Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Hırsızın Gölgesi – Bülent Bakan yazdı…

Günlerden zorbalığın küresel seviyede yağlı, kaslı olanlarından nano seviyesinde olanına terfi etmiş karantinalı, çıkmaz sokaklı günlerinden birinde nedense güneyde geçen yaz yaşanmış filmlere taş çıkartacak bir hırsızlık olayı takıldı aklıma. Kiraladıkları iki milyon dolar değerindeki tekne ile buhar olup uçan deniz sevdalısı hırsızların izi bulunsa haberimiz olurdu sanırım. İzini bulan parçalarına ayrılmış, kürenin orasına burasına dağılmış tekneyi bulabilir mi idi bilmem. Aşırma sevdalısı Homo Sapiens’in ilginç bir örneği olan bu çağdaş Karayip Korsanları takip cihazını sökerek bir koydaki sala bağladıktan sonra yatla ortadan kayboldu. Vıcık-vıcık, tıklım-tıklım Akdeniz’de yılda ortalama 50 tekne çalınması ve halen korsanlık yapılabiliyor olması da çok enteresan.

CoVid 19 salgını dahi bu ve benzeri hırsızları durdurabilmiş değil. Karantina günlerinde bir de Van Gogh tablosu çaldılar. Aşırma sevdalısı Homo Sapiens’in duru durağı yok. Her fırsatta her türlü numarayı kürenin en ücra köşelerinde bile denemeye devam ediyor.  Amsterdam kentindeki Singer Laren Müzesi, en çileli ressam Vincent van Gogh’a ait “İlkbahar Bahçesi” tablosunun buhar olmasına engel olamadı. Üstelik tabloyu da Groningen Müzesi’nden sergilenmek üzere ödünç almışlar. Talihsiz Van Gogh’un kendisi gibi talihsiz tablosu “Ruhun aynası” temalı sergi için Singer Laren Müzesi’ne getirilmiş ancak müze, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle ziyarete kapatılmıştı. Başküratör hazretleri Jan Rudolph de Lorm, “Yaşananlar nedeniyle çok ama çok üzgünüz. Sanat bize ilham ve mutluluk veren bir şeyler özellikle de bu zor zamanlarda. Oysa şimdi muhteşem bir eser toplumun elinden çalındı” buyurmuşlar. Bu sözlere katılmamak mümkün değil.

Ancak müzelerin de Homo Sapiens’in aşırma tutkusunu körükleyen bir tarafı da yok değil. Hayatta iken bir lokma bir hırka yaşamak zorunda kalan Van Gogh, tablolarının bugünkü değerini gördükçe öbür tarafta huysuzlanıyor diğer kulağına da her an bir cerrahi müdahalede bulunmasından endişe ediliyor. Ayrıca başküratör hazretlerinin depolarında tuttuğu ve sergilemediği eserler de toplumun elinden çalınmış olmuyor mu acaba? Tepsi gibi düz bir küre algısının ortaya çıkmasında bu garabetin katkısı ne kadar olabilir?  Kürenin sürekli el değiştirmiş sanat merkezlerinde depolar birkaç milyon kilometre kareye sığamıyor ve sürekli nemi alınmış, tozu silinmiş odalarına, raflarına, çekmecelerine bir şeyler giriyor ve bir daha da birkaç küratör hazreti hariç gözden ırak estetikten muaf tutulmaya devam ediyor. Üstelik sadece sanat eserleri değil her türlü müzelikler aynı kaderle karşı karşıya. Bu karantina günlerinde müzeler kapılarını ardına kadar açtı, depolarını da sıkı sıkıya kapattı. Yine birkaç iyi adamın estetikten yoksun bol sıfırlı algısına mahkûm kaldık. Yaşadığı sürede çok verimli sanatçılardan biri olan şanslı yeteneklerden Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso’nun google’ladığınızda kaç eseri görünür durumda. Çok az! Aynı kader ile bütün sanatçılar ve bütün eserler karşı karşıya. Uzun kuyruklar ve yüklüce bir haraç ödemedikten sonra bu eserlere ulaşmak mümkün değil. Bu nedenle bin-bir zahmetle üretilmiş ve zar zor alıcıya ulaşmış olan eserler el değiştirdikten sonra bu yağlı-kaslı küresel zorbaların insafına kalıyor ve sıfırlarının olasılığına göre sergilenme şansı buluyor. Üstelik depolarda çürüyen son kullanma tarihi geçmiş çağdaş sanat ürünleri de başlarına bela olarak kalıyor.

Bunun yanında kürenin ağırlık merkezi de değişmiş durumda. Kürenin her noktasından çalınmış veya zorlanmış eserler birkaç yerde toplandığından kürenin ekseni biraz yer değiştirmiş durumda. Mısır’dan daha fazla hiyeroglif, buralardan daha çok kil tablet, Meksika’dan daha çok seramik kürenin gelmiş geçmiş sanat merkezlerindeki depolarda küratörünü bekliyor. Bu daha bir şey değil. Homo Sapiens’in aşırma merakının anıtı Berlin’de bulunuyor. Taş taş sökülüp götürülen Pergamon, hırsızlığın sınırının olmadığının bir abidesi. ‘Bir eser toplumun elinden çalınması’ dediğinizde bundan güzel bir örnek bulamazsınız. O eserleri isteyen de, o eserleri veren de sonuçta HIRSIZ.

En büyük hırsız Napolyon Hazretleri taşları boyundan büyük olmasa Piramitleri de getirip depoya sokmaya çalışırdı. Üstelik te ganimetin yarısını diğer sanat merkezi hırsıza kaptırdı. Kürenin her yerinde devam eden hibrit ve vekalet savaşlarında bakıyoruz ki seramikler, kil tabletler, hiyeroglifler falan yer değiştiriveriyor.

Bugünlerde yaşadığımız feci durum Homo Sapiens’in bu aşırma tutkusundan kaynaklanıyor. Kürenin her yerinde, her anında, her boyutta, her şartta akla gelmeyecek yöntemler ile yeni bir aşırma vakası devam ediyor. Müzeler de bu aşırma sevdasının bir abidesi olarak göğe doğru yükseliyor. Ağzına kadar dolu depolar da bir buzdağı gibi arzın merkezine doğru gidiyor.

Küresel pandeminin devam ettiği bugünlerde insanlığın dinozorlar gibi gezegenden yok olup fosilleşmesini istemiyorsak hırsızlar çaldıkları ne varsa, çalarken hesapladıkları ne ise ortaya döksünler. Biz de bu mezar kazıcı hırsızları görelim bakalım kimlermiş. Kürede ani bir iyileşme olacağı kesin.

Homo Sapiens’in özel iştahının sınırı küreyi sona götürmeye devam ediyor. Ancak karantina döneminde kürede ozon tabakasının iyileşmesi, karbon salınımın düşmesi gibi şahit olduğumuz bazı gerçekler, kürenin değil de insanoğlunun sonunun geldiğini gösterdi bize.

Hırsızlar! Her ne cepledi iseniz verin aşırdıklarınızı geriye. Böylece küresel ve lokal olarak belki hayatta kalma şansımız biraz artar.

Bu arada duvarlarımız boş kalabilir. Caddelerimiz sokaklarımız şehirlerimiz ve köy yollarımız sanat ile dolsun. Çünkü kurtuluş etik bilim ve butik sanatta.

Bülent Bakan

Etiketler

2 Yorum

  1. Bülent Hocam keyifle okudum.
    Aşırmanin bile bir etiği var.
    İhtiyaç kadar aşırmanin hoş görüldüğü toplumlar var.
    Açgözlülük kötü.
    Sevgiler sunuyorum.
    Dbayer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı