp kıyıya döktükten sonra Lodosçulara gün doğar. Daha gün ağarırken, denizin altı apaydınlık olur, dışarıdan daha ışıklı, ışıklar yansıyarak birkaç misli çoğalır ve Lodosçuların şahin gözleri işe yarayacak öteberileri seçmekte güçlük çekmez.” diye anlatmıştır. 4

Lodosçuluk mesleği, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte kıyı ve ada topluluklarında özellikle yaygındır. Marmara ve Ege Denizi kıyıları ile İstanbul Boğazı çevresindeki Adalar, lodos rüzgârının deniz ve kara yaşamını doğrudan etkilemesi nedeniyle mesleğin en yoğun uygulandığı bölgeler olarak öne çıkmıştır. Adalarda yaşayan topluluklar, kara ile sınırlı bağlantıya sahip olduklarından deniz ve hava koşullarını önceden bilmek zorundadır. Bu nedenle Lodosçuların gözlemleri, günlük yaşam ve balıkçılık faaliyetleri için hayati bir öneme sahiptir.

Lodosçunun uyarı ve öngörülerine dayanarak limana çıkış, balıkçılık seferleri veya deniz ulaşımı kararlarını alır, böylece toplumsal bir güven mekanizması oluşmuştur. Kıyı şehirlerinde de Lodosçuluk uygulanmakla birlikte, modern liman ve denizcilik sistemlerinin gelişmesi nedeniyle meslek fonksiyonel açıdan daha kısa sürede dönüşüme uğramıştır. Buna karşın Adalarda, deniz ve rüzgâr koşullarına bağımlılık,

Lodosçuluğun hem pratik hem de kültürel açıdan yaşamasını sağlamıştır. Bu bağlamda Adalar, Lodosçuluğun hem toplumsal dayanışmayı destekleyen hem de doğa bilgisiyle bütünleşmiş en somut örneklerini barındıran coğrafi alanlar olarak değerlendirilebilir.5

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Lodosçuluk

Osmanlı İmparatorluğu’nda denizcilik, ticaret ve askeri seferler açısından stratejik bir öneme sahip olmuştur. Marmara ve Ege liman kentlerinde rüzgâr bilgisi, seyrüsefer güvenliği için vazgeçilmez öneme sahiptir.  Lodosçuluk, denizciler ve balıkçılar tarafından başvurulan geleneksel bilgiler olarak öne çıkmıştır. Osmanlı döneminde Lodosçuluk, resmi bir ünvan olmaktan ziyade toplumsal kabul görmüş bir uzmanlık alanı sayılmıştır.  Lodosçular, gökyüzü hareketleri, denizin rengi, rüzgârın kokusu ve hayvan davranışları gibi göstergeler üzerinden öngörülerde bulunurdu. ³ Bu bilgi sistemi, usta-çırak ilişkisi yoluyla aktarılır ve sözlü kültürün bir parçası olarak yaşatılırdı. Dönemin seyahatnameleri ve denizcilik anlatıları, rüzgâr bilgisinin gündelik yaşam üzerindeki belirleyici etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 6

Cumhuriyet Döneminde Lodosçuluğun Dönüşümü

Cumhuriyet döneminde modernleşme süreciyle birlikte meteoroloji bilimi kurumsallaşmış, hava olayları ölçüm ve gözlem istasyonları aracılığıyla bilimsel yöntemlerle takip edilmeye başlanmıştır. 7 Bu gelişme, Lodosçuluğun pratik bir meslek olarak kullanım alanını daraltmıştır. Ancak Lodosçuluk tamamen ortadan kalkmamış; özellikle küçük ölçekli balıkçılık yapan kıyı topluluklarında geleneksel bilgi olarak varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyet dönemi basınında yer alan röportajlar ve yerel gazete haberleri, yaşlı balıkçıların hâlâ lodosu “gökyüzünden okuyabildiklerini” vurgulamaktadır.8  Cumhuriyet dönemi basını, lodosu ve etkilerini ağırlıklı olarak modern meteoroloji ve denizcilik bağlamında ele almış; bu çerçevede geleneksel Lodosçuluk mesleğine doğrudan atıflar sınırlı kalmıştır. Özellikle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan haberlerde lodos, çoğunlukla deniz ulaşımını aksatan, balıkçı teknelerinin denize açılmasını engelleyen ve ekonomik sonuçlar doğuran bir doğa olayı olarak sunulmuştur.9 Geçmiş zamanda çıkan gazetelerde; şiddetli lodos nedeniyle balıkçıların  limanda beklemek zorunda kaldıkları, bunun da balık arzını düşürerek fiyat artışlarına yol açtığına dair haberler yapılmiştır. Cumhuriyet dönemi lodosun artık bilimsel ve ekonomik bir sorun olarak ele alındığını göstermektedir. 10 Bununla birlikte, bu tür haberlerin satır aralarında lodosun balıkçılar üzerindeki belirleyici etkisinin devam ettiği ve özellikle küçük ölçekli kıyı balıkçılığında deneyime dayalı bilgilerin hâlen önemini koruduğu anlaşılmaktadır.

Cumhuriyet dönemi basınında yer alan bazı röportajlar ve yerel haberler, yaşlı balıkçıların lodosu gökyüzü, bulut hareketleri ve rüzgârın kokusu gibi işaretlerden “okuyabildiklerini” ifade ettiklerini aktarmaktadır. 11 Bu durum, modern meteorolojik bilginin yaygınlaşmasına rağmen Lodosçuluğun tamamen ortadan kalkmadığını; aksine pratik bir meslek olmaktan çıkarak kültürel hafızanın bir unsuru haline geldiğini ortaya koymaktadır. Cumhuriyet gazetelerinde lodosun bilimsel ölçümler ve resmî uyarılar üzerinden ele alınması ile geleneksel lodos bilgisine yapılan dolaylı göndermeler arasındaki bu fark, modern bilgi ile geleneksel bilginin karşılaştırıldığı sembolik bir alanın oluştuğunu göstermesi bakımından önemlidir. Cumhuriyet’in erken dönem basınında, özellikle 1930’lu yıllarda yayımlanan haber ve röportajlarda lodos, yalnızca meteorolojik bir olgu olarak değil, denizle iç içe yaşayan balıkçıların deneyim bilgisiyle ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Bu dönemde Cumhuriyet gazetesinde yer alan bazı kısa haberlerde ve liman röportajlarında, balıkçıların lodosu bulutların seyri, rüzgârın yönü ve denizin rengi gibi işaretlerden önceden kestirebildikleri ifade edilmiştir.12 Bu tür haberler, henüz meteoroloji kurumlarının yaygın ve düzenli uyarı mekanizmaları geliştirmediği bir dönemde, Lodosçuluğun balıkçılar için hayati bir bilgi alanı olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. 1930’lu yıllara ait bu basın yansımaları, Cumhuriyet’in ilerleyen dönemlerinde lodosun daha çok bilimsel ölçüm, fırtına uyarıları ve ekonomik etkiler çerçevesinde ele alınmasıyla karşılaştırıldığında, geleneksel bilgi ile modern bilginin dönüşümünü izlemek açısından önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.

1939 yılında İstanbul’da geçimlerini, denizin kıyıya sürüklediği beklenmedik şeylerden sağlayan yaklaşık 150 kişilik bir topluluk olduğu biliniyor; bunların 50’si kadın, 25’i ise çocuktur. Aynı dönemde çıkan Akşam gazetesinde yayımlanan bir röportajda; şehrin çöplerinin denize döküldüğü Kumkapı, Çatladıkapı, Davutpaşa ve Yedikule sahillerinde “Lodosçular” olarak anılan bu insanların yoğunlaştığı anlatılmaktadır. Lodosla birlikte kıyıya vuran atıkların arasında zaman zaman değerli mücevherlere rastlandığı da aktarılır. Surların denizle buluştuğu bu bölgeler günümüzde Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalma altınların bulunabildiği yerler olarak bilinir. Hatta Kaşıkçı Elması’nın da bir Lodosçu tarafından bulunduğu, ardından bir Lodosçuya üç kaşık karşılığında verildiği yönünde yaygın bir rivayet vardır.13

Lodosçuluk, işlevsel bir zorunluluktan ziyade kültürel hafızanın bir unsuru haline gelmiş, modern bilgiyle geleneksel bilginin karşılaştırıldığı sembolik bir alan olmuştur.  Lodosçuluk mesleği UNESCO kriterleri doğrultusunda değerlendirildiğinde Lodosçuluk; sözlü kültür yoluyla aktarılması, Toplumsal dayanışma ve güvenlik işlevi üstlenmesi, insan-doğa ilişkisini yansıtması, Yerel kimliğin bir parçası olması nedeniyle somut olmayan kültürel miras niteliği taşımaktadır. Bu meslek, gelişen teknoloji ile  bilimsel gelişmeler ile  işlevini yitirmiş gibi görünse de, kültürel anlam ve değer açısından korunması gereken bir bilgi alanı olarak öne çıkmaktadır.

Şeref Umut ERSOP
Tarihçi

“Rüzgârın yönünü pusuladan önce sezmek,
bir meslekten öte kültürel bir beceridir”

Ana Görsel: Atlas Tarih Dergisi (T24)

Dipnotlar

  1. UNESCO, Convention for the Safeguarding of the Intangible Cultural Heritage, 2003

2.Oğuz, M. Öcal, Somut Olmayan Kültürel Miras Nedir?, Ankara: Geleneksel Yayıncılık, 2013

  1. https://www.ntv.com.tr/galeri/sanat/istanbulun-unutulan-meslekleri,lZnPQrSh8kCLZDLgrpIrsA/1
  2. https://t24.com.tr/yazarlar/talat-kiris/lodoscular,26042

5.Halil İnalcık, “Osmanlı’da Gündelik Hayat ve Doğa Algısı,” Toplumsal Tarih 112 (2003): 18–25

6.İdris Bostan, Osmanlı Denizciliği, İstanbul: Küre Yayınları, 2009

7 .“Balıkçılar Lodosu Gökyüzünden Okuyor,” Cumhuriyet Gazetesi, 12 Şubat 1998

8.Cumhuriyet. “Lodos, balık fiyatlarını arttırdı.” 8 Ocak 2016. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/lodos-balik-fiyatlarini-artirdi-460483

9.Cumhuriyet. “Çanakkale’de lodos nedeniyle lüferin fiyatı 200 liraya çıktı.” 1 Aralık 2021. https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/canakkalede-lodos-nedeniyle-luferin-fiyati-200-liraya-cikti-1889339

  1. “Lodos Yüzünden Sandallar Limana Çekildi,”

Cumhuriyet Gazetesi , 27 Ocak 1932, s. 2

  1. “Balıkçılar Lodostan Anlıyor,” Cumhuriyet Gazetesi , 12 Mart 1934, s.3
  2. https://t24.com.tr/yazarlar/talat-kiris/lodoscular,26042
  3. “Eski Balıkçılar Havayı Denizin Dilinden Okuyor,”

Akşam Gazetesi ,  6 Şubat 1936, s. 4 ; https://t24.com.tr/yazarlar/talat-kiris/lodoscular,26042

Deprem Korkusuyla Baş Etmek İçin 7 Öneri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu