BlogGenelKÖŞE YAZILARISertaç Çelik

Bir İnsanlık Okulu: Vedat Günyol

Düşüncenin ve Özgürlüğün İzinde Bir Aydın

Düşüncenin ve Özgürlüğün İzinde Bir Aydın
Bir İnsanlık Okulu: Vedat Günyol – Sertaç Çelik yazdı…

Cumhuriyet döneminin aydınlanmacı kuşağından, sözcüğün gerçek anlamıyla bir “hümanist”…

Kalemiyle düşünceyi buluşturan, çevirileriyle kültürler arasında köprü kuran Vedat Günyol; yazdıklarıyla hem aklı hem vicdanı besleyen bir isimdi.

Çağının ötesinde düşünen, eleştirel aklı ve hümanist bakışıyla Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikiminin en güçlü temsilcilerinden biri oldu.

ÇOCUKLUK YILLARI VE EĞİTİM HAYATI

Ahmet Vedat Günyol, 6 Mart 1911’de sivil kaymakam Ali Fikri Bey ile Cemil Paşa’nın kızı Mihrinnisa Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’un Fatih semtine bağlı Çırçır Mahallesi’nde dünyaya geldi. Ailenin üçüncü çocuğuydu; doğduğunda beklentiler farklıydı; aile fertleri bir kız çocuk beklerken, yalnızca dedesi onun doğumuna sevinmişti.

Günyol, yıllar sonra çocukluk anılarını anlatırken dedesini “beyaz sakallı, aydınlık yüzlü bir ihtiyar” olarak betimler ve onunla kurduğu özel bağı dile getirir. İsmini de kendisine veren bu bilge figür, yaşamında derin bir iz bırakmıştır.

Eğitim hayatı da kişiliğin çok yönlü yapısını yansıtır nitelikteydi. Ortaöğrenimini 1934 yılında Saint-Benoit Fransız Lisesi’nde tamamladı. Fransız dili ve kültürüyle kurduğu bu erken temas, onu yalnızca bir aydın değil, aynı zamanda kültürler arası bir köprü hâline getirdi.

1937’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğunda, akademik hayatla edebiyat arasında gidip gelen bir yolculuğun ilk adımlarını atmıştı. Öğrenciliği sırasında Prof. Ali Fuat Başgil, Ebülula Mardin ve Charles Crosat gibi değerli hocaların yanında çalışma ve onlardan doğrudan ders alma fırsatı buldu. Ancak kalemi hukuk kitaplarına değil, edebiyat metinlerine kaymaya başlamıştı.

Maupassant’tan çevirdiği ilk hikâye olan “Öç”, onun edebiyatla kurduğu güçlü ilişkinin habercisiydi.

KAMU GÖREVLERİNDEN EDEBİYATA UZANAN YOL

1936’da Şirket-i Hayriye’de çalışmaya başlayan Günyol, aynı yıl Yücel Dergisi’nde yürüttüğü çeviri faaliyetleriyle edebiyat çevrelerinde tanınmaya başladı. 1939-1940 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde amme hukuku asistanlığı ve Fransızca okutmanlığı yaptı; 1940’ta ise Vefa Lisesi ve Gedikpaşa Ortaokulu‘nda Fransızca öğretmenliği görevlerini üstlendi. 1941’de Cemal Nadir’le birlikte Arkadaş adlı haftalık çocuk dergisini yayımlayan Vedat Günyol, aynı yıl askerlik görevine çağrıldı. Eskişehir’de eğitim gördükten sonra Mersin’e atandı; burada kente taşınmış bulunan Deniz Harb Okulunda adli subaylık yaptı ve Deniz Hukuku dersleri verdi.

Ardından, 1942-1950 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Yayınlar Müdürlüğü ve Tercüme Bürosu üyeliği gibi önemli görevler üstlendi.

1947’de ikinci kez gittiği Paris’te “Devletler Hukukunda Bireyler” konulu doktora tezini tamamladı. 1949’da İstanbul’a dönerek, avukatlık stajını yaptı ve baroya kaydoldu. Aynı yıl kısa bir süre Milliyet gazetesinde çalıştıktan sonra, yeni kurulan Yeni İstanbul gazetesine geçti; burada Peride Celal, Azra Erhat ve Münevver Andaç ile birlikte edebiyat bölümünde görev aldı.

Bu dönemde tanıştığı ve “babam kadar sevdiğim bir insandı” dediği Adnan Adıvar ile yakın dostluk kurdu. Adıvar’ın isteği üzerine on üç yıl boyunca İslâm Ansiklopedisi Yayın Kurulu’nda görev yaptı. Yine bu süreçte Halide Edip Adıvar ile birlikte, yazarın İngilizce kaleme aldığı The Turkish Ordeal adlı eserin 1962 yılında Çan Yayınları tarafından Türkçeye Türk’ün Ateşle İmtihanı adıyla kazandırılmasında görev aldı. Halide Edip‘in dikte ettiği bölümleri yazdı; onun hastalığı sırasında ise çevirinin bir bölümünü üstlenerek metni birlikte tamamladılar.

Aynı zamanda Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Ankara Gazi Lisesi ve İtalyan Lisesi gibi kurumlarda Fransızca öğretmenliği yaptı. 1955-1960 yılları arasında ise Banca di Roma’da hukuk müşavirliği görevinde bulundu.

1952 Şubat’ında, yakın dostu Orhan Burian ile birlikte Ufuklar dergisini yayımlamaya başladı. Aynı yıl Rockefeller Vakfı’nın davetlisi olarak Amerika’ya giderek Harvard ve Columbia üniversitelerinde Karşılaştırmalı Edebiyat ve Eleştiri kurslarına katıldı. 1953’te Burian’ın ölümü üzerine gezisini yarıda kesip Türkiye’ye döndü. Dostunun anısını yaşatmak amacıyla çıkan Son Ufuklar (tek sayı) ardından derginin yayınını Yeni Ufuklar adıyla sürdürdü.

Yeni Ufuklar, Kasım 1976’da 275 sayı yayımlanarak düşünce ve edebiyat dünyamıza yaptığı katkılarla uzun yıllar anılacak önemli bir dergi oldu.

YENİ UFUKLAR VE AYDINLANMACI MÜCADELE

1962 yılında Çan Yayınları’nı kurarak edebiyat dünyasında hem yazar hem de yayıncı olarak daha görünür hâle geldi. 1964’te Gracchus Babuef’ten Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çevirdikleri Devrim Yazıları nedeniyle yargılandı. Uzun süren dava sonunda  beraat etti.

Bu yıllar, Günyol’un yalnızca edebiyat alanında değil, düşünsel ve siyasal duruşu nedeniyle de gündeme geldiği bir dönemdi.

1971’de ise, Türkiye Komünist Partisi kurucuları arasında yer aldığı iddiasıyla, Sabahattin Eyüboğlu, Magdi Rufer Eyüboğlu, Azra Erhat ve Yaşar Kemal ve Thilda Kemal’ le birlikte gözaltına alındı. Ancak, ilk duruşmada tüm sanıklarla birlikte beraat etti.

1972′ de İstanbul Erkek Lisesi’ndeki Fransızca öğretmenliği görevinden emekli oldu. Bu dönemde Meydan Larousse, Temel Britannica, Yurt Ansiklopedisi ve İslâm Ansiklopedisi gibi önemli başvuru eserlerinde çevirmenlik ve edebi kurul üyeliği yaptı. Ayrıca yaklaşık sekiz yıl avukatlık mesleğini sürdürdü.

Yücel Dergisi’ndeki yazılarıyla edebiyat dünyasına adım atan Vedat Günyol, başlangıçta Fransız edebiyatının çağdaş örneklerini Türk okuruna tanıtmayı amaçladı. Zamanla bu çabası daha derin bir düşünsel yöne evrildi ve Yeni Ufuklar Dergisi çevresinde, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) ile birlikte bir Türk hümanizmi inşa etme düşüncesine katkıda bulundu.

Kurduğu yayınevinde yayımladığı eserlerle, çağdaş düşünsel akımların ve entelektüel gelişmelerin Türkiye’de karşılık bulmasında önemli bir rol oynadı.

ÖZGÜRLÜK, İNSAN VE ÖLÜM ÜZERİNE

Bu entelektüel üretim yalnızca yazılarla ve çevirilerle sınırlı değildi. Vedat Günyol’un yaşamı, aynı zamanda özgürlükle kurduğu derin bağın da bir tanıklığıydı. Onun özgürlük anlayışı, yalnızca düşünsel bir talep değil, varoluşsal bir duruştu. Bu duruş, ölüm düşüncesine bile yansımıştı.

“Ben istiyorum ki Atlantik üzerinden New York’a, Rockefeller Müzesi’nin davetlisi olarak uçarken, uçak düşsün ve beni balıklar yesin… İstediğim ölüm bu.”

Bu söz, Günyol’un hayata ve ölüme aynı mesafeden, aynı ironiyle ve aynı derinlikte bakabildiğinin bir göstergesidir. Onun için ölüm, korkulacak bir son değil; doğanın döngüsüne, insanın varoluşuna ve düşüncenin sürekliliğine karışmanın en yalın, en doğal biçimiydi.

Hayatı boyunca dogmalara, kalıplara ve dayatmalara karşı çıkan Günyol, ölümü bile kendi seçtiği biçimde düşlemişti. Tıpkı yaşadığı gibi: özgürce, korkusuzca ve kendine has bir gülümsemeyle. Toprağa değil denize, törene değil doğaya, sessizliğe değil düşünceye bırakmak isterdi kendini; çünkü Vedat Günyol için yaşam, düşüncenin ve özgürlüğün sürdüğü her yerde devam eder.

ÖDÜLLER, ONURLAR VE KALICI İZLER

Bir dönem Maltepe Üniversitesi bünyesindeki Özel Marmara Radyo Televizyon ve Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi’nde bir dönem “İnsan Hakları ve Demokrasi” dersleri verdi. Nisan 2002’de Maltepe Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verildi. Üniversitenin Cevizli Kampüsü‘nde, 2 Mayıs 1998’de katkılarıyla kurulan Vedat Günyol Kitaplığı ise hâlâ adını yaşatmaya devam etmektedir.

1998 yılında 16. TÜYAP Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildi. 60. sanat yılı ise 24 Nisan 1999’da BEKSAV (Bilim, Eğitim, Estetik, Kültür, Sanat Araştırmaları Vakfı) tarafından düzenlenen özel bir törenle kutlandı.

Yaşamı boyunca düşünceleri, yazdıkları ve duruşuyla birçok insanda derin izler bıraktı. Onun ardından yapılan değerlendirmeler, Günyol’un yalnızca bir yazar değil, bir  “insanlık örneği” olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyuyordu.

Dostlarının Gözünden Vedat Günyol

Vedat Günyol’un ardından dostları, onu yalnızca bir yazar, bir aydın, bir çevirmen olarak değil; aynı zamanda bir insanlık örneği olarak andılar.

Afşar Timuçin, onun hakkında şöyle demişti:

“O sessiz bir destandır.
İnsan olmanın tüm güzelliklerini kendinde toplamış bir örnek insandı.”

Oktay Akbal, Günyol’un edebiyattaki yerini şu sözlerle dile getirmişti:

“O edebiyatımızın cumhurbaşkanıydı. Aydın olmanın, gerçek bir kültür öncüsü olmanın simgesiydi. Hepimiz onun öğrencisiydik. Ona çok şey borçluyuz. O bir bilgeydi.

İnsan ömrünün belli bir çizgisi var; o bu süreyi dolu dolu geçirdi. Güzel yaşama ve yaratma örneği oldu. Günyol gibiler ölmekle yok olmaz; onlar kuşaklarca yaşarlar.”

Onu tanıyan herkes, Günyol’un yalnızca bir edebiyatçı değil, aynı zamanda bir vicdan ve insanlık öğreticisi olduğunu vurgulamıştır. Selim İleri, bu etkinin kendi yaşamındaki yerini şöyle anlatır:

“O, bana bütün bir edebiyatı ve edebiyatta var olmayı armağan etmişti. İlk yazım, hocam Günyol’un büyük özverilerle çıkardığı Yeni Ufuklar dergisinde yayımlandı.

İlk hikâye kitabım onun alçakgönüllü çabasıyla basıldı. Bu aydın ve ödünsüz insan, yaşamı boyunca sadece gelecek kuşaklar için çaba harcadı.

Bana öyle geliyor ki bir haysiyetin son temsilcilerindendi.”

Mehmet Başaran da onun çok yönlü aydın kimliğini şu sözlerle vurgulamıştı:

“Vedat Günyol, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçkin bir aydınıydı. O, gerçek bir aydınlanma okuluydu. Köy Enstitüleri imecesine coşkuyla katılmış, kuşaklar yetiştirmiş bir öğretmendi.
Denemeleri, eleştirileri, çevirileriyle bilincin aydınlığını ve yaşamın güzelliğini taşıyarak hep ‘Merhaba insan sıcaklığı’ derdi.”

Zeynep Oral ise onun kişiliğini ve yaşam duruşunu anlatırken şu sözlerle derin bir portre çizmişti:

“Bugün benim için kimi nitelikleri, özellikleri ve kavramları kişiliğinde bütünleyen, simgeleştiren bir insan Vedat Günyol. Neler mi bunlar? Bilgi ve kültür birikimi, kanımca çalışkanlığı, hümanizm, alçakgönüllülük, yaptığı işe ve emeğe sonsuz saygı, tükenmek bilmeyen insan sevgisi ve hep genç kalma yeteneği…”

Bu tanıklıklar, Vedat Günyol’un yalnızca fikirleriyle değil, yaşam biçimiyle de nasıl bir iz bıraktığını ve onu tanıyan herkesin belleğinde nasıl derin bir yer edindiğini gösteriyor.

KARA TOPRAĞA DÖNÜŞ

Vedat Günyol, ölümü doğayla bütünleşmenin, yaşamın doğal bir döngüsü olarak görüyordu. Ona göre ne dünyada yeni bir şey var, ne de bir şey doğada kayboluyor“. İnsan ölüyor, toprağa karışıyor, doğadan geliyor ve doğaya dönüyordu. Cennet ya da cehennem gibi kavramları gerçekçi bulmuyor, asıl cennet ve cehennemin insanın yaşadığı dünyada, toplumsal düzende var olduğunu söylüyordu. Ölüm, Günyol için korkulacak bir son değil, varoluşun sürekliliğine karışmanın doğal bir biçimiydi. Bu anlayışını, 85. doğum gününde Varlık dergisinde yayımlananVedat Günyol Öldü başlıklı yazısında şöyle ifade etmişti:

“Er ya da geç olacaktı bu. Herkesten önce davranıp bu haberi ileteyim dedim yakınlarıma, dostlarıma, ölesiye sevdiğim kişilere sıcağı sıcağına… Ben ne olacağımı biliyorum: Kara toprak.”

Yaşamı boyunca aklın, eleştirinin ve aydınlanmanın izinden yürüyen Vedat Günyol, 9 Temmuz 2004 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ardında ise Türk düşün ve edebiyat dünyasına bıraktığı değerli yapıtları, çevirileri ve aydınlanmacı mirası kaldı.

Vedat Günyol’un Edebi ve Düşünsel Mirası

Vedat Günyol’un eleştiri ve araştırma yazıları; Yücel (1938-1956), Yeni Ufuklar (1952-1976) ve kısa bir süre kendi yayını olan Ufuklar dergisinde yayımlandı. Özellikle çevirmen ve şair Orhan Burian ile birlikte kurduğu Ufuklar dergisi, Günyol’un entelektüel coşkusunun ve düşünsel duruşunun en canlı yansımasıydı. Bu dergi, “iyiye, doğruya, güzele” yazma ülküsünü paylaşan iki aydının birlikte yükselttiği bir bayraktı.

Burian’ın 1953’teki ölümünün ardından, Günyol derginin meşalesini Yeni Ufuklar adıyla devralarak dostunun kurucu vizyonunu yaşatma sorumluluğunu üstlendi. Bu ortaklık, yalnızca bir dostluğun değil; aynı zamanda ortak bir üretim ve idealler yolculuğunun da simgesiydi. Günyol, bunun yanı sıra Cumhuriyet Gazetesi ile Adam Sanat, Milliyet Sanat, Tiyatro 76, Forum, Gösteri, ABC, Kapris, Varlık ve Saçak gibi birçok dergide düzenli olarak yazdı. 1959 yılında Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte kurduğu Çan Yayınları aracılığıyla Batı edebiyatından önemli çeviriler yayımladı. P. Valéry, W. Heisenberg, J. P. Sartre, Babeuf, Bertrand Russell ve Thomas More gibi yazar ve düşünürlerin eserlerini Türkçeye kazandırarak, çağdaş düşüncenin Türkiye’de anlaşılmasına ve yayılmasına büyük katkı sağladı.

1989’da yayımlanan Gölgeden Işığa adlı eseriyle Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Denemeler

Dile Gelseler (1966)

Yeni Türkiye Ardında (1966)

Devlet İnsan mı? (1974)

Bu Cennet Bu Cehennem (1975)

Çalakalem (Eleştiriler, 1977)

Orman Işırsa (1979)

Daldan Dala (1982)

Bilinç Yolunda (1985)

Güleryüzlü Ciddilik (1987)

Yine de Yaşarken (1990)

Gün Doğarken (1992)

Dünden Bugüne (1995)

Gün Ola Harman Ola (2000)

Derlemeler

Konuşmalar – Çağdaş Türk Edebiyatının Kıyıcığında (1995)

Araştırma

Prens Lütfullah Dosyası (Orhan Cavit Tütengil ile, 1977)

Sanat ve Edebiyat Dergileri (1986)

Anı

Gölgeden Işığa (1988)

Giderayak Yaşarken (1989)

Uzak Yakın Anılar I (1990)

Ortak Eserler

Seyreyle Dünyayı (Yunan gazeteci Robert Anhegger ile birlikte; Evangelinos Misailidis’in Temaşa-i Dünya ve Cefakâr adlı eserlerinden sadeleştirme, 1986)

Shakespeare: Hayatı – Sanatı – Eserleri (Orhan Burian ile birlikte, 1955)

Aydınlar ve Toplum – Antonio Gramsci (derleme/inceleme)

Sertaç Çelik

Ruh Ve Beden Bir Bütündür, Psikoterapiye Ne Zaman Gitmeliyim?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu