Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Enkaz Sanatı – Bülent Bakan yazdı….

Çağdaş Sanat enkaz sever. Enkaza bayılır. Orta yaş bunalımını atlatmış bir bina bienale gelin gitmesin hemen duvarlara botoks yapar döküntüleri ortaya toplar, yığının üstüne çıkar ağıt yakar. ‘Yüksek, yüksek tepelerde bienal yapmasınlar!’ Çağdaş Sanat Ağıtları çoktan Requem’i sollamış kürenin sanat merkezlerinde müze depolarını kokarca yuvasına çevirmiştir. Kokarcaların olduğu yerde tarla fareleri bolca bulunur. Paris ve Londra’da tarla fareleri Charles Darwin’e gönderme yaparcasına depo farelerine evrilmiştir. Yağlı, kaslı ve çevik fareler inşaat demirleri üzerinde Elon Mask’ın havalı vakum vagonlarından hızlı hareket ederler. Tüyleri Damien Hirst renk kartelasına uygun hale gelmiş fareler nesnelerin üzerine tutunup adeta görünmez hale gelmiştir. Rivayete göre kürenin sanat merkezlerinden birinde eserlerin yüzeyi renk renk fareler ile kaplanmış küratörler bunun farkına bile varmamıştır.

Kürenin enkazcıları da çağdaş sanatı sever. Çağın çağdaşı sanatçıları da enkaz konusunda teşvik ederler. Böylece kürede bir enkaz trafiği ortaya çıkar. Hemen her bienalde sıklıkla görülen kimlik, sınır, cinsiyet gibi kavramlarla ortaya çıkan konseptlerin arasına enkaz yığını sıkıştırılır. Böylece taze kesim çimlerin üzerinde dolaşmayı sevenler, duvarlarına astıkları koltuk takımına uygun soyutun soyutu tabloya uygun olmasa da enkaz görmeye alışırlar. Böylece kürenin kenar da mı, çıkmaz sokakta mı, yoksa kuşakta mı olduğu belirsiz noktaları enkaza dönüştüğünde sıradan bir moda gösterisine verdikleri adrenalini bile çok görebilirler. Enkazcılar bu nedenle çağdaş sanatçıları, çağdaş sanatçılar da enkaz fonlarını çok sever. Botokslu bir binada ve cüzdandaki enkaz fonundan daha enfesi bulunmaz.

Ben de balkonumdaki açık hava atölyemden bakarken tam bir enkaz manzarasına bakıyorum. Gözlemlediğim kadarıyla enkaz doğanın bir parçası. Doğa enkazı alıyor ve ötekileştiriyor. Sonrasında onu işgale başlıyor. Altından girip üstünden çıkıyor. Ona önce biraz yeşil sonra azıcık kahverengi katıyor. Onu örtüyor ve sonunda doğanın bir parçası haline gelen enkaz tamamen doğanın malı haline geliyor. İnsanın doğa ile hesaplaşmasının bir parçası enkaz.

Bugüne kadar göçen uygarlıklar arkalarında birer enkaz bırakmadan gitmedi. Doğanın misafir etmediği tek bir uygarlık yok. Sütunlarından ağaçların zıpladığı tapınaklar az değildir. Kumların altından güneşin battığı yere doğru gidemeyen hanedan kayıkları, çekilemeyen kürekler ile doludur. Savaşa gidemeyen bir heykel kolordusu ise gün ışığına çıktığında ürkütücü olmak bir yana Homo Sapiens’in aptallığının bir abidesi olarak ibret verir.

Enkazcıların ve çağdaş sanatçıların anlamadığı bir nokta var ise doğanın bu konuda sabırlı olmasıdır. Enkazı pek umursamaz doğa ama belirli bir eşik noktasından sonra enkaz ile uğraşmayı bırakıp fabrika ayarlarına geri dönebilir. Bunu daha önce altı kez yapan doğanın sabrı taşmak üzere. Doğa yaratıcılığa bayılır. Küreyi tam bir av sahasına döndüren Tyranasauruz Rexve çetesine yar etmediği gibi Homo Sapiens’ten de vaz geçmek üzere. Homo Sapiens ise yeni enkazlar peşinde.

Dünyanın alfabetik sırada bir numarası boylu boyunca enkaz olmuş, land art örneği haline gelmiş ve bu konuda sanat tarihinde nadide bir yere sahip olmuştur. Üstelik bunu jeolojik zamana göre saniyeler içinde gerçekleştirmiştir. Şimdi buradan yola çıkarak tam bir ekvator kuşağı gibi daha büyük bir enkazın tetikleyicisi rolüne hazırlanıyor. Üstelik enkazcılar ceplerinden bir sent bile harcamıyorlar. Enkazdan aldıkları enerjiyi kullanmak gibi bir homo sapiens cinliği yapıyorlar. Doğa bunların hepsini kayda geçiriyor. Sabırlı bir şekilde her noktaya dokunuyor. Olmazsa çöle çeviriyor. Kürenin tamamı çöl olursa da düğmeye yeniden basıyor. Bunu bilmemiz çok önemli. Üstelik aynı şeyin diğer galaksilerde bizden oldukça zeki olan türlerin başına gelmiş olma olasılığından bahseden yayınlar da var. Ne diyelim?

Gerçek sanatçı doğadır diyelim. Homo Sapiens ise tam bir enkazcıdır. Binlerce kez denemiş ve binlerce uygarlık land art olmuştur. Yeni bir tane daha fark yaratmaz. Yenisi küresel boyutta olursa yedinci büyük yok oluşa ve yeniden doğuşa hazırlıklı olmak mümkün değil. Yokoluş başka dinamiklere sahip

Bugün en muhteşem land art olan buzullar eridi. Buzulların terk ettiği alanlar çok daha farklı bir enkaz ve yine land art olmuş durumda. Kürenin her yerinde çıkan yangınlardan sonra ortaya çıkan tam bir land art ve enkaz. Yokolan mercanlardan arta kalan tam bir enkaz ve yine land art. Müsilaj tam bir land art ve enkaz idi. Örnekleri arttırmak mümkün.

Çağdaş sanat land art sever. Enkazı daha da çok sever. Elitus Homo Sapiens enkaz görmeye alıştıkça yeni ortaya çıkan enkazlara aldırış etmez. Kürenin tamamı land art olduğunda ise başına gelecekleri düşünemez hale gelir. İşte o zaman Top Ten listesinin bir numarasında çok kısa süre kalabilecek son ağıt aynen şöyle olacaktır.

‘Yüksek yüksek tepelerde bienal yapmasınlar.’

Not: Fotoğraflar Bülent Bakan’a aittir. Copyrightlıdır.  İzinsiz kullanılamaz

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı