SÖYLEŞİ

Sermet Erkin: ‘Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var’

Söyleşi: Elif Doruk

Sermet Erkin:
‘Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var’

Bir şapkadan çıkan tavşan gerçekten orada mıydı,
yoksa onu görmeye hazır olan yalnızca biz miydik?

Sermet Erkin, bu kez yalnızca numaralarını değil;
düşüncelerini, yaşam felsefesini ve yarım asrı aşan sanat serüvenini bütün açıklığıyla paylaşıyor.

İllüzyon denildiğinde çoğumuzun aklına sahnede gerçekleşen şaşırtıcı gösteriler gelir. Oysa yanılsama, yalnızca sihirbazın ellerinde değil; insan zihninde, günlük yaşamın içinde, hatta gerçeği algılama biçimimizde de varlığını sürdürür.

Türkiye’nin ve dünyanın en uzun süre sahneye çıkan illüzyonistlerinden biri olan Sermet Erkin, tam 55 yıllık sanat yolculuğunu, çocukluk yıllarından başlayan sıra dışı tesadüfleri, sahnenin görünmeyen tarafını ve illüzyon sanatının felsefesini anlatıyor.

Bu söyleşide yalnızca bir sanatçının yaşam öyküsünü değil; gerçek ile algı, akıl ile yanılsama, inanç ile şüphe arasındaki ince çizgiyi de konuşuyoruz. İllüzyonun tekniklerinden yola çıkarak, insan zihninin nasıl çalıştığını, modern dünyanın dikkat oyunlarını, simülasyon tartışmalarını ve “gerçek” dediğimiz kavramın ne kadar sağlam bir zemine oturduğunu sorguluyoruz.

Sahnenin ustası Sermet Erkin, bu kez yalnızca numaralarını değil; düşüncelerini, yaşam felsefesini ve yarım asrı aşan sanat serüvenini bütün açıklığıyla paylaşıyor.

KitaptanSanattan.com / Elif Doruk

Sermet Erkin: 'Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var'

‘Adımı Safiye Ayla ve eşi büyük ud virtüözü Şerif Muhiddin Targan koydu’

    • Sahnede tam 55 yıl. Sanata adanmış bir ömür. Nasıl başladı, nasıl geçti, şimdi neredesiniz? Kısaca anlatır mısınız?

Çocukluk, gençlik zamanlarımda gerek Zati Sungur’a, gerek Safiye Ayla’ya zaman zaman sanatları ile ilgili aklıma takılan bazı şeyler sorardım. Onlarda bana “aman evladım aradan elli sene geçmiş sorduğun şeye bak, nereden hatırlayacağım” derlerdi. Eski yıllarda birde jübile yapmak adeti vardı. Sanatının; 30. Yılı, 40. yılı gibi… O zamanlar bana bu yıllar çok, çok uzun gelir yaşanmışlıklarına şaşar kalırdım. Oysa bugün ben elli yılı, yani yarım asrı aşıp beş senede üstüne geçirdim. Eskiler hayat tesadüflerden ibarettir derlerdi gerçekten öyle. İlkokula başlayacağım sene İstanbul’a taşındık. Bir süre halamlarla aynı konağı paylaştık. Burası BJK’nin ilk kurulduğu evdi. Bir süre sonra burası müteahhite verilmek istenince onlarda biz de Teşvikiye’de kiracı olduk. Bu kiracılık ilkokulun birinci sınıfına Zati Sungur’lara komşu yaptı. Zati Bey’in sahneye veda ettiği yıllardı. Bu komşuluk ailece görüşmeye kaydı ve ben böylece illüzyon sanatının içine girmiş oldum. O senenin sonunda okulda bir müsamere hazırlanmıştı, ben de orada Nasrettin Hoca rolündeydim. Annem, babam, halam ve Zati Sungur’la eşi müsamereye beni seyretmeye gelirlerken yolda Zati Bey’e ziyarete gelen en yakın arkadaşı büyük aktör Necdet Mahfi Ayral’a rastlamışlar ve onu da beni seyretmeye getirmişler. Necdet Bey beni sahnede çok beğenmiş ve bizimkilere -bu çocuğu Şehir Tiyatrosuna alalım- demiş ve böylece 1966 senesinde Şehir Tiyatrosu Çocuk Temsilleri bölümüne başladım. Burada da büyük otorite Ferih Egemen’in öğrencisi oldum. Bakın; daha yirmi yaşımda iken Ferih Bey’e Harbiye Şehir Tiyatrosu’nda bir jübile yapıldı ve Ferih Bey dergisi için benden de bir yazı istedi. Yani o dergide Nedret Güvenç, Jeyan Tözüm, Toron Karacoğlu gibi ustalarla beraber benimde yazım vardır. Bu beni hem onurlandırmış hem de ileriye daha sağlam bakmama fırsat tanımıştır. Bu arada söylemedim; adımı Safiye Ayla ve eşi büyük ud virtüözü Şerif Muhiddin Targan ortaklaşa koyuyorlar. Muhiddin Bey, Ahmet istiyor ama Safiye Hanım daha az bilinen bir isim olsun deyince Sermet’i ilave ediyor. İstanbul’a taşındıktan sonra Safiye Hanım, beni her yere radyoya, konsere, gezmeye götürmeye başlıyor Bir gün radyoda ses sanatçısı Afife Ediboğlu, bu çocuk ileride müzisyen olacak bu gidişle diyor. Oradan Perihan Kövenç, onu Radyo Çocuk Korosuna aldıralım diyor ama imtihan günü geçmiş o zaman bir Çocuk Saatine başlasın diyor ve Safiye Hanım beni Radyo Çocuk saatine yazdırıyor ve böylece radyo hayatım başlıyor. İkinci sınıfta da birden bire kendimi her hafta İTÜ Deneme Televizyonu yayınlarında buldum. Böylece sanatın pek çok koluna iki sene içinde başlamış oldum. Bu tesadüf müdür, şans mıdır, alınyazısı mıdır bilemem. Günümüzde; en uzun süreli işleri yapmış olmakla beraber dünyada da en çok sahneye çıkmış illüzyonistim.

Sermet Erkin:
'Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var'

‘İllüzyonda imkansızı gösterebilmek ancak göstereceğiniz şeye sahip olmakla mümkündür.’

    • Bir illüzyonist olarak sahnede imkânsızı mümkün gösteriyorsunuz. Hayatta “mucize” ile “illüzyon” arasındaki çizgi sizce nerede başlıyor?

Sanat dünyasına girişim belki de hayatımdaki mucizelerin göstergesidir. İllüzyonda imkansızı gösterebilmek ancak göstereceğiniz şeye sahip olmakla mümkündür. Mendilden kuş çıkartmak için bir mendile bir de kuşa ihtiyacınız var. Burada illüzyon sanatı kuşu göstermeden mendili boşmuş gibi gösterebilmektir. Sonra seyirci birden bire mendilden kuş çıkmasına isterse –mucize- desin kim karışır.

‘Makyaj da bir illüzyondur.’

    • Sizin mesleğiniz üzerine düşünürken şunu fark ettim: Belki de illüzyon sadece sahnede yapılan bir sanat değil; insanın gerçeği algılama biçiminin ta kendisi…Peki, size göre insan zihni, günlük hayatta da kendi illüzyonlarını mı üretir ya da insanın inanmak isteyen tarafı bazı yanılsamalara bilinçli olarak mı tutunur?

İllüzyon psikoloji ilmine ait bir terim. İnsan hayatının pek çok anında bilerek yada bilmeyerek illüzyon yapabilir veya karşılaşabilir. En basit örnek ‘makyaj’ bir illüzyondur. Makyaj sırasında yüzde boyalarla gerçekleştirilen değişiklikler tamamen illüzyondur. Terzinin şişman bir kadını daha zayıf göstermek için dikine kalıplar dikine çizgiler kullanması da bir illüzyondur. Sonunda şişman kişi terzinin bu mahareti sayesinde biraz daha ince gözükmüşse bu durum, kişinin kilo kaybından değil, sadece ona bakanların gözlerinde yaratılan algı yanılmasından sebeptir. Burada illüzyonu terzi gerçekleştirmiştir. Göz ise ona gösterilen illüzyonlara karşı daima aldanan organdır. O yüzden illüzyon sanatına ben ‘göz aldanmaları’ derim fakat oluşumu sanata dönüştüren sadece illüzyonun kendi teknikleri değil, beraberinde ışık, müzik, dekor, kostüm gibi fiziki faktörlerle konuşma sanatı, el çabukluğu gibi olmazsa olmaz özellikler gereklidir.

‘Hayat dediğiniz şeyin altyapısında sadece akıl ve kabiliyet var.’

    • Sahnedeki illüzyonun bir hilesi, bir tekniği var. Sizce hayat dediğimiz şeyin de arkasında göremediğimiz bir “mekanizma” olabilir mi?

Bu çok metafizik bir düşünce… Ben realitede var olan tekniklerle illüzyon gösteren birisivolarak böyle bir düşünceye asla sıcak bakmam. Sadece buna değil; levitasyon, hipnotizma, astroloji gibi bu düşünceye kapı açacak şeylere ve hatta -bazıları iddia etse de- bunların bilimselliğine de inanmam. Bana göre hayat dediğiniz şeyin alt yapısında sadece akıl ve kabiliyet var. Buna mekanizma dememek şartı ile şansı da ekleyebilirsiniz. Şans aslında sosyolojik bir olgunun ferdin önüne çıkması. Benim başıma gelenler şansım mı yoksa ailemin önüme çıkarttıkları mı? Şans da varsa özellikle sanatta kabiliyet yoksa hiçbir şey olmuyor. Bunun pek çok örneğini görüyoruz. İnsanlar varoldukları günlerden beri çözemedikleri mistik olayları fala büyüye vb metafizik unsurlara bağlayarak çözmeye çalışmışlar. Geleceği anlamak, bazı olayların nedenini bilmek, eski dilde tecessüs insanın en önemli zaafıdır. Hatta günümüzde bu iyice arttı. Renklerin metafiziği, taşların gizemi gibi boyutlara ulaştırıldı. Örneğin burçları ele alalım. Burçlarla ilgilenip her yılbaşı televizyonlara, gazetelere demeç verenler, her burcu o sene bekleyen pek çok şey söyler; hatta bazıları bunu çeşitli olaylara bağlarlar. Bir sene sonra kimse yahu geçen sene bu astrolog şunları demişti, acaba hangisi tuttu diye dönüp bakmaz. Bu işle ilgilenenlerin hepsi bu işin ilim olduğunu söyler ama bütün gazetelerde aynı gün yayınlanan burçları tek tek okuyun hiçbiri diğerini tutmaz. Pi sayısı dünyanın hiç bir yerinde değişmez ama nedense her astroloğun beyanı aynı gün değişiktir!

    • Size göre “gerçek” nedir? Dokunduğumuz şey mi, gördüğümüz şey mi, yoksa hissettiğimiz şey mi?

Gerçeklik zamana, zemine ve duruma göre değişir. Bir film seyrettiğinizde gözünüzün gördüğü her şey gerçektir. Filmde yollar, sokaklar, insanlar vardır; siz detaylarına kadar görmüşsünüzdür ama aslında hepsi hayaldir. Fakat size algınız seyrettiklerinizi gerçek olarak gösterir. Bir müzik eseri dinlediğinizde duyduğunuz şey gerçektir ama gerçekte elle tutulur sadece bir plak vardır; ortada ne müzisyenler ne de solist vardır ama siz bir eser dinlemişsinizdir. Dinlemiş ve büyük keyif almışsınızdır. Şu halde kulağınıza gelen sesler gerçektir. O müziğin sizde uyandırdığı haz, his de gerçektir ama elle tutulup gözle görülmez.

Sermet Erkin: 'Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var'

‘Kişi bakmadığında ‘illüzyon’ gerçekleşmez.’

    • İllüzyon gerçeğin karşıtı mıdır, yoksa bazen gerçeğe giden kapı olabilir mi?

İllüzyon bir sebeple gerçekte olmayan bir şeyi görmek olayıdır. Bu sahnede bir illüzyonistin yaptığı oyunla da olur, çölde serap görmekle de; nerede olursa olsun kişi bakmadığında ‘illüzyon’ gerçekleşmez. Bu olaya gerçeğin karşıtlığı diyemeyiz; zira fiziki ve ruhi gerçeklerde karşıtlar daima vardır. Onun için duruma gerek yoktur. Sahnede ki illüzyonları size illüzyonistin başarısı gösterir, çöldeki serap olayında illüzyona susuzluk sıcaklık gibi faktörler; bunu da besleyen bıkkınlık, yorgunluk, yalnızlık gibi duygu bozulmaları sebep olur. Burada serap gerçekse karşıtı illüzyon değilse nedir? Yumuşağın karşıtı ise daima serttir. İyinin karşıtı da kötü. Çünkü onda meydana getirilen değil, var olan karşıtlık söz konusudur, İllüzyonda ise illüzyonun olması için daima bir uygulayıcının olması şarttır. O zaman illüzyon gerçeğinde tek faktör, karşı tarafın illüzyon görmesini sağlayacak kişi ya da serap örneğinde olduğu gibi içine düşülen sebepler olmalıdır. Bu da tek anlamla karşıtlık değil durum değişikliğidir.

    • Bazı filozoflar bu dünyanın bir simülasyon ya da büyük bir yanılsama olabileceğini söylüyor. Bir illüzyonist olarak bu fikre yakın hissediyor musunuz?

Üniversitede felsefe tarihi okumuş, bu bölüm mezunu biri olarak 2003’te simülasyon fikrini ortaya atan düşünce insanı Nick Bostrom’a kadar simülasyon terimine hiç rastlamadım. Evet Platon’un Devlet kitabındaki “mağara” örneğine bir yanılsama açıklaması olarak ve Descartes’in gerçekliğin doğasını açıklama şekline simulasyon denebilir mi? Tartışılır! Dense bile hayat gerçek olduğuna göre o gerçeklik içinde görünen illüzyonlar geçici, hayatın gerçekliği ise kalıcıdır. Serap örneğinde kişi çölde su bulduğunu düşünerek illüzyon görür. Sonuçta su varsa –ki yoktur- hayatta kalır, yoksa ölür. Bakıldığında ölmekte, yaşamakta hayatın gerçek olayıdır.

‘Modern dünya dev bir internet sahnesi.’

    • İllüzyon sanatında en önemli unsur dikkat yönetimi. Günümüz dünyasında medya, siyaset ve sosyal hayat da insanların dikkatini yönetiyor. Sizce modern dünya, dev bir illüzyon sahnesine mi dönüştü?

Dönüşmedi. İnsan toplum içinde yaşamaya başladığı ve yazıyı bulduğundan beri zaten hep böyleydi. Sadece şekil değişti. Eskiden killere yazan insan, sonra kağıdı, sonra daktiloyu buldu. İnsan hep aynı insan. Sevinçleri, hırsları, kıskançlıkları ile insan 17.yüzyılda ne ise günümüzde de o. Hiç değişen bir şey var mı? Uygulama farklılıkları geldi o kadar. Modern dünya dev bir internet sahnesi. İnternette düşünüldüğünde bir tür illüzyon. Buna eklenen yapay zeka örnekleri nedir?

    • Bir insanın kendine anlattığı hikâyeler de illüzyon olabilir mi? “Ben buyum”, “Ben bunu yapamam” gibi…

Elbette olur, olmaz mı? Bunun bilimsel adı Self-deception; Türkçesiyle kişinin kendini kandırması. Kişi kendine sürekli, aynı şeyleri tekrarlarsa kendine bazı şeyleri telkin ederse bir gün gelir; dediğine kendisi de inanmış olur. Yani doğrulama yanlılığına uğrar. Kadın etrafının, kocasının dikkatini çekmek için kendine sürekli başının ağrıdığını telkin ediyordur. Bir gün gelir başı gerçekten ağrımaya başlar. Kızı öldüğü halde buna inanmayıp evden kaçtığını söyleyen kişi de bunu sürekli kendisine hikâye ederek bilinç dışı bir mekanizma gerçekleştirmiş olur. Psikiyatristler, bu durumları kandırma olarak sınıflandırıyor olsalar da bunlar bizim konumuz olan illüzyonun çok dışındadır.

    • Çocuklar mı daha zor kandırılır, yetişkinler mi? Ve bu bize insanın saf gerçekliği hakkında ne anlatır?

Ben seyircinin düştüğü duruma kandırılmak demem. Çocuğa da büyüğe de olsa temelde yaptığım işin algı yanılmaları olduğunu belirtip bu işi seyredenleri ve eğlendirmek için yaptığımı söylerim. Sadece çocuklar duygu olarak içindekileri olduğu gibi söylediklerinden onların karşısında gösteri yapmak daha zordur. Fakat onlardaki bu ataklık, heyecan benim yararımadır. İnteraktif bir gösteri sunduğum için onları bu anlamda bilhassa kışkırtıp, onları yanlış yönlendirerek sonuçta beklemedikleri bir sürprizle karşılaşmalarını sağlarım. Büyüklere gelince onların illüzyona karşı kafalarında zaman içinde oluşturdukları kalıplar vardır. Kolundan çıktı, cebinden aldı gibi. Bunu da sizin soruda belirttiğiniz “kandırılma” duygusuna kapılıp aldatıldıkları sanmalarındandır. Her ne kadar ben bunun aksini söylüyor olsam da çoğu seyircide bu ve oyunu çözebilme arzusu vardır. Batılı seyirci böyle değildir. Onlar sadece yaşadıkları anı değerlendirip nasıl yapılıyor sorusunu hiç akıllarına getirmeyip sadece eğlenirler.

    • Tüm illüzyonlar ortadan kalksa, insan gerçeğe dayanabilir mi?

Buna Aristo mantığı ile bir önermede bulunarak cevap vereyim. Diyabet hastalığı kişinin ağzının tadı ile doğrudan ilintilidir. Diyabet hastası çok şeker tüketir, o yüzden hastalık geçmez. Peki ağızdaki tat duygusu, tamamen körelse diyabet hastalığı ortadan kalkar mı? Kalkmaz değil mi? Çünkü kişinin ağzı tat almıyor olsa da pankreas insülin üretmediği için hastalık sürecektir. Bunun gibi tüm illüzyonlar ortadan zaten kalkamaz, şayet kalksa da insan hep aynı insan olduğu için değişen bir şey olmayacaktır.

    • Sizce sahnede illüzyon yapan kişi siz misiniz, yoksa aslında hayatın kendisi mi?

Elbette sahnede fiziken enerjisi ile illüzyonları gösteren benim… O gösterdiğim anda yaşattıklarım ne ise o andaki hayatta odur.

Sermet Erkin: 'Hayat Dediğiniz Şeyin Altyapısında Sadece Akıl Ve Kabiliyet Var'

‘Motivasyonum çocuk sevgisi.’

    • Son olarak; gösterilerinize hâlâ devam ediyorsunuz. Size bu motivasyonu, enerjiyi sağlayan düşünce nedir? Ve sizi izlemek isteyenler için yakın dönem gösteri programınız nasıl?

Buna pek çokları gibi sahne tutkusu, alkışın verdiği haz demem yanlış olmazdı. Fakat beni; menajerim gibi, oğlum, kızım gibi dışarıdan gözlemleyen en yakınımdaki kişilerin ortak bir düşüncesi var ki o da çocuk sevgisi. Kocaeli Karamürsel’de oturuyorum, kalkıp önce İstanbul’a geliyor oradan uçağa binip bir şehre giderek orada birer saatten iki seans sahnede durmamacasına hareketle gösteri yapıp ertesi gün başka şehre giderek iki seans da orada oynayıp aynı yoldan evime dönüyorum. İki seans arasında ayrıca seyircilerin arasına inip fotoğraf çektiriyorum. Dediğim gibi gösterim de çok tempolu, hareketli bir oyun olmasına rağmen bunu başarıyorum. Yanı sıra salonlarda karşılaştığımız sıkıntılar, rötar yapan uçakların yarattığı heyecanlar gibi olumsuzluklarda tuzu biberi. Bunun tek dayanağı dedikleri gibi bendeki çocuk sevgisi… Her gösterimin başında söylediğim gibi onlar Türkiye’nin istikbali…

KitaptanSanattan.com / Elif Doruk

Haberler Çocukların Dünyasını Nasıl Değiştiriyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu