SÖYLEŞİ

Sanem Gonzalez’in Kaleminde Polisiye Ve Mizah Birleşince…

Şevrole Belayir İle Zaman Yolculuğu

Sanem Gonzalez, İstanbul doğumlu, gazetecilik mezunu ve sinema sektöründe yer almış yeni bir yazar. Akıcı bir dili ve mizahi bir üslubu var. Sinema geçmişinin etkisini de eserinde görüyoruz. Okudukça cümleler insanın gözünde canlanıyor adeta. Şevrole Belayir insanın bir solukta okuduğu, bir eline aldı mı zor bıraktığı o kitaplardan…

Şevrole Belayir, zamanların ve mekânların iç içe geçtiği, ilk sayfasından itibaren okuru yakalayan bir kitap. Okuru, kah 60’ların İstanbul’unda nostaljik bir seyahate çıkarırken kah günümüzde gizemli bir maceranın peşine düşürüyor. Şevrole’nin yolcu koltuğunda 60’lı yılların büyülü, çok kültürlü, renkli İstanbul’una yolculuk yapıyoruz adeta. Polisiye ve mizahın dozunda harmanlandığı bu roman, günlük hayatın keşmekeşinden uzaklaşmak, biraz nefeslenmek için birebir.

Nemesis Kitap’tan çıkan ilk romanı Şevrole Belayir ile okurlarla buluşan Sanem Gonzalez ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

  • Şevrole Belayir ilk romanınız. Biraz yazın geçmişinizden, edebiyatın hayatınızdaki yerinden bahsedebilir misiniz?

Edebiyat hep hayatımdaydı çünkü çok ve kaliteli eserler okunan bir ailede büyüdüm. Annem küçüklüğümden beri beni kitap fuarlarına götürür, kitaplar alırdı. İlkokulda kendime bir defter tutmuştum okuduğum kitapları not alırdım. Sonra yazmaya başladım. Kısa öyküler, hatta bir aşk romanı yazmıştım ortaokulda Aşk ve Gurur’u bitirdikten sonra şimdi koyduğum yeri bulamıyorum, keşke bulsam. Tabii Aşk ve Gurur çoğu insanın defalarca okuduğu başucu kitabıdır tam da ortaokul lise yıllarında. Lisede Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Edebiyat Ödülleri’ne şiir dosyası yolladım. Çok amatörceydi ama o heyecanı hala hatırlıyorum, dosyayı belli bir sayıda hazırlamak gerekiyordu tek tek yazmıştım defalarca tüm sayfaları. Üniversitede gazetecilik okudum eklerde yazarken daha özgürdüm ve mizahi bir dilde yazabiliyordum. Sürekli bir şeyler yazardım ama bu romana kadar oturup yazmaya karar verememiştim. Şimdi buradayız.

  • İlk romanı yeni yayınlanmış bir yazarsınız. Bu nasıl bir his biraz bahsedebilir misiniz?

Gerçekten çok özel ve çok güzel bir his. Bir şeyler kurguluyorsun, kâğıda döküyorsun, onaylanıyor, basılıyor ve seviliyor. İlk röportajım yayınlandığında gözlerim doldu. Bu beni ikinci kitabın yazımı için de motive etti.

  • İki zamanlı olduğu kadar iki mekânlı da bir roman aslında Şevrole Belayir. Romanınızda Büyükada da önemli bir yer tutuyor. Bunun özel bir nedeni var mı?

Var. Annem Büyükadalı, orada doğmuş. Onun çocukluk hikâyelerini dinleyerek büyüdüm. Her yaz adaya giderdik. Büyük ailemizle yaptığımız piknikler, fayton gezintileri, çocukken oynadığımız oyunlar, adanın kokusu… Çok güzel anılarım var, annemin de anılarını içselleştirdiğim için yeri bambaşka.

  • Mizah yönü de oldukça kuvvetli bir polisiye Şevrole Belayir. Peki sizi etkileyen polisiye yapımlar, karakterler neler (edebi ve dizi, film olarak)?

Hercules Poirot, X Files Ajan Scully, yazarlar tabii Agatha Christie, Ahmet Ümit, Jo Nesbo gibi şu anda aklıma gelenler bunlar fakat kesinlikle Horatio Canes değil, ama Mary Shelly’yi ayrıca seviyorum. Gencecik yaşında Frankestein’ı bize kazandırıyor.

  • Peki bu romanın devamı gelecek mi? Dedektiflerimizi yeni bir macera bekliyor mu?

Devamına başladım bile. Engin’in çilesi dolmadı. Benim de henüz bilmediğim daha belalı bir maceranın içine girecek. Üçlü bir seri olarak düşündüm ve planladım bir değişiklik olmazsa.

  • Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Umarım okurlar bu romanı benim yazdığım kadar severek okurlar. Çok teşekkür ederim.

Vegan Yaşam Çocuk Gelişimini Olumsuz Etkiler Mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu