KÜLTÜREL MİRASSÖYLEŞİ

Gürkan Us: ‘Atatürk Ve Türk Edebiyatı Koleksiyonum Özel Bir Hafıza Niteliği Taşıyor’

Gürkan Us:
‘Atatürk Ve Türk Edebiyatı Koleksiyonum Özel Bir Hafıza Niteliği Taşıyor’

Koleksiyonculuğu ‘bir hafızayı koruma sorumluluğu’ olarak tanımlayan Gürkan Us, yıllardır hem sahnelerde hem de arşivlerin derinliklerinde Türkiye’nin kültürel diplomasisine hizmet ediyor.
Amerika’da yaşarken yurt dışına dağılmış milli değerlerimizin peşine düşen Us, bugün 10.000 parçalık devasa Atatürk koleksiyonu ve A’dan Z’ye Türk edebiyatı arşiviyle bir hayalini gerçeğe dönüştürüyor:
Kadıköy Belediyesi’nin katkıları ile yakın zamanda açılacak olan Atatürk Müzesi’ni ve Gürkan Us’un ilham veren başarı hikâyesini mercek altına aldık.

KitaptanSanattan.com / Yeşer Yelmez

Gürkan Us:
'Atatürk Ve Türk Edebiyatı Koleksiyonum Özel Bir Hafıza Niteliği Taşıyor'

    • ⁠Hikâyeniz Kadıköy’den Amerika’ya uzanıyor. Bu yolculuğu başlatan motivasyon neydi?

Hikâyem aslında merakla, cesaretle ve ailemin verdiği destekle hayat buldu. Okumak istediğim bölüm o dönem Türkiye’de pek yaygın olmadığı için eğitim hedefimi küçük yaşlarda Amerika olarak belirledim. Kadıköy’de büyürken hep daha geniş bir dünyayı görmek, farklı insanlarla tanışmak ve kendimi geliştirmek istedim. Zaten çok sosyal bir çocuktum, hâlâ da öyleyim 🙂
Amerika’ya gitme fikri de bu arayışın ve alacağım eğitimin bir parçasıydı. Washington’a uzanan yolculukta en büyük motivasyonum ise hem kendime yeni bir hayat kurmak hem de Türk kültürünü, tarihini ve değerlerini yurt dışında en doğru şekilde temsil edebilmekti. Aynı zamanda bir gün geri döndüğümde ülkeme faydalı bir birey olabilmekti.

    •  ABD’ye ilk gidişinizde İngilizce kursuyla başlayan süreç sizi organizatörlüğe ve koleksiyonculuğa nasıl taşıdı?

ABD’ye ilk geldiğimde her şey İngilizce öğrenmekle başladı. Dil öğrenmek benim için sadece iletişim kurmak değil, aynı zamanda yeni bir hayata adapte olmanın ilk adımıydı. Zamanla çevrem genişledi, insan ilişkilerim güçlendi ve bu süreç beni organizasyon işlerine yönlendirdi. Organizasyonlar sayesinde hem insanlarla hem de kültürle daha fazla iç içe oldum; aynı zamanda temsil gücüm de gelişti.
Bu alana adım atmamda, babamın arkadaşı olan İlhan Şeşen’in de önemli bir etkisi oldu. Onun sayesinde organizatörlük hayatına başladım. İlk olarak Ege ile çalıştım; ardından Yeni Türkü, Altay, Demir Demirkan, Fatih Ürek, Fazıl Say, Ferhat Göçer, Gripin, Gülşen, Hande Yener, İzel, İnce Saz, Mehmet Erdem, Murat Dalkılıç, Pinhani, Rafet El Roman, Serdar Ortaç, Sertab Erener, Volkan Konak, Yaşar, Yusuf Güney, Zülfü Livaneli, Sıla, Buray ve Levent Yüksel gibi birçok sanatçıyla devam etti.
Koleksiyonculuk ise aslında çocukluk yıllarıma dayanıyor. 13 yaşındayken babamın bir arkadaşı bana bir akordeon hediye etmişti; bu benim için bir başlangıç oldu. Zamanla bu ilgi bilinçli bir tutkuya dönüştü. Büyüdükçe koleksiyonum da gelişti ve özellikle Atatürk ile Türk edebiyatına ait eserler toplamaya başladım.
Amerika’da bulunduğum süre boyunca Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemine ait birçok eseri de koleksiyonuma kattım. Özellikle silah koleksiyonumda yer alan parçaları, bir merak ya da beğeniden ziyade, bu eserlerin yurt dışında kaybolup gitmemesi ve korunması amacıyla topladım.

Gürkan Us:
'Atatürk Ve Türk Edebiyatı Koleksiyonum Özel Bir Hafıza Niteliği Taşıyor'

‘Atatürk’ün şahsi sigara tabakası en özel parçalardan biri’

    • Özellikle Türkiye’nin en büyük iki koleksiyonuna sahipsiniz. Bunlar Atatürk ve A’dan Z’ye Türk edebiyatına ait koleksiyonunuz mevcut ve hâlâ bunlarla ilgili eserler topluyorsunuz. Atatürk’e dair ilk parçanızı ne zaman ve nasıl edindiniz?

Atatürk ile ilgili tek bir parça diyemem; hepsi benim için çok değerli. Ama kitaplarda ve gazete haberlerinde de geçen, Atatürk’ün şahsi sigara tabakası en özel parçalardan biri. Bir tarafında Latin harfleriyle “Gazi Mustafa Kemal”, diğer tarafında Osmanlıca “Gazi Mustafa Kemal” yazıyor. Tabakanın her iki yüzünde de 18 adet gül figürü bulunuyor; açıldığında bu figürler 1881’i, yani Atatürk’ün doğum yılını oluşturuyor. Bu özel parça, Atatürk’e doğum gününde hediye edilmiş; Atatürk de daha sonra bu sigara tabakasını o dönemdeki doktoru ve aynı zamanda arkadaşı olan Raşit Belger’e hediye etmiş.
Atatürk’e dair o kadar çok parça var ki, yaklaşık 10.000 civarında; hangisini ilk aldığımı hatırlamıyorum. Zaten Atatürk sevgisiyle büyüdüğümüz için Atatürk ile alakalı her zaman bir şeylere sahip oldum. O yüzden hepsinin ayrı bir manevi değeri ve hikâyesi var; onlar sadece bir obje değil, bir dönemin ruhuna dokunmak gibi benim için.
O eserlerle birlikte şunu fark ettim: Ben sadece eşya toplamıyorum, bir hafızayı korumaya çalışıyorum. Edebiyata ise çocukluğumda ailem sayesinde başladım; ilk başta babam TÜYAP Fuarı’na gittiği zaman imzalı kitaplar getirirdi, sonra ailemden bireyler getirmeye başladı ve ben de dolaylı olarak o dünyanın zaten içine girmiş oldum.. Sonrasında bu merak bir tutkuya dönüştü.
Zaten koleksiyoner olduğum için Atatürk eserleriyle birlikte Türk edebiyatını da yıllar içinde daha bilinçli ve profesyonel bir şekilde toplamaya devam ettim.
Bugün koleksiyonumda Atatürk’e ait yaklaşık 10.000 civarında çok değerli parçanın yanında, A’dan Z’ye Türk edebiyatını kapsayan geniş bir arşiv de bulunuyor. Yaklaşık 5000’in üzerinde Türk Edebiyatı  koleksiyonum; objeler, mektuplar, imzalı kitaplar ve gazetelerden oluşuyor.

    • ⁠Yakın zamanda Kadıköy Belediyesi’nin katkıları ile açılacak olan müze projesi fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu müze fikri yıllardır içimde taşıdığım büyük bir hayaldi; özellikle büyüdüğüm Kadıköy’de. Çünkü Atatürk’e ait eserlerin sadece özel koleksiyonlarda kalmaması, halkla ve özellikle gençler ve çocuklarla buluşması gerektiğine inanıyorum. Bunları toplamamın amacı da zaten buydu; insanların görmesi, hissetmesi ve Atamızın hatırasının ebediyen yaşaması.
Yaklaşık 1500 eserin yer alacağı bu müzede; Atamızın tapusundan imzalı fotoğraflara, belgelerden gazetelere, fotoğraflardan Atamızın sigara tabakası ve başka objelere, ayrıca ailesi—annesi ve kız kardeşi—ile olan mektuplaşmalarına kadar çok ciddi bir koleksiyon bulunuyor. En büyük özelliği ise müzedeki eserlerin her birinin ayrı bir hikâyeye sahip olması.
Bu müzenin açılmasında başta Sunay Akın ve Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı’nın emeği çok büyük.
Bu süreçte; özellikle benimle ilgili gazetedeki yazılarıyla destek vererek ilk duyuruyu yapan ve son kitabı Yaşamak Cesaret İster’de bana yer veren Yılmaz Özdil’e, beni özel 10 Kasım programına davet eden Tülin Daloğlu’na, Hürriyet’te yapmış olduğu haber ile destek veren Savaş Özbey’e, Sözcü TV ve Sözcü Gazetesi ailesine, ayrıca Sözcü TV Yazı İşleri Müdürü Bilal Ak’a teşekkür etmek isterim.
Aynı zamanda bu koleksiyonu oluştururken eser temininde ve süreç boyunca desteklerini esirgemeyen Phebus, Pingudu, Arthill, Eser Antik, Muhtelif Müzayede ve Euphemia Müzayede’ye de teşekkür ederim. Unuttuğum ya da gözden kaçırdığım isimler varsa kusura bakmasınlar lütfen.
Özellikle yıllardır edindiğim eserlerde bana yol gösteren, bilgi ve birikimiyle destek olan; ayrıca müzede yer alan eserlerin Osmanlıca tercümelerini üstlenen Gökhan Büyükengez Hocama teşekkürlerimi ve şükranlarımı özellikle belirtmek isterim.
Yine aynı şekilde koleksiyonum için emek veren Mehmet Emin Elmacı Hocama, Oğuz Giray Hocama; ayrıca Bilhan ve Belma Akçaşar’a da destekleri için teşekkür ederim.

‘Atatürk’ün Batı dünyasına gönderdiği ilk imzalı fotoğraflardan biri’

    • Yılmaz Özdil; ‘’ Yaşamak Cesaret İster’’ adlı kitabında belki de çok az kişinin bildiği bir anıdan bahsediyor. 1923 yılında New York’ta yaşayan on yaşındaki Curtis LaFrance ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki mektuplaşma ve aradan geçen 100 yıl sonunda, size uzanan yolculuğu kısaca okurlarımız için paylaşır mısınız?

Bu hikâye beni en çok etkileyen parçalardan biri. 1923 yılında New York’ta yaşayan Curtis LaFrance ile Mustafa Kemal Paşa arasında kurulan bağ, Atatürk’ün dünya üzerindeki etkisini çok net gösteriyor. O dönemde henüz genç bir Cumhuriyet kurulmuşken, dünyanın başka bir köşesinde yaşayan bir çocuğun Atatürk’e duyduğu hayranlık ve ona ulaşma isteği, aslında Atatürk’ün yalnızca bir lider değil, aynı zamanda evrensel bir figür olduğunun da göstergesi.
Curtis LaFrance’ın Atatürk’e yazdığı mektuba karşılık olarak gönderilen imzalı fotoğraf, aynı zamanda Atatürk’ün Batı dünyasına gönderdiği ilk imzalı fotoğraflardan biri olarak biliniyor. Bu olay, Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri, onların duygularını ne kadar önemsediğini ve birebir temas kurmaktan çekinmediğini ortaya koyuyor.
Bu hikâye benim için sadece bir belge değil; Atatürk’ün vizyonunu, insanlara dokunuşunu ve dünya ile kurduğu bağı somut bir şekilde anlatan çok özel bir örnek. Çünkü burada sadece bir fotoğraf değil, insanlar arasında kurulan anlamlı bir bağ var.
Bu nedenle bu parça, koleksiyonumda hem tarihî hem de manevi anlamda en kıymetli eserlerden biri olarak ayrı bir yerde duruyor.

    • ⁠Koleksiyonunuzda hangi nadir parçalar var?

Yaklaşık 10.000 parçadan oluşan bu koleksiyonda; Atatürk’ün tapusundan çok kıymetli imzalı fotoğraflara, belgeler, gazeteler, dergiler ve mektuplardan Atamızın sigara tabakaları, cüzdanı, bastonu, Savarona yatında kullandığı çaydanlığın abajuru, Trakya manevralarından aldığı madalya, kendine ait inisiyalli çerçeveleri, kalemi, sigarası, kravatı ve kullandığı mendile kadar uzanan çok özel eserler yer alıyor.
Milli Mücadele döneminde yazdığı mektuplar, annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım ile olan mektuplaşmaları da koleksiyonun en dikkat çekici parçaları arasında. Ayrıca 1. ve 2. döneme ait Atatürk imzalı milletvekili kimlikleri; bunlar arasında Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Refik Koraltan ve Mustafa Necati’ye ait kimlikler ile Atatürk’e ait yüzlerce imzalı mektup da bulunuyor. Bunun yanı sıra, yüzlerce daha önce görülmemiş fotoğraf da koleksiyonumda yer alıyor.
Ayrıca Türk edebiyatından; Nazım Hikmet’in cezaevinde kullandığı boya sandığından kimliğine ve kendi yaptığı tablolara; Cemal Süreya’nın aşk mektuplarından kullandığı saate; Sabahattin Ali’nin el yazısı mektuplarından Orhan Veli’nin imzalı kitapları ve çizimlerine; Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun hem resimleri hem de imzalı kitaplarına; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çizimleri ve imzalı kitaplarına; Sait Faik Abasıyanık’ın imzalı kitapları, kullandığı kalemliği ve Mark Twain’den gelen davetiyesine; Yahya Kemal Beyatlı’nın kitaplığından çıkan el yazısı şiirleri ve çizimlerine kadar uzanan çok geniş bir arşivim var.
Ayrıca Ara Güler ve Lütfi Özkök’ün edebiyatçılara ait fotoğraflarıyla birlikte; Ahmed Arif, Necip Fazıl Kısakürek, Turgut Uyar, Edip Cansever, Fikret Otyam, Şükufe Nihal, Halide Nusret Zorlutuna, Tevfik Fikret’in Galatasaray Lisesi’nden aldığı takdirname ve Neyzen Tevfik gibi akla gelen pek çok isme ait eserler de koleksiyonumda yer alıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse; 5000’in üzerinde parçadan oluşan imzalı kitap (çoğu yazardan yazara), mektup, obje ve fotoğraftan oluşan bir koleksiyon.
Bu yönüyle iki koleksiyonumda sadece bir arşiv değil; Atatürk’ün hayatına, dönemine ve hatırasına ışık tutan çok özel bir hafıza niteliği taşıyor. Aynı şekilde Türk edebiyatı için de geçerli.

‘Yaşayan bir hafıza alanı olacak’

    • ⁠Müzenin amacı, sadece sergilemek mi yoksa eğitim ve araştırma fonksiyonu da olacak mı?

Sadece sergilemek değil; aynı zamanda bir eğitim ve araştırma merkezi olmak. İnsanların, özellikle gençlerin ve çocukların bu eserleri görüp öğrenmesi, tarihle bağ kurması ve Atamızın hatırasının ebediyen yaşaması.
Bu müze, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurmayı; genç nesillere ilham vermeyi ve onları bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda araştırmacılar ve tarih meraklıları için de yaşayan bir hafıza alanı olmasını hedefliyorum.

    • ABD’de yaşarken bu eserleri edinmek ve korumak zor olmadı mı?

Zor ama değerli. Bu benim için aynı zamanda büyük bir sorumluluk. Koleksiyonumun çoğunu memleketimden topladım; bazı eserleri ise Amerika ve Avrupa’dan edindim. Hiçbiri kolay elde edilmiyor; her birinin arkasında ayrı bir emek ve sabır var. Ama bu kadar emek verip, bunun karşılığını ismimin geçeceği bir müze ile taçlandırmak paha biçilemez bir mutluluk ve onur.

Gürkan Us:
'Atatürk Ve Türk Edebiyatı Koleksiyonum Özel Bir Hafıza Niteliği Taşıyor'

‘Kendimi bir nevi kültür elçisi olarak görüyorum’

    • Sizi adeta bir kültür elçisi olarak nitelendirebiliriz. Bu bağlamda, ABD’de Türkiye’yi tanıtmak amacı ile düzenlediğiniz organizasyonlarda, Türk sanatçılarının yurt dışındaki etkinlikleri, ülkemizin kültür diplomasisine nasıl katkı sağlıyor?

Türk sanatçılarını ve kültürünü tanıtmak benim için çok önemli. Yurt dışında yaşarken, ait olduğum kültürü doğru ve güçlü bir şekilde temsil etmenin büyük bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yaptığım organizasyonlar, kurduğum bağlantılar ve oluşturduğum projelerle Türk sanatını, müziğini ve kültürünü farklı coğrafyalarda tanıtmaya özen gösteriyorum. Bu sadece bir iş değil; aynı zamanda bir gönül meselesi.
Her etkinlikte, her projede aslında Türkiye’yi anlatıyor, kültürümüzü yaşatıyor ve insanlar arasında bir bağ kurmaya çalışıyorum. Bu yönüyle kendimi bir nevi kültür elçisi olarak görüyorum.

    • Koleksiyonculuk sizin için bir tutku mu yoksa sorumluluk mu?

Aslında ikisi de. Bu yolculuk bir tutkuyla başladı; zamanla büyük bir sorumluluğa dönüştü. Çünkü topladığınız her eser, taşıdığınız her hikâye size emanet ediliyor.
Bir yandan bu işi severek, büyük bir heyecanla yapıyorum; diğer yandan bunun sadece kişisel bir ilgi olmadığını, aynı zamanda bir kültürü, bir tarihi koruma sorumluluğu olduğunu biliyorum.
Belki de en doğru ifade şu olur: Tutkuyla başladığım bu yolculuk, bugün büyük bir sorumluluk ve anlamlı bir misyon haline geldi.

    • Sizi en çok etkileyen Atatürk sözü hangisi?

Atamın çok güzel sözleri var ama en beğendiklerimden biri: “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
Beni en çok etkileyenlerden biri de, şehit olan düşman askerlerinin annelerine söylediği sözlerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1934 yılında Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden Anzak (Avustralyalı ve Yeni Zelandalı) askerlerinin annelerine hitaben yazdığı mektup, dünya tarihindeki en insani ve barışçıl mesajlardan biri olarak kabul edilir:
“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Bu sözler Atatürk’ün sadece bir lider değil, aynı zamanda ne kadar büyük bir insan ve vizyon sahibi bir barış elçisi olduğunu da gösteriyor. Her izlediğimde ya da okuduğumda beni derinden etkileyen sözlerdir.

KitaptanSanattan.com / Yeşer Yelmez

Çocuklarımızı Kim Büyütüyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu