KÖŞE YAZILARISalime Kaman

Gri Belirsizlikler – Salime Kaman yazdı…

İki yıl sonra yine Arkansas’dayım. Kar geceden yağmaya başladı. Her yer bembeyaz, Özlemişim beyazın sessizliğini.

Kuşlar yok. Bahçedeki çınar ağacının etrafına bir kavanoz kuş yemi serpiyorum. Hava kar kokuyor. İçime doya doya çekiyorum.

Karla kaplı bahçeden, arkada ayak izlerimi  bırakarak eve dönüyorum.

Cam önünde ki bir koltuğa oturuyorum. Gözlerim hala yağan karda,

Bembeyaz karların üzerinde bıraktığım ayak izlerimin karartıları takılıyor gözlerime. Kirlettim o tertemiz karları diyorum içimden.

Kir mi ?

Kuşları görüyorum karların üzerinde, buldukları yemleri gagalıyorlar. Ya bulamayanlar?

Gözlerim karların üzerinde, düşün yolculuğuna çıktım yine, beyazın üzerinde geri geri kayıyorum. Kendimi  ‘gri belirsizlikler’ içinde geçen iki yılın ardında buluyorum. Kocaman ağır geçen gri iki yıl.

Tüm olumsuz şartlarla ve insanlarla mücadele etmek! Farklı olan, sadece bu kez kendi başımayım. Yorgunum…

Bu benim ülkemin en temel özelliği oldu. Herkes yorgun ve mutsuz.

Bizler çöküş durumunda ki bir toplumun tam ortasında yaşıyoruz. İnsana saygı yoksulu olduk.

Ayrıcalıklarımız yok. Çürüme her yerde. Tam bir çürüme çağındayız. Hegel’in dediği gibi ‘akıl, akıl dışı’ oldu. Her türlü hurafeler palazlandı. Garip dinsel tarikatların yayılması bir veba gibi her gün artıyor. Son otuz yılın her yeni gelen yılları bize umut zannettiğimiz davetleri ile el sallarken, karanlık ‘çağlar’a doğru en korkutucu geri savrulmalara tanık oluyoruz.  Ailelerin parçalanmaları, uyuşturucu salgını, akılsız şiddete maruz kalmalar, devlet baskısının artırılması, daha fazla polis, daha fazla hapishane, muhtemel suçlu gibi soruşturulmak nedir sizce?

Marx’ın dediği gibi ‘Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır’.  Çok doğru, bu ayrıcalıklılar, masum insanları acımasız bir kavganın içine çekiyorlar.

İnsanlar derin bir yoksulluk içinde. Gri belirsizlikler ürkütücü.

Kar yağmaya devam ediyor. Doğa, beyaz giysilerini giymeye devam ediyor. Katmanlar artıyor. Ne kadar devam eder bilmiyorum ama mutluyum. Her katman bembeyaz.

Bizde nasıl? diyorum kendime.

Onlar için hissettiğim sorumluluk duygumla, bir dolu kavanoz kuş yemini çınar ağacının sadık ziyarecileri için bahçeye bırakıyorum, daha derin ayak izlerimi arkamda bırakarak yavaş, yavaş eve dönüyorum.

Bilim dünyamız? Kapitalizmin genel çürümesinden uzak durduğunu sandığımız bilim dünyamız. Nicelik niteliğe tercüme olmuyor artık. Niceliksel etki, bilimsel araştırmalar üzerinde olumsuz etkilerini artırarak bilimsellik derinliğini kaybettirdi. Olup-biten tek şey, kültürün yok edilmesiyle birlikte, içsel çürüme ve çözülme her yerde!

Ya bilimcilerimiz? Bunların çoğu politikaya uzak durduğunu söylese de, onların kendilerini sarıp sarmalayan mevcut ön yargıların daha kolay kurbanı olduklarını görmemek mümkün mü?

Fikirlerinin gerici politik tutumları desteklemek için kullanmalarını göz ardı edilebilir mi? Edilemez tabi ki! Çünkü onlar bu kötü tutumlara göz yumarak suça ortak olmuyorlar mı? Bu nedenlede hep yanlış anlaşılmalardan yakınıyorlar.

Yakınamazsınız!

Ya ayrıcalıklardan yoksun olanlar? İngiliz araştırmacı yazar William Rees Mogg  ‘Onların sınıf atlama olasılıkları ne kadar az olursa yoksulun bilimin dışı, hayal mahsulü bir dünya görüşünü benimsemesi o kadar rasyonel olur. Onlar teknolojinin yerine büyüyü koyarlar’ der. Doğruda söyler.

İnsanların açlık sınırında yaşadığı ülkemizde, tüm nüfusun bilinçli ve denetim katılımını içeren, kelimenin gerçek anlamında demokratik toplum varlığından söz etmek doğru mu sizce?

İnsanların, işçilerin, ortak ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan dernekler tek tek yok oldular. Olmaya da devam ediyorlar.

Eğitimlisi-eğitimsizi, çalışanı- çalışmayanı, büyüğü-küçüğe, küçüğü-büyüğe saygısızlık, yaşamın her yerinde, devlet yönetimde, apartmanda, sokakta, iş yerinde, okulda her yerde!

Çok üzücü ve acı verici. Saygının olmadığı yerde mutluluk da olmaz. Mutsuz insanların sayısı her geçen gün daha da artıyor. Bunun önüne ancak çokluluğun ve farklılığın varlığı tanındığında geçilebilir.

Farklılığın ve çokluluğun varlığı 20. yüzyılda büyük mücadelerle kazanılmışken, 21. yüzyılda tüm kazanılmış hakların tek tek kaybedilmesini sağlayan rejimlerde, hak ve özgürlüklerin güvencesinden bahsetmek mümkün mü?

Tıpkı Nietzsche’nin toplum ve kültür yapısıyla ilgili gelecek öngörüsünde bahsettikleri gibi! Zamanımız yozlaşma, değersizlik, hiçlik, ruhsuzluk, yazgı, ahlâk, yeni ve eski gibi birçok kavramlarla örtüştürülüyor.

19.yüzyılda Nietzsche, ‘uluslar tekrar düşmanca birbirinden ayrılıyorlar. … bilimler … parçalanıyor ve kesin olarak inanılan her şeyi çözüyorlar. … dünya asla [bundan] daha fazla dünyasal/maddi olmamıştı, asla sevgi ve iyilikten daha yoksul/zavallı olmamıştı. Çağdaş sanat ve bilim de dahil her şey, gelmekte olan barbarlığa hizmet ediyor. … güçler vardır orada, çok büyük ama vahşi, ilkel ve tamamen acımasız güçler. … artık dünyada her şey sadece en kaba ve en kötü güçler tarafından belirlenmektedir, para babalarının (money-makers) egoizmi ve askeri zorbalar tarafından. “Daha yeni insanın varoluşu “daha eski kültürlerden borç alınan anlatılmaz renkliliğe rağmen anlatılmaz bir fakirlik ve tükenmişlik göstermektedir.” Eğitimin yerine eğitim hakkında bilgi geçmiştir. İçinde “gri bir belirsizlik, içini kemiren bir huzursuzluk, en çalışkan can sıkıntısı ve dürüst olmayan bir sefalet hüküm sürmektedir der.

Olup-biten tek şey, kültürün yok edilmesiyle birlikte, içsel çürüme ve çözülmedir. Hiçbir şey ayakları üzerinde sağlam duramamakta artık.

Aklı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönelinen dönem, 18.yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkıp gelişmiş ve ‘aydınlanma’ fikriyle yaygınlaşmış ‘Akıl Çağı’nda, aklına çok fazla güvenen insanın sonunda aklını yitirme noktasına geldiğini, değerlerini kaybetmeye başlayıp anlamsızlığa ve hiçliğe gömüldüğünü, saçma sapan fikirlerin kıskacında debelendiğini, söylemden eyleme bir türlü geçemediğini ve bu yüzden de ilham, hayal, yaratıcılık, amaç, tutku gibi birçok olumlu davranışından vazgeçmeye başladığı bir durumla 21.yüzyılda yine karşı karşıyayız.

Çözüm ne/nasıl olacak?

Cevap tek; tıpkı Dostoyevski’nin, “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” sözünde olduğu gibi ‘her insan herkes karşısında her şeye karşı sorumluluk hissettiğinde  ve  ‘biz’ olabildiğini kabul ettiğinde,  olacaktır.

Salime Kaman
Ressam- Sanat Yazarı
Arkansas, Ocak 2021

YEDİNCİ KEZ KARNAVAL KAFASI ADANA’DA SOKAKTA - Salime Kaman yazdı... 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu