SÖYLEŞİ

İki sanatçının dayanışma ruhuna şahit olmak için…

Ressam – Küratör Kani Kaya ve genç oyuncu-sanatçı Ayçin Tuyun, geçtiğimiz günlerde Türk Resim Sanatı Tarihinde örnek olacak bir anlaşmaya imza attılar. Küratör – Ressam Kani Kaya önümüzdeki yıl İtalya Roma’da gerçekleşecek Türk – İtalyan sanatçıların bir araya geleceği Vatikan – The Secret of Art sergisinde sanatseverlerin beğenisine sunulacak bir portre resim yapacak. Bu çalışmada sinema, TV ve tiyatronun gizemli ve aranan yüzü Ayçin Tuyun portre modelliği yapacak.

Biz de kamuoyunun dikkatini çeken bu ortak çalışma ve anlaşma hakkında iki sanatçı ile konuştuk. İki değerli sanatçı, tarihe geçen bu anlaşmanın yanısıra korona sürecindeki ve sonrasında gerçekleşecek çalışmalarını anlattılar. İki sanatçının dayanışma ruhuna şahit olacağınız bu söyleşiyi zevkle okuyacaksınız.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

A. T. = Ayçin Tuyun
K. K. = Kani Kaya

  • Kısaca sizleri tanıyabilir miyiz?

A. T. : 33 yaşındayım. Oyuncuyum. 14 yaşından beri sinema-televizyon dünyasının içerisindeyim. Sanata aşık bir insanım. Sanatın her alanını çok seviyorum. Beyaz Gelincik, Dedemin Dolabı, Çocuklar Duymasın, Ömre Bedel, Şeytan Sofrası gibi birçok dizide oynadım. En son korku filmi “Alem-i Cin”de baş rol oynadım. Bir hobi olarak başladığım daha sonra eğitimini alıp ikinci mesleğim haline dönüşen yoga hocalığı da yapıyorum. Ayrıca yoga benim için bir yaşam tarzı. İnsanlara faydası olan bir şey olduğu için sanatçı duyarlılığı ile olsa gerek bu konuda da kendimi geliştirerek öğrendiklerimi insanlara aktarmaya çalışıyorum.

K. K. : Ressam ve küratörüm. Mimar Sinan Üniversitesi yüksek lisans mezunuyum. Aynı zamanda Hollanda’da Kraliyet Güzel Sanatlar’da okudum. Uzun yıllar yurtdışında yaşadım. 5 yıl önce Türkiye’ye geldim ve hiçbir zaman vazgeçemediğim sanat alanında resim yapmakla birlikte küratörlük yapmaya devam ettim. İtalya’da, Balkan ülkelerinde ve Türkiye’de pek çok sergiler açtım. Sergileri açarken en dikkat ettiğim kriter mekanların özelliği. Özellikle bir hikayesi, geçmişi ve tarihi olan mekanlarda sergileri açıyorum. En son Ocak ayında Kurtuluş’ta bulunan tarihi Rum Okulu’nda Türk sanatının önemli isimlerinden bir seçkiye yer verdiğim ve duayen hocalarımızın da yer aldığı büyük ilgi gören “Tatavla” sergisini açtım. Daha sonra Vatikan’da bir sergimiz olacaktı. Ancak pandemi sürecinden dolayı önümüzdeki seneye ertelemek zorunda kaldık. Dolayısıyla bu süreci bir çok sanatçı arkadaşım gibi dijital ortamda 12 ülkeden sanatçıların katıldığı uluslararası online yayınlar ve sergiler düzenleyerek geçirdim.

  • Ayçin Tuyun ve Kani Kaya’nın yolları nasıl kesişti?

K. K. : Ayçin, Tatavla sergimizi bir sanatsever olarak ziyarete gelmişti. Bu sergimiz, yakaşık 150 yıllık tarihi bir okul ve 570 yıllık bir geçmişi olan tarihi bir atmosferde gerçekleşti. Sanırım ilk olarak merdivenlerden inerken onu görmüştüm. O anda gördüğüm açıdan ve o ışığın etkisi ile Ayçin’in yüzünde Mona Lisa’nın tebessümünü ve ifadesini yakaladım. Ve resmini yapmaya yine o anda karar verdim. Hem o sergimiz üzerine hem de bu fikrimi kendisine anlatarak tanışmamız gerçekleşti.

A. T. : Söylediğim gibi sanatı çok seviyorum. Zaman buldukça sergileri de dolaşıyorum. Bu sergide Kani Bey gibi önemli bir ressam ile karşılaşmak ve bu şekilde modellik teklifi almak beni de mutlu etti ve onurlandırdı. Özellikle Mona Lisa’nın aurasını bende gördüğünü söylemesi hem şaşırttı hem mutlu oldum. Çünkü ilk defa karşılaşmıştık ve Kani Bey’in farklı bir ışık ve auram olduğunu söylemesi bende de farklı bir bakış açısı uyandırdı. İnsanın kalbi, gözlerine, gülüşüne yansır derler ya, dünyada bu kadar kötülükler varken kalbimdeki merhameti, sevgi dolu enerjiyi etrafıma yayabiliyorsam ve bu fark ediliyorsa demek ki doğru şeyler yapıyorum diye düşündüm.

  • Ayçin Tuyun’un yüzünde Mona Lisa’nın tebessümü ve ifadesini gördüğünüzü belirttiniz. Bunu farketmenizle mi bu portre fikri ortaya çıktı? Ve bu resmi neden soyut-figüratif tarzda yapmak istiyorsunuz?

K. K. : Esasında ben Ayçin’i daha önceden tanıyorum. İlk olarak yaklaşık on-on beş yıl önce “Beyaz Gelincik” dizisinde gördüm. Orada gördüğüm zaman bir ressam olarak gözleri ve ifadesi beni etkilemişti. Hatta televizyon izlemeyen birisi olarak o diziyi izlemeye başladım ve o zaman da Ayçin ile ilgili bazı çalışmalar yaptım. Ve yıllar sonra sergide karşılaştığımızda ben bu kızı tanıyorum, biliyorum dedim kendi kendime. Tanıştıktan sonra zaten onun olduğunu anladım.
Kimse klasik portre bir resim beklemesin. Aldığım enerji, gördüğüm ifade, Ayçin’i soyut-figüratif bir resim ile yansıtmamı söylüyor. Bu resim sadece onun hikayesi olacak, ben sadece bir aracı olacağım.
Gördüğünüzü aynen çizmek ressamlık değildir. Ressam olmak demek, hissettiğinizi, algıladığınızı, size gelen, yansıyan enerjiyi tuvale aktarmaktır. Ben, Ayçin’in enerjisini tuvale aktarmaya çalışacağım.

A. T. : Kani Bey gibi büyük bir üstadın benim enerjimi sanatsal gözle, bir bakış açısı ile tuvale yansıtacak olması beni onurlandırıyor. Aynı zamanda hem maddesel hem manasal olarak çok özel olacağını düşünüyorum. O hayal gücü bir maddeye dönecek, tabloya yansıyacak. Çok merak ediyorum. Çünkü biz auramızı gözümüz ile göremiyoruz ama bir auramız, bir enerjimiz bilimsel olarak da var. Usta bir sanatçının bunu resmedecek olması benim için çok önemli ve özel bir durum.

  • Bu portre çalışmasının satış bedeli üzerinden modelinize bir telif hakkı veriyorsunuz. Bu durum sanat tarihinde bir ilk mi? Neden böyle bir teklifte bulundunuz?

K. K. : Bizler sanatçıyız. Aslında sanatçının verdiği emek bir meblağ ya da herhangi bir şey ile ölçülmez. Ama ben ortaya somut bir şey, bir resim çıkaracaksam bu çalışmanın ilhamı olan kişinin bir hakkı olması lazım. Birlikte yapılacak bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkacak eserin %20’lik satış bedeli telif hakkı Ayçin Tuyun’a ait olacak. Böylece ilk defa bir sanatçı modellik yaptığı eser üzerinde hak sahibi olacak. Bu durumun sanat dünyasında örnek olmasını istediğimiz için böyle bir anlaşma yoluna gittik. Rakamların hiçbir önemi yok, ama emeğin, hakkın değerini bilmek, hatırlatmak gibi düşüncelerimiz var.
Genel olarak yapılan çalışmalarda modele resmin yapılma süreci ne kadar sürüyorsa ona göre saat ücreti üzerinden ödeme yapılıyor. Biz bu anlaşma ile bir esere ilham olan kişinin değerini göstermek, örnek olmak gibi bir amaç taşıyoruz.

  • Yapılacak çalışma ilk olarak İtalya’da sergilenecek. Neden İtalya?

K. K. : İlginç bir durum bu da aslında. Bazı şeyler tesadüf gibi gelişiyor gibi görünse de tesadüf değil. Ayçin’in spiritüel bir bakış açısı ve melekleri var. Bu serginin gerçekleşeceği Vatikan’da meleklerin çok olduğu bir yer. Orada tarihi binalar, kilise duvarları, tavanları hep melek figürleri ile doludur. Bana dediler ki bir melek de sen Türkiye’den getir.(gülerek)
Bu eseri orada küratörlüğünü yapacağım Türk-Yunan-İtalyan sanatçıların katılacağı karma bir sergide sergileyeceğiz. Uluslararası bir sergi olacak. Vatikan’da gerçekleşecek bu sergiye Papa’nın da gelmesini bekliyoruz.

  • Bu salgın sürecini nasıl değerlendirdiniz? Çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

A. T. : Maalesef bütün işlerimiz, projelerimiz durdu. Ama evde de bir hayat var. Ben evde kendime ait bir hayat kurdum. Hem spiritüel anlamda hem maddesel anlamda farkındalık ve arınma süreci olarak değerlendirmeye çalıştım. Kitap okudum, yoga ve spor yaptım. Herkes gibi ekmek de yapmaya çalıştım(gülerek). Evde kedim de var. Bir bakıyorsunuz vakit bir şekilde geçiyor, hayat devam ediyor. Tabi ki kolay bir süreç değil ama bir yoga eğitmeni ve inançlı bir kişi olarak insanlığa, çevremdekilere faydalı neler yapabilirim diye çok düşündüm. Online yayınlar yaptım. Para ile satmayı düşünmediğim yoga ile ilgili bilgiler ve spiritüel yolculuğumu aktardığım bir kitap yazdım. İlimin para ile satılacağını düşünen birisi değilim. Böyle düşünüyorum, hissediyorum. Kitaptaki bilgilerden yararlanmak isteyenlerin kitaba ücretsiz ulaşmasını istiyorum.

K. K. : İşlerimizİ, projelerimizi aksatan bir süreçten geçiyoruz. Evde oturarak hiçbir şey yapmadan bu sürecin geçmesini bekleyemeyiz. Ben de bu süreçte iki tane çok önemli online sergi açtım. Bir tanesi uluslararası sanatçıların katıldığı “Karantina Günleri” başlıklı sergi idi. Adnan Çoker, Süleyman Saim Tekcan, Özdemir Altan, Devrim Erbil gibi çok önemli sanatçının katıldığı hepsini burada sayamadığım 60 kadar sanatçı katıldı ve büyük ilgi gördü. Diğeri yine uluslararası sanatçıların katıldığı “Sex, City ve Karabiber” başlıklı sergi idi. İsmi çok ilgi uyandırdı. Bildiğiniz gibi bu süreçte bazı bilim insanları “evde oturun, seks yapın” şeklinde önerilerde bulundu. Ben de onların dediğini yaptım.(gülerek) Karabiber de yemeğe atıldığında çok güzel bir tat verir. Kısaca serginin ismi aslında bu süreci özetliyordu. İlginç bir şey oldu bu arada; “Karabiber” kelimesini İngilizceye çevirmedim. Bu da merak uyandırdı. Bazı yabancılar da “karabiber” kelimesini sevdiler ve kullanmaya başladılar.

  •  Bu salgın süreci sonrası yeni projeler var mı? Beklentileriniz neler?

A. T. : Öncelikle sağlık tabi ki. Hazırlık sürecinde olan bir çok projemiz var. Bir dizi bekliyor. Bu arada ses getireceğine inandığım bu dizi projemizin fragmanını da çektik. Korona öncesinde bu yaz çekilmesi için anlaştığımız filmler vardı. Onlar şartlara göre hayata geçecek. Oyunculuk benim mesleğim, aşkım. Oyunculuğu çocukluğumdan beri yaptığım için benim ayrılmaz parçam artık. Korona süreci bize ne kadar müsaade ederse çalışmalarımıza öyle devam edeceğiz.

K. K. : Yurt dışı projeleri var. Uluslararası projeler bunlar. Önümüzdeki yıl Vatikan’da Ayçin’in de resminin olacağı çok önemli bir sergimiz olacak. Farklı ülkelerde düzenleyeceğim sergiler olacak. Hayat normalleştikçe projelerimiz hayata geçecek.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı