Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Panayır – Bülent Bakan yazdı…

Rakamların kürenin tamamında covid 19’a yakalanmış gibi halsizleştiği, yorulduğu, nefes darlığı çektiği ve artık bir şey ifade etmemeye başladığı günlerden birinde kafayı müzelere taktım. Kürenin kuzey yarım küresi yaklaşan sonbahara hazırlık yapan mikro zorbayı hane halkından biri gibi görmeye başlasa da zorbalık bütün kürede hâkim pozisyonunu korumaya devam ediyor. Özellikle plaj keyfinden vazgeçmeyen, her fırsatta parti yapan yeniyetme obez dünya bu konuda ilk sırada yerini almış durumda. Bilin bakalım kürenin en kötü altı performansında ikinci sırada kim var. Partilerin hiçbiriyle iyi bir geçmişe sahip olmayan eski dünyanın en eskilerinden biri de ikinci sırada. Tüm bunlar devam ederken yeni normale adapta olmaya çalışan müzelere bakıyorum. Zor durumdalar. Resimlerin aralarına sosyal mesafe koymaya çalışıyorlar. Giderek ziyaretçi sayıları düşüyor. Sırada bekleyen bir buçuk milyon farklı türde virüs familyasını düşününce müzelerin kapılarını hiç açamama riski uzaktan eğitime adapte olmaya çalışan yeni neslin hiç müze deneyimi yaşayamama olasılığı var. Gerçi mevcut neslin eğitim konusunda özellikle bilim ve sanatta iki yakası bir araya gelememiş köşelerde hangi deneyimleri doğru şekilde yaşadığı da şüpheli. Bu konuda belki yeni normale uyum gösterecek bazı yenilikler yapılabilir. Bu yenilikler için öncelikle bilim ve sanatın elitist olmaktan vazgeçmesini beklemek gerekecek gibi görünüyor.

Kürenin tamamında her seviyesinden birkaç düzine panayır gördüm. Gece ve gündüz panayırlarda dolaşırken melankoliye tutulmuş kimse görmedim. Müzeler öyle değil dört duvar arasında gülen bir kişiyi görseniz covid 19’a yakalanmış küratör görmüş gibi uzaklaşırsınız hemen oradan. Müzelerin yeni normalde dört duvardan kendini kurtarması ve de fazlasıyla panayırlaşması gerekiyor bence…

Aslında yedinci sanat bunu çok önceleri fark etmiş ve kendine kürenin en güzel panayırlarını çoktan yaratmıştı. Beyazın en kanlısı beyaz perdenin iki boyutundan çıkmış gün boyu suyun içinden sıçrayarak perdenin gücünü katlamaya devam ediyor idi. Taaa ki pandemiye kadar. Yeni normale onlar da sosyal mesafe ve maske ile adapte oluyorlar. Bir hortum ya da bir dev orangutan, bir tebeşir devri et yiyeni yada bir robot insan karışımı beyazperde deneyimini katlamaya yıllardır devam ediyor.

Yeni normalde müzeler de biraz gevşemeli ve kendine bir çayırlık bulmalı. Sanat zaten Heartland’de bizim göçebeler tarafından şamanizmi doya doya yaşamak için keşfedilmemiş miydi? Kayaların üzerindeki başyapıtlar petrogliflerde hala sanat tarihçilerinin kendilerine ilgi göstermesini bekliyor.

Prado’nun gururu Jheronimus van Aken, ya da daha çok bilinen adıyla Jheronimus Bosch 1500 yılından beri tazeliğini koruyan hayal gücünün sınırlarını iki boyutlu espastan çoktan aşmalıydı mesela. Bir panayırı tek başına dolduracak yaratıklar botanik bahçesini aratmayacak kanlı canlı bitkiler mantarlar yaratıklar canavarlar üç boyutlu ve hatta dinamik durumda olsalar yeni nesillerin yaratıcı potansiyeline neler katarlardı tahmin etmek zor değil.

Sürrealistleri düşünemiyorum bile. Dali’nin bugüne kadar iki boyutta karantinada kalması kapitalizmin bunu düşünememiş olması anlaşılır bir şey değil. Aslında elitist sanatın bu ihaneti gayet anlaşılır bir şey. Çaktırmayın! Akıp giden zamanın Dali’nin saatlerinin yılışık ve yapışkan bir şekilde bir panayırda köşeden önünüze çıktığında yaratacağı etki bir ahırdan çıkarken sizi bir Zhuchengtyrannus magnus’un yutmasına yakın bir etkide bulunurdu sanırım.

Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso duysa bana bir tema park verin içini doldurayım derdi kesinlikle. Yapardı da büyük bir keyifle… Dev bir bisiklet selesinden bozma boğa heykeli tema parkın ortasını süslerdi. Atölyeleri bir panayırı andıran dehanın resimlerinin insanlığın çok azının ve çamaşır suyuna yatırılmış kısmının tekelinde olmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değil.

Bizde de olgun bir sanatçı olan Ansen Atilla yıllardır bir tema parkı tamamen dolduracak zenginlikte işler üretiyor. Üç boyutlu büyük boyda ve hareketli olsalar çoktan Mars yörüngesine yerleşmek üzere Falcon 9 Roketine yerleşmişlerdi. Diaromaları büyük boyutlarda olsa yeni nesil bayılır Kutsal Kütük set olarak kullanmak için sıraya girerdi. Küçük heykelcikleri ise mucizevi etkiye sahip. Bir tema parka fazlasıyla yetecek sanatçımız var Cumhuriyet sayesinde. Bedri Rahmi ve Eren Eyuboğlu’nun işleri bile birkaç tema park için tek başına fazlasıyla yeter.

Müzeler yeni normalde kalp krizi geçirmek üzereler. Depolarında iki buçuk milyar resim bulunduran müzeler (toplam değil sadece bir müzeden bahsediyoruz) insanlıktan bu sanat eserlerini esirgemekten vazgeçmek zorundalar. Küredeki sanat birkaç bin küratörün insafına bırakılmayacak kadar yaşamsal bir ilaçtır. Ve kürenin her noktası kronik bir ilkellik hatalığına yakalanmış durumdadır. Açık alanlar ve panayır disiplini bu konuda bir çözüm olarak başarılı örnekleriyle orta yerde durmaya devam etmektedir.

Küre hasta. İlaç, butik sanat ve etik bilimin acilen kürenin tamamında kullanılmasına bağlı. Müzeler panayırlaşarak tedaviye başlayabilir. Yoksa sanatçılar üretmeye müzeler bu eserleri depolara kaçırmaya devam edecek demektir. Sanat eserlerini bu işkenceden kurtarın duvarlarınızı boş bırakmayın, tedaviye acilen başlayın. Sokaklarımız, meydanlarımız, köy yollarımız, ve köy meydanlarımız boş kalmasın. Gerisi kolay gelir ya da gider…

Bülent Bakan

Etiketler

Bir Yorum

  1. Salgının getirdiği kriz dönemlerinde insanlık sanata yönelmeli. Sanat, insanların pandemiye karşı gücünü arttırır. Aksine, ne yazık ki Türkiye de müziği yasaklayan bir zihniyet var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı