SÖYLEŞİ

Ulaş Karakaya: ‘-Yarına Kalan- Ertelenmeyecek Düşlerin Kavgası’

Ulaş Karakaya, yaşadığı toprakların bir belgeselcisi, bir yazarı yani kısaca iyi bir gözlemcisi.
Özgün belgesellerinden sonra şimdi de özgün bir öykü kitabına imza attı. Kendisi ile bu toprakların insanlarının hayat hikayelerini aktardığı, o hikayeleri kendi özgün kalemiyle yoğurduğu, kurguladığı ‘Yarına Kalan’ kitabı ve Türk edebiyatı üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Bakış açısıyla, düşünceleriyle ve kalemi ile bu topraklardan devrimci bir çocuğun kokusunu alacağınız bu söyleşiyi zevkle okuyacaksınız.

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

  • Tanımayanlar için kısaca Ulaş Karakaya kimdir?

1979 Giresun’da doğmuşum. Bir gece yarısı kontrgerilla babamı öldürmeye geldiği için Dereli’nin daha güvenli olduğunu düşünerek simdi yerle yeksan olan Dereli kasabasına taşınmışız. Çocukluğumun bir kısmi adliyenin gri tonlu binasına bakarak geçti. Bu devlet griliği uzun zaman bir karabulut gibi üstümüzde dolandı. Babam Necdet Karakaya öğretmendi; durmadan oradan oraya sürüldü. Bu sürgün dönemlerinde anneannemin yanında Giresun’un en müstesna semtlerinden biri olan Sokakbaşı’nda yaşadım. Sokakbaşı semti çocukluk gözlemlerim açısından bana çok faydalı oldu diyebilirim.

Sonra babamın yolculuğuna istinaden yolumuz Malatya Dinamo Çingenlik mahallesine düştü. O dönem Kürt çocukların içinde bir Karadenizliydim. Bu beş senelik süreci de yaşamsal anlamda büyük bir biriktirmişlik ve tecrübe olarak addediyorum. Sonra tanklar indi Sincan’a pesinden ben…

Ankara günleri. Peşinden seninle de yollarımızı kesiştiren Sakarya Üniversitesi günleri. Yani kısaca taşrayı da yaşamış, metropolü de görmüş ve bunları özümseyerek edebiyatı esas sahibi halka teslim etmeye inanmış, adanmış bir insan diyelim.

Yarına Kalan

” ‘Yarına Kalan’ Ertelenmeyecek Düşlerin Kavgası”

  • İlk kitabın çıktı. İlk kitabın değil mi? ‘Yarına Kalan’ ne anlatıyor? Yarınları mı geçmişten günümüze kalanları mı?

Evet ilk kitabım, doğrusun. “Yarına Kalan”ın içinde toplam 44 öykü var. Bu öyküler irili ufaklı. Bazıları biyografik hikâyeler. Bir kısmı 70’lerin sıcak atmosferinde geçen olayların farklı bir üslupla irdelenmesi. Diğer hikâyeler ise kurmaca da olsa yaşanmışlıkları içine alarak ilerliyor. Tarzım olmamasına rağmen 3 adet de distopik hikaye var. Bunlar son bir senede yaşadıklarımıza istinaden yazmak zorunda hissettiğim öykülerdi.

“Yarına Kalan” kısaca geçmişten geleceğe bir yol, yarına kalmamanın zorunluluğu, ertelenmeyecek düşlerin kavgası.

  • Kitaptaki öyküler ağırlıklı olarak Giresun hikâyeleri mi? Gerçek olaylardan yola çıkarak kurguladığın hikâyeler mi?

Sadece bir yöreye ait hikâyeler yok. Ama şunu kabul edelim doğduğumuz topraklardan beslenmek kadar doğal bir şey olamaz. Bunu yaparken ise önemli olan sadece bir bölge insanının duygularını değil de ulusal düzeyde insanların duygularını yakalayıp enternasyonal anlamda da insanlara ulaşmak lazım. Bence bu kitap böyle bir kitap. Yaşar Kemal Çukurova’yı anlatırken, İsviçre  Alplerindeki Heidi’nin dedesine bile kendini okutabiliyor; mühim olan bu.

  • Sana Karadeniz’in ‘Yaşar Kemal’i diyorlar.

Yaşar Kemal çok büyük bir yazar. Ona erişmek zor.  Üslubumu benzettikleri için olmalı. Öykülerim biraz Ahmed Arif, Biraz Sebahattin Ali, biraz Bekir Yıldız, biraz Yaşar Kemal, biraz Enver Gökçe biraz Nazım, biraz Fakir Baykurt hepsinin bir sentezi, kesişmesi diyebilirim.

  • Kitapta ilginç karakterler var. Hangi karakteri kendine daha yakın buluyorsun?

Zor bir soru… Antogonist Kör Savgu’nun zekası, yine anti karakter Şeytan Selim’in merhameti Durali’nin dirayeti. Her karakterden bir parça ve elbette Alişan’ın sevdası. İsmini bilmediğin bir kızı sevebilmek her baba yiğidin harcı değil.

“Türk Sanatı Egemenlerin Kontrolünde”

  • ‘Edebiyat kirli ellere ve egemenlere bırakılmayacak kadar önemli bir mevzidir.’ Diyorsun. Bu kitabı yazma amacın da biraz da bu mu? Şuanda Türk Edebiyatının durumunu nasıl değerlendiriyorsun?

Türk edebiyatı ya da bunu genişletelim sanatı şu an egemenlerin kontrolünde. Belli başlı reklam ve pazarlama kanalları ile desteklenen yazar ve sanatcı grubundan başka kimsenin nefes almasına müsaade etmiyorlar. Sponsorluk bulabiliyorsanız, bankaları arkanıza alabiliyor iseniz, sanatta isim yapıp ilerleyebiliyorsunuz. Bankalar bu ülkede kitap basıyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu başlı başına bir garabet. A bankası köylüye haciz gönderiyor; ama bastığı kitapta Nazım köylüye sesleniyor:
“Topraktan öğrenip, kitapsız bilendir.”
Oysa artık öğrenecek bir toprağı yoktur köylünün. Çünkü o banka biraz önce icradan satışa çıkardı köylünün elinde kalan son toprağını. Bu çelişkileri ortaya koyamaz ve Sabahattin Alileri, Nazımları bu canavarın elinden kurtaramaz isek yarına bir şey kalmaz. Bugün yarının mücadelesini vermeliyiz.

  • Senin edebiyat dünyasından ve öykücülerden örnek aldığın, beğendiğin yazarlar kimler?

Sabahattin Ali bence Türk edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en iyi öykücüsüdür. Öldürülmesi ile gerici edebiyat insiyatif almış ve bugüne varmıştır. Hayatında bir seyyar satıcıdan alışveriş yapmamış adam sanatçı olabilir mi? Halkın nabzını tutabilir mi? Gecekondulara girmemiş; köye çıkıp koyun sağan kadını görmemiş, bir yer sofrasını oturmamış insanlar yazar olabilir mi? Fransa’da olursun ama Anadolu’da olamazsın. Bu toprağı hissedeceksin. Bu toprak farklı. Beyoğlu’ndan, Etiler’den Anadolu’yu yazamazsınız.

Memleketin Nobelli yazarı Suriye’ye saldırılmasını destekledi. Beşar Esad’ı Kaddafi gibi olursun diye tehdit etti. Kayıtlı bunlar. Silemezsiniz. Bu söylemler egemenlerin dilidir. Edebiyatımızı bu savaş tamtamcılarının elinden kurtarmamız lazım. Bu toprakların acısını bilmeden yalılarda ve köşklerde edebiyat parçalayanlar geçmişte olduğu gibi silinip gidecek, bunlara karşı durmak düzene karşı durmaktır. Dediğim gibi direnmek lazım hem sokakta, hem barikatta, hem edebiyatta..

Bir Yıkımın Öyküsü: ‘Kasaba – Aksu Elleri Göç Eyledi’

  • Seni çektiğin özgün belgesellerle de tanıyoruz. Bu belgeselleri de kısaca anlatır mısın ve en son biten ‘Kasaba’ çalışmanı da?

Geçen sene iki belgesel çektik Mesut Aydın kardeşimle beraber. Birincisi Heyamola belgeseli idi. 70’lerin Doğu Karadeniz bölgesindeki balıkçı örgütlenmesini anlatıyordu. Henüz montajı bitmedi. Diğeri de belirttiğin gibi “Kasaba” . Bir kasabanın tüm kültürel dokusu ile ortadan kaldırılış sürecini anlatıyordu. O şimdi yurt dışında festivallerde şansını deniyor. Ümitliyiz.

” ‘Yarına Kalan’ Bir Direnç Noktasıdır”

  • Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Şöyle diyeyim; “Yarına Kalan” bir direnç noktasıdır. Direnç noktasında olan tüm çalışmaların desteklenmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu yozluğu, gericiliği başka türlü yenemeyiz. “Yarına Kalan”ı okuyun; okutun buna ihtiyacımız var. İnsanlar farklı kalemlerin de olduğunu bilsin. Bize nefes alanı açacak olan, oksijen verecek sizlersiniz. Bizim ormanımızsınız. İnsan ormanı. Biz bu yüzden severiz ağaçları, insanları. Babamın selamı ile bitireyim; “Dev selam herkese…”

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

Kitaba buradan ulaşabilirsiniz: https://www.kirmizikedi.com/kitap/urun/74320280fe284782a13acca117d3ecdd
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı